1. AÇIK TOPLUM İDEOLOJİSİ VE SOROS VAKFI

İngiliz derin devletinin sahiplendiği ideolojilerden biri “açık toplum” anlayışıdır. İddiası ise şudur: Açık toplum anlayışı gündeme gelip devreye girdiğinde, özgürlüğü ve demokrasiyi esas alan ve şiddete karşı toleranslı, şeffaf bir devlet ortaya çıkacaktır. Ancak gerçekte buradaki amaç, şeffaflık kavramı adı altında, kişileri, ideolojik ve dini grupları fişlemek ve onlar üzerinde İngiliz derin devleti kontrolü sağlayabilmektir. Dahası, ülkeler üzerinde hegemonya kurmak; “turuncu”, “kadife” gibi isimlerle yumuşatılmaya çalışılan ayaklanma, isyan ve devrimlere ortam hazırlamak; ülkelerin kendi halklarını kullanarak gizli ve örtülü darbeler gerçekleştirmek Açık Toplum ideolojisinin temelidir. Söz konusu ideoloji; barışçıl ve özgürlükçü görünüm altında kilit ülkelere ulaşmış ve ulaştığı her yerde isyanlar, ekonomik krizler, istikrarsızlıklar hakim olmuştur. Bunun en vahim örneklerinden biri, korkunç etkileri halen devam eden Arap Baharı’dır.

Türkiye’de de Gezi Olayları dahil olmak üzere uygulamaya geçirilen veya plan aşamasında durdurulan kalkışmalarda Açık Toplum ideolojisi daima arka plandadır. Bu konuya ilerleyen satırlarda delillerle yer verilecektir.

Açık toplum teorisyenleri, ideolojilerini kurgularken yine o göz boyayıcı, “özgürlük ve demokrasi” kelimeleri kullanılmış; açık toplum kavramı, özgürlük ve demokrasinin önemli bir şartı olarak sunulmuştur. İngiliz derin devletinin himayesindeki düşünce kuruluşları “açık toplum” başlıklı sayısız oturum yapıp sayısız rapor hazırlamışlardır. İngiliz derin devletinin himayesindeki medya, açık toplum fikrini her fırsatta göklere çıkarmıştır. İngiliz derin devletinin yancıları, hemen her imkanda bu kelimeleri kullanmış ve “ilerici bir ülke olmak için açık toplumun ne kadar önemli olduğunu” anlatıp durmuşlardır. Açık toplumun ne anlama geldiği konusunda pek kimsenin fikri yoktur; ama entelektüel görünmek ve demokrasi savunucusu gibi algılanmak bunu gerektirdiği için dilden düşmemektedir.

AcikToplumSiddet 1. AÇIK TOPLUM İDEOLOJİSİ VE SOROS VAKFI
Özgürlük ve demokrasi güzel kavramlardır. Fakat İngiliz derin devletinin bu kavramları kullanarak başlattığı şiddet olayları, mutsuz halka daha fazla mutsuzluk getirmiştir.
LondraAnarsi 1. AÇIK TOPLUM İDEOLOJİSİ VE SOROS VAKFI
Londra sokakları da, Açık Toplum teorisyenlerinin planlarının hedefi olmuştur.

Özgürlük ve demokrasi, kuşkusuz son derece önemli iki kavramdır ve bu kavramlar asıl olarak Kuran’da savunulan ve en mükemmel şekilde Kuran’da tarif edilen kavramlardır. Dolayısıyla bu kavramların savunucusu ve koruyucusu olmak biz Müslümanlar için ulvi bir görevdir.

Buradaki anlatım ile varmak istediğimiz nokta, İngiliz derin devletinin, özgürlük ve demokrasi gibi iki önemli ve gerekli kavramı, kendi sinsi amaçları için kullanıyor olmasıdır. İngiliz derin devleti, istenileni yapmadığında insanları kolaylıkla “demokrasi karşıtı”, “özgürlükler karşıtı”, bilim karşıtı” olarak yaftalayabilmektedir. Bu suçlayıcı etiketler, söz konusu kişilerin kolaylıkla toplumdan dışlanmasına, bağnaz ve geri kafalı olarak addedilmesine yol açmaktadır. Bu stratejiyi kavramış olan derin devlet destekçileri kısa yoldan insanları damgalamayı tercih etmektedirler. Sadece insanlar değil bazı ülkelerde hükümetler dahi bu şekilde bir damgalamaya maruz kalmaktadırlar.

Açık toplum fikrini ortaya atan kişi Avusturya kökenli İngiliz felsefeci Karl Raimund Popper’dır. Popper gençlik yıllarında Marksist felsefeyi benimsemiş ve Avusturya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne üye olmuştur. Bazı arkadaşlarının silahlı çatışmada ölmesinden sonra Marksizm’e sırtını döndüğü söylenmektedir.410

KarlRaimundPopper 1. AÇIK TOPLUM İDEOLOJİSİ VE SOROS VAKFI
Açık Toplum fikrini ortaya atan Karl R. Popper ve Açık Toplum ve Düşmanları isimli kitabının ilk cildi

Popper, 1937’de Yeni Zelanda’ya yerleşmiş ve burada dünyaca tanınmasını sağlayan ve Türkçe’ye Açık Toplum ve Düşmanları olarak tercüme edilen eserini yazmıştır. 1946’da İngiltere’ye taşınarak İngiliz derin devletinin özel bir önem atfettiği London School of Economics’te (Londra Ekonomi Okulu) çalışmaya başlamıştır. Londra Üniversitesi’nde de Profesörlük yapan Popper, Kraliçe II. Elizabeth tarafından 1965’te şövalye ilan edilmiş, 1982’de de yine Kraliçe tarafından Onur Dostu Nişanı ile ödüllendirilmiştir.411

PopperLSE 1. AÇIK TOPLUM İDEOLOJİSİ VE SOROS VAKFI
İngiliz derin devletinin özel bir önem atfettiği London School of Economics, sokak gösterilerinin en fazla gerçekleştiği yerlerden biridir. Popper’ın ders verdiği okul, onun fikirlerini savunan bireyler yetiştirmiştir.

Popper’in ardından Açık Toplum ideolojisinin uygulayıcısı olarak karşımıza çıkan isim George Soros olmuştur. Soros, Popper’in sakıncalı ideolojisini çağımıza uyarlamış ve “renkli devrimler” adı altında dünyaya yıkım ve parçalanma getiren ayaklanmaların kurgulayıcısı olmuştur. İlerleyen satırlarda konu ile ilgili detayları okuyabilirsiniz.

 

Açık Toplum İdeolojisi ve Darwinizm

PopersEvrim 201x300 1. AÇIK TOPLUM İDEOLOJİSİ VE SOROS VAKFI
Popper’in Objektif Bilgi: Evrimsel Yaklaşım isimli kitabı

Eski bir komünist olan Karl Popper, gerçekte Açık Toplum fikri zemini dahilinde, devlet kontrolünün bulunmadığı, aile ve manevi değerlerin yok edildiği, komün sisteminin hakim olduğu bir sosyal düzenin; yani yine komünist sistemin hayalini kurmaktadır. Evrim fikrini toplum içinde yaygınlaştırarak, şeffaflık adı altında toplumun bazı kesimlerini kontrol altında tutarak, toplumları dini ve manevi tüm değerlerden uzaklaştırarak, aslında İngiliz derin devletinin hedeflediği toplum modelini kurgulamaktadır. Fakat bu model, “komünizm” gibi sakıncalı isimler altında değil, “açık toplum” adı altında daha çağdaş ve etiketinde özgürlükler kavramına yer veren sahte ideolojiler yoluyla gerçekleştirilecektir. Bunun için de, “özgürlükler” etiketine kanmış olan gençler kullanılacak ve komünist devrimler, bu defa özgürlüklerini isteyen, fakat gerçekte oyuna geldiğini anlamayan gençler kullanılarak gerçekleştirilecektir.

Açık toplum fikrinin babası sayılan Karl Popper, evrim teorisine her zaman son derece ilgi duyduğunu ve evrimi “bir gerçek olarak” kabullenmeye çok hazır olduğunu açıklamıştır.412 Darwin’in evrim teorisinin toplumlar için de geçerli olduğu iddiasını ilk savunan İngiliz antropolog Herbert Spencer’ın hatırası için Oxford Üniversitesi’nde “Evolution and The Tree of Knowledge” (Evrim ve Bilgi Ağacı) isimli bir ders vermiştir.

Popper, bilimsel kuramların bilimsel olabilmeleri için mutlaka doğrulanabilir ve yanlışlanabilir olmaları gerektiği iddiasıyla ortaya çıkmıştır.413 Oysa evrim teorisi Popper’in bu şartına uymamaktadır. Nitekim kendisi de “Darwinizm’in, test edilebilir bir bilimsel teori değil, metafizik bir araştırma programı … olduğu sonucuna vardım.414 diyerek bunu açıkça ifade etmiştir. Dolayısıyla Darwinizm’in bilimsel hiçbir delili olmadığını bilmektedir. Popper’in non-teist yani Allahsız bir kuram olarak nitelendirdiği Darwinizm’i savunmasının tek sebebi, türettiği ideolojisine sahte bir altyapı hazırlıyor olmasıdır.415 (Allah’ı tenzih ederiz.)

Popper’in “açık toplum” fikrinin, komünizme ve faşizme karşı türetildiği iddiası gerçekleri yansıtmamaktadır. “Açık toplum” modeli, komünizmin şirin kavramlarla ve yeni bir ambalajla sunumundan başka bir şey değildir. Yöntemlerinin komünizmin yöntemlerinden, düşlediği toplum düzeninin komünizmin düşlediği toplum düzeninden hiçbir farkı yoktur. Komünist ideolojinin, işçi ihtilali veya köylü ihtilali yoluyla yapmayı planladığını, legal görünümlü sivil ayaklanmalar yoluyla yapmayı hedeflemektedir. Yine sınıfsız, kuralsız bir toplum kurma iddiasındadır.

Keza açık toplum, başta evrimi savunması ve ardından maneviyat, aile ve devletin olmadığı bir komün toplumunu tarif etmesi ile tümüyle komünist bir sosyal düzeni hedeflemektedir. Dinsiz ve cinsel anlamda her türlü serbestliğin yaşandığı, ahlaki tüm değerlerden uzak toplumlar hatırlanacağı gibi hep Marks’ın hayalleridir. Açık toplum teorisyenleri de örtülü bir şekilde bu hayat şeklini ön plana çıkarmaktadırlar. Demokrasi ve özgürlükler adı altında toplumlarda isyanlar çıkarma ve şiddeti körükleme, komünizmin “devrim” fikrinin temelini oluşturmaktadır.

AcikToplumAhlak 1. AÇIK TOPLUM İDEOLOJİSİ VE SOROS VAKFI
Karl Popper, Açık Toplum fikri zemini dahilinde, devlet kontrolünün bulunmadığı, ailenin olmadığı ve manevi değerlerin yok edildiği bir toplum modelini kurgulamıştır.

Açık toplum teorisyenleri her ne kadar bu devrimlerin “barışçıl” olduğunu iddia etseler de gerçek bundan çok farklı olmaktadır. Sadece devrimler değil, söz konusu isyanların ve protestoların sonrasında bırakılan enkaz da, hedeflenen ülkeye yıllarca büyük belalar, yoksulluk, mutsuzluk getirmektedir. Açık Toplum fikrinin uzandığı her yer adeta bir batağa dönüşmektedir.

 

Açık Toplum İdeolojisi ve Homoseksüellik

İngiliz derin devleti, 4 asırlık dünyaya hakim olma mücadelesi sonrasında, manevi bağları zayıf olan toplumları kolayca yutabileceğini, buna mukabil manevi bağları güçlü toplumlardan direnç göreceğini anlamıştır. Bu nedenle, hedefindeki ülkelerin toplumlarının maneviyatlarını zayıflatmak, onun önemli bir önceliği olmaktadır.

Bu nedenle İngiliz derin devleti, toplumların manevi bağlarını zayıflatan ve onları manevi değerlerden uzaklaştıran olgulara özel bir önem vermektedir. Bu olgulardan biri de ahlaki dejenerasyon ve homoseksüelliktir.

“Açık Toplum” kavramını suiistimal eden kimi kuruluşlar, homoseksüelliği dünyanın dört bir yerinde açık bir biçimde desteklemekte ve bunun desteklenmesi için büyük bir medya çalışması yapmaktadır. Buradaki hedef homoseksüelliği, özellikle dini, ahlaki, manevi anlamda güçlü toplumlara benimsetebilmek ve onları dejenerasyona sürükleyebilmektir.

Homoseksüellik üç İbrahimi din tarafından haram sayılan bir fiil olduğundan, bu eylemin teşvik edilmesi, manevi değerleri zayıflatmanın ve dejenere etmenin bir yolu olarak görülmektedir.

Bu amaçla söz konusu kuruluşlar, homoseksüelliği destekleyen propagandalar yapmakta, organizasyonlar ve kampanyalar düzenlemektedir. Açık toplum zihniyetini destekleyen bir vakfın sitesinde bu amaçla pek çok yazı ve habere yer verilmiştir. Bazı başlıklar şöyledir: “İrlanda’da homoseksüellerin evlenmesi”; “Kırgızistan’da homoseksüellere sağlanan haklar”; “Doğu Afrika’da homoseksüel haklarının savunulması”; “Rusya’da homoseksüel hakları için mücadelenin teşvik edilmesi”; “Doğu Avrupa’da homoseksüel haklarının savunuculuğu”; “Kenya’da homoseksüel hakları için savaş”; “Gürcistan’da homoseksüeller için cesur bir adım”; “Moldova’da homoseksüel hakları”; “Birleşmiş Milletler’de homoseksüel hakları”.416

Dikkat edilirse burada adı geçen ülkelerin büyük bir çoğunluğu Müslüman çoğunluğa sahiptir; bir kısmı da Rusya gibi hedefteki ülkelerdir. Amaç, manevi değerlerine bağlı toplumları en kısa yoldan manen zayıf hale getirebilmek, tehdit görülen ülkelerde de devletleri içten çökertebilmektir.

Örneğin söz konusu vakıflardan biri, “Adaletin T Hali” olarak isimlendirdiği bir projenin amacını kendi yaratılışlarını bozarak toplumu dejenere etme konusunda önemli bir yeri olan “transseksüel bireylerin toplum içinde güçlendirilmesi” olarak açıklamıştır. Proje kapsamında transseksüellere hukuki danışmanlık ve destek vermiş ve sosyal medyada kampanyalar düzenlemiştir.417

“Türkiye’deki LGBT Hareketi”, Açık Toplum ideologları tarafından desteklenen bir proje olarak açıklanmıştır. Bu proje kapsamında British Council aracılığı ile Türkiye’ye getirilen homoseksüel İngiliz aktörler Ian McKellen ve Michael Cashman ile yapılan söyleşide yoğun olarak homoseksüellik propagandası yapılmıştır. McKellen “LGBTİ aktivistlerinin gerçek bir dayanışma içinde olması halinde oluşacak hareketin; toplumu, kurumları ve düşünceleri dönüştürme gücüne sahip olacağını” iddia ederek Açık Toplum’un hedefinin sözcülüğünü yapmıştır.418

Köşe yazarı Adnan Öksüz, Açık Toplum zihniyetini savunan bazı kurumların, Türkiye’de maddi yardımda bulunduğu STK’ların bir listesinin ortaya çıktığını belirtmiş ve konuyla ilgili olarak şunları yazmıştır:

Kadife devrimlerin ve gerilimlerin yaşandığı ülkelerde hep Soros’un adı ön plana çıkıyor. Karanlık planların uygulayıcısı, işte bu George Soros’un vakfı 2015 yılında Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına tamı tamına 4.3 milyon TL destek verdi. Verdiği desteklerle 18 milyon TL tutarında proje geçekleştirildi.419

Habere göre Açık Toplum sistemini yaygınlaştıran George Soros’un desteklediği kurumlar arasında, İstanbul Homoseksüel Dayanışma Derneği, Kaos Homoseksüel Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, Uluslararası Şeffaflık Derneği ve Pembe Hayat Homoseksüel Dayanışma Derneği gibi kurumlar da bulunmaktadır.

Demokrasi ve özgürlükler iddiasıyla ön plana çıkan Açık Toplum ideolojisinin bu görünürdeki amaç ile homoseksüellik gibi eylemleri meşrulaştırma çabası, kesin olarak bağdaşmamaktadır. Demokrasi ve özgürlükler, toplumların dejenere hale getirilmesi ile sağlanamaz; tam tersine toplumun dejenere olması, toplumun kısa zaman içinde maddi ve manevi olarak çökmesi, tüm hayat sevincini kaybetmesi, mutsuzlaşması, öfkeli, kavgacı ve karamsar hale dönüşmesine neden olacak ve bu da, toplumlara özgürlük değil tam tersine baskıcılık getirecektir. Halkların mutsuz olduğu, karamsarlaştığı ülkeler ise kısa süre içinde çöküşe doğru ilerlemeye mahkumdur.

Elbette İngiliz derin devletinin asıl amacının zaten bu olduğunu unutmamak gerekmektedir. Daha önce de belirttiğimiz gibi “özgürlükler” ve “demokrasi”, İngiliz derin devleti için daima bir kılıftır. İngiliz derin devleti, bu kılıf altında devletleri ve toplumları çöküşe götürmeyi hedef olarak belirlemiştir.

Demokrasi ve özgürlükler asıl olarak İslam dininin savunduğu değerlerdir ve gerçek İslam’ı savunan herkes, gerçek demokrasi ve özgürlüğü de savunur. Sınırları böylesine geniş olan bir demokrasi modelini dünya henüz yaşamamıştır. İnsanlar, gerçek İslam’ın bu güzelliğinin tam olarak farkında olmadıkları için başka arayışlar içindedirler. Oysa diğer tüm arayışlar, kendilerine bekledikleri özgürlüğü hiçbir zaman sağlamayacaktır.

 

George Soros ve Finans Şebekesi

Popper’in “açık toplum” fikrinin günümüz savunucusu olarak George Soros ön plana çıkmaktadır. Macaristan’da doğan, ardından 1947 yılında İngiltere’ye göç eden Soros, adı sıklıkla İngiliz derin devleti ile birlikte anılan London School of Economics’te (Londra Ekonomi Okulu) eğitim gördü. Soros, üniversite yıllarında, aynı okuldaki hocası olan Popper’ın fikrini sahiplenmiş ve dünyanın dört bir yanında “açık toplumlar oluşturma” iddiası ile faaliyet yürüten organizasyonlar kurmuştur.420

Ünlü finans spekülatörü George Soros’un liderliğindeki kurumlar, Avrupa Kraliyet aileleri ve önde gelen aristokratları tarafından kontrol edilen, özel bir gizli finans şebekesinin görünür yanıdır. Bu şebeke, üyeleri tarafından Club of the Isles (Isles Kulüp) olarak isimlendirilmektedir. Isles Kulübü’nün kalbi, eski İngiliz İmparatorluğu’nun finans merkezi olan Londra şehridir.

George Soros, Ortaçağ’da “Hofjuden” yani “Saray Yahudileri” denilen ve eski aristokrat aileler tarafından yönetilen, güçlü ama oldukça gizli bir şebekenin üyesidir. En tanınmış Hofjuden ise, Soros’un kariyerini de başlatmış olan Rothschildler’dir. Rotschildler, Isles Kulübü’nün üyeleri ve aynı zamanda İngiliz Kraliyet ailelerinin bankerleridir.

Soros’un, dünya finansal piyasalarını, bir özel yatırım fonu (hedge fon) olan off-shore (kıyı bankacılığı) şirketi Quantum NV Fonu kanalıyla speküle ettiği (tahminlere dayanarak alım-satım yaptığı) bilinmektedir. (Hedge fonu: Katılma payları sadece nitelikli yatırımcılara ayırılmış olan süper zenginlerin yatırım fonudur.)

Söz konusu hedge fonun müşterilerini ya da yatırımcılarını temsilen yaklaşık 11 ila 14 milyar dolarlık bir rakamı yönettiği belirtilmektedir. Bu yatırımcıların en tanınmışlarından biri, Soros’a göre, Avrupa’nın en zengin kişisi olan İngiltere Kraliçesi Elizabeth’tir.

Soros’un kendisi Quantum Fonu’nun yönetiminde bulunmamaktadır. Bunun yerine Soros, Quantum fonuna, sahibi olduğu New York merkezli Soros Fon Yönetimi Şirketi kanalıyla resmi yatırım danışmanı olarak hizmet etmektedir. Şayet herhangi bir kimse Soros’un Quantum fonu operasyonlarının detaylarını ortaya çıkarmak isterse Soros kendisinin sadece bir yatırım danışmanı olduğunu iddia edebilecektir.

Söz konusu fonun yönetim kurulunda Amerikan vatandaşları bulunmamakta; müşteriler arasında da ABD vatandaşı sınırlı sayıda olmaktadır. Dolayısıyla ABD’nin de söz konusu fonu denetleme yetkisi yoktur. Fonun yöneticileri İngiliz ve İsviçreli finansçılardır. Keza Soros, kendisi Amerikan vatandaşı olsa da özellikle İngiltere’ye yönelik bir faaliyet içindedir. Neredeyse tüm güçlü bağları Londra’dadır. Soros’un Sir James Goldsmith ve Lord Rothschild ile iş ilişkileri, onu, İngiliz siyasetinde Thatcher yönetiminin iç dairesine yerleştirmiştir.

Soros’un Açık Toplum’u, İngiliz derin devletinin en önemli kuruluşlarından Chatham House ile tam bir fikir ve eylem birliği içindedir. Chatham House ve Açık Toplum Vakıflarının ortak katılımı ve işbirliği ile düzenlenen organizasyonlarda; Avrupa’da istikrarsızlık421, Afgan ayaklanması422, Türkmenistan’ın iç ve dış politikası423, AB’nin Lizbon Zirvesi sonrasındaki Afrika Dış Politikası424, Kenya ve Uganda425, Ukrayna426, Britanya’nın Doğu Asya’daki rolü427 gibi dünyanın değişik bölgelerindeki politikalar ele alınmaktadır. Chatham House’un Fas ile ilgili düzenlediği organizasyonun konusu da “Fas’ta hayata geçirilecek olan açık toplum projesi için belirlenen siyasi ve sosyoekonomik hedefler” olarak belirtilmiştir.428

Açık toplum fikrini hayata geçirme konusunda Chatham House tek yardımcı değildir; Chatham House’un ABD temsilcisi ABD’deki Dış İlişkiler Konseyi de (CFR) Açık Toplum Vakıflarının en büyük destekçilerindendir.

Chatham House ve Açık Toplum kurumları sadece ortak organizasyon yürütmek ile yetinmemektedirler. İki kuruluş arasında finansal bağlantılar da mevcuttur. Örneğin Chatham House, kendi internet sitesinde destek aldığı önemli kişiler listesinde Açık Toplum Vakıfları Küresel Yönetim Kurulu Üyesi Alexander Soros’a yer vermektedir.429 Alexander Soros, George Soros’un oğludur. Ayrıca Açık Toplum Vakıfları, Chatham House’un yürüttüğü birçok programın finanse edilmesinde de kullanılmaktadır.430

Bütün bunlardan anlaşılabileceği gibi, Soros ve onun idaresindeki Açık Toplum fikri, tümüyle İngiliz derin devletinin himayesi altında şekillenmektedir. Bu fikrin toplumlara empoze edilme şekli de tümüyle İngiliz derin devletinin yöntemleriyle olmaktadır. Açık Toplum adı altında gerçekleşen eylemler incelendiğinde bütün bu olayların İngiliz derin devletinin kontrolünde gelişmekte olduğu hemen dikkat çekecektir.

 

Soros ve Sivil Devrimler

Popper’in açık toplumu, “siyasilerin kan dökülmeden devrilebileceği” bir toplum modelini savunur. Yani hedefte siyaset ve liderler vardır. Söz konusu proje, İngiliz derin devletinin sistematik olarak uyguladığı “hükümetleri yıkma” planı için getirilmiş bir öneridir. Ne var ki, sözde şiddete karşı olduğunu ifade eden Popper, kapalı topluma kayma ihtimalinde şiddeti meşru görmektedir.431 “Kapalı topluma kayma ihtimali” de oldukça göreceli bir kavramdır. Hükümet, herhangi bir şekilde bu iddia ile suçlanabilir ve bu takdirde açık toplum modelinin kanun koyucuları için artık her türlü şiddet eylemi meşrulaşmış olur.

Popper’in fikri altyapısını oluşturduğu “sivil devrimler”, başta Soros olmak üzere Açık Toplum teorisyenleri tarafından “renkli devrimler” adı altında hayata geçirilmiştir. Söz konusu ismin seçilmesinin özel bir önemi vardır. Renkli devrim ifadesiyle, bu eylemlerin kan dökülmeyen, barışçıl protestolar olduğu görümü verilmek istenmektedir. Bu masum isimlerle kitlelere çekici hale getirilmeye çalışılan söz konusu eylemler, gerçekte toplumlara yıkım, kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyen karanlık felaketlerdir. İngiliz derin devletinin sinsi oyunu burada da göze çarpmaktadır.

Nitekim şu ana kadar, Açık Toplum taraftarlarının tetiklediği neredeyse her türlü isyan, protesto ve devrimde kan akmıştır. Arap Baharı ve onun devam eden vahim sonuçları, bunun kuşkusuz en çarpıcı ve en acı örneğidir.

Açık toplumda iddia, her zaman olduğu gibi, toplumlara sözde “özgürlük ve demokrasi götürebilmek”tir. İngiliz derin devletinin, bu tür değerleri suiistimal ederek tarih boyunca ne tip ayaklanmalar başlattığı, ne büyük soykırımlara imza attığı, nasıl suni istikrarsızlıklar oluşturarak yönetimleri değiştirebildiği bilinmektedir.

Soros Vakfı, İngiliz derin devletinin bu hedeflerini günümüzde yerine getirebilmek için ortaya çıkmış bir vakıftır. “Açık toplum” kavramı ise, bu ortamı kısa yoldan sağlayacak bir bahanedir. Bu kavrama göre yeterince açık olmayan hükümetler ve toplumlar, açık hale gelmek üzere zorlanacaktır. Halk ise, bu aşamada, “kendi hükümetleri tarafından baskı altına alınmış kitleler” olduklarına inandırılacaklar ve onların gerçekleştirdiği her türlü şiddet eylemi meşru görülecektir.

Halk, elbette ki hoşnut kalmadığı konularda tepki gösterebilmeli, demokratik haklarını savunabilmeli, bunun için protesto dahil elindeki tüm meşru ve yasal haklarını dilediği gibi kullanabilmelidir. Halkın özgür olması, fikirlerini dilediği gibi dile getirebilmesi ve protesto hakkını kullanması demokrasinin bir gereği, mutlu, rahat ve özgür toplumlar oluşmasının sırrıdır.

Fakat kuşkusuz her şey yasalar ve hukuki meşruiyet içinde yapılmalıdır. Çünkü bir hak yasal sınırlar içinde kullanıldığı sürece meşrudur. Bir hak kullanımı sırasında yasal sınırlar aşılıp illegalite başladığı anda o bir “hak kullanımı” olmaktan çıkar ve devletin, kamu düzenini bozan bu duruma müdahale yükümlülüğü doğar.

İngiliz derin devleti, toplumsal olaylardaki hak kullanımı ile yasadışılık arasındaki hassas çizgiyi suiistimal ederek, protestoları isyana, isyanları da ihtilale dönüştürme konusunda çok uzman olan elemanlara sahiptir. Bir kısım gençlerin haklı taleplerini bahane ederek başlayan protestoları legal bir hak arama eyleminden çıkararak hükümete isyana dönüştürme yöntemini bu elemanlarla sağlamaktadır. Balkanlar’daki olaylardan Venezuela’daki ayaklanmalara, hatta Gezi Olayları’na kadar pek çok kalkışma, bu yöntemlerle gerçekleşmiştir. Soros’la bağlantılı kişilerin ve kuruluşların Gezi Olayları’nda yoğun bir faaliyet yürüttükleri belgelerle ortaya konulmuştur.

Burada zihin kontrol yöntemi devreye girmiş, halka “yapması gereken şey” empoze edilmiştir. Bu yöntemle halkın bir kesimi, gerçekte istemediği şeyleri savunur, şikayetçi olmadığı konulardan şikayet eder konuma getirilmiştir. Bu aşamada halkın bu kesimi, özgür düşünemeyen, sadece İngiliz derin devletinin yönlendirdiği istikamete doğru hareket eden ve genellikle neden itiraz ettiğini bilemeyen öfkeli bir kitle halini almıştır. İngiliz derin devletinin propaganda ve provokasyon yöntemleri bu kesim üzerinde o kadar kapsamlı uygulanmıştır ki, dezenformasyon ve kara propaganda sonrasında bu toplumlar, kendilerini baskı altına alacak kötü bir yönetim, hatta bir dikta rejimi altında yaşadıklarına inandırılmıştır.

Özellikle üçüncü dünya ülkelerinde uygulanan bu yöntem, ne acıdır ki pek çok ülkede sebepsiz kanlı ayaklanmaların başlamasına neden olmuştur.

Soros, bu yöntemi samimiyetsiz bir taktik olarak kullandığını The Bubble of American Supremacy (Amerikan Üstünlüğü Balonu) adlı kitabında şunu itiraf etmiştir:

Düşman ülkelerde özgürlük ateşini canlı tutmak için sivil toplumu desteklemek önemlidir. Hükümet etkisine direniş göstererek, kitleler, hükümetin otoritesini kötüye kullandığı şeklinde teyakkuza geçirilebilir.432

Burada iki kavram göze çarpmaktadır. Bunlardan birincisi “düşman ülkeler” ifadesidir. Buna göre Soros ve yandaşları, belli ülkeleri önce “düşman” olarak yaftalamaktadırlar. Bu kategori oldukça geniştir; Rusya, eski Sovyet bloku ülkeler, Balkanlar, terörist grupların geniş çapta hakim olduğu bir kısım Afrika ülkeleri ve hatta genel olarak İslam ülkeleri, Soros tarafından bu grup içine dahil edilebilmektedir.

İkinci dikkat çeken kavram ise, “düşman ülkelerde sivil toplumu desteklemek” ifadesidir. Buna göre, “düşman” olarak etiketlenen ülkelerde, o ülkenin halkları, kendi hükümetlerine karşı gelmeye yönlendirileceklerdir. Yani bir isyan, hatta iç savaş desteklenmektedir. “Özgürlük ateşini alevlendirmek” ise, kanlı ayaklanmaları maskelemek için kullanılan sözdür. Gerçekte özgürlük, hiçbir zaman İngiliz derin devletinin hedefi olmamıştır.

Bütün bunlar olurken, söz konusu kişiler ve kurumlar arka planda kalmakta, kanlı olayların ne içine girmekte ne de sorumlusu sayılmakta; hedefteki ülke ise kendi halkına silah çeviren ülke konumuna getirilerek yok edilmektedir.

Bir akademik yayında Soros’un “Renkli Devrimler” olarak isimlendirilen halk hareketleri vasıtasıyla yönetimleri değiştirmesindeki rolü şöyle anlatılmıştır:

Soros gibi bazı iş adamları ve NED, NDI gibi pek çok sivil toplum kuruluşunun etkili ve organize çalışmaları ile söz konusu pek çok ülkede, öğrenci ve halk hareketleri organize edilmiş ve bazı ülkelerde devrim süreci başarıyla sonuçlandırılarak istenen yönetim değişiklikleri sağlanabilmiştir.433

Renkli devrimler için asıl ihtiyaç duyulan şey, para ve propagandadır. Soros ve yandaşları bunların ikisini de sağlamaktadır. Bunların yanı sıra, seçimlerden önce iktidarın meşruiyetini kaybetmesi için kitlesel ve organize protestolar düzenlenmesi, koalisyon kurmaları için muhalif partilerin teşvik edilmesi ya da onlara baskı uygulanması sokak eylemleri öncesinde yapılan bir altyapı çalışmasıdır. Aynı zamanda, yerel ve uluslararası medya tarafından özgürlükler konusunda iktidara yönelik bir eleştiri kampanyasının başlatılması, seçimlerde usulsüzlüklerin yapılacağına dair kamuoyuna manipülasyon yapılması, devrim öncesinde yürütülen diğer faaliyetlerdir.434

Protestolar öylesine organize ve disiplinli şekilde tasarlanmaktadır ki, sadece iki saat içinde bir ülkenin 200 ayrı yerinde aynı anda başlatılabilmektedir. Görülebildiği gibi genellikle yöntem, toplumsal olaylar meydana getirmek, propaganda yoluyla iktidarları karalamak ve İngiliz derin devleti tarafından istenmeyen iktidarın dışarıdan değil, içeriden devrilmesini sağlamaktır.

“Rejim değiştirme” faaliyetlerinin ilk adımı “propaganda”dır. Bu konuda 1927’de ABD’de Edward Bernays tarafından yazılmış olan Hitler’in başucu kitabına bakmak yeterlidir:

Küçük bir çekirdek büyük kitleleri yönlendirebilir. Eğer kitlelerin hareket mekanizmasını ve eğilimlerini anlarsak, büyük kitleleri onların “haberi olmadan” yönlendirebiliriz.

Çok yönlü toplumsal araştırma had safhada önemlidir. Bilgi toplanmalı, hangi grubun ne hissettiği, ne söylenirse ne anlaşılacağı, saptanmalıdır. Haberler hedef kitleye göre yapılmalıdır… Kelimeler, sesler, görseller çok iyi düşünülmüş bir yönetimin araçları değillerse işe yaramazlar.435

Faşist Hitler’in kendi ideolojisini yaymak ve kitleleri makineleştirerek soykırımlara ve katliamlara alışır hale getirmek için kullandığı başucu kitabı, bugün İngiliz derin devleti tarafından harfiyen uygulanmaktadır. Kitleler, “haberleri dahi olmadan” belli bir yöne yönlendirilmekte, bu uğurda “kelimeler, sesler, görseller”, yani tüm propaganda malzemeleri kullanılmaktadır.

2014 yılında 3. Moskova Uluslararası Güvenlik Konferansı’nda Rus Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, “renkli devrimler” adı verilen hareketlerle ilgili olarak şunları söylemiştir:

“Renkli devrimler”, NATO ve ABD kontrolünde, hedef hükümetleri devirmek için planlanmış yeni bir “savaş” biçimidir. “Demokrasi yayma” bahanesiyle ülkeleri tehdit etmektedir. ABD ve Avrupa, geleneksel olmayan bu yeni savaş biçimiyle “barışçıl yollardan rejim değiştirme stratejisi”ni Rusya’yı çevreleyen ülkelerde uygulamaya sokmuştur. Renkli devrimlerin barışçıl aktivistlerinin arkasına saklı silahlı güçler vardır. Ve “renkli devrim” istenen sonucu vermeyince, silahlı lejyonerler işe başlamaktadır. Suriye ve Libya’da bu yapılmıştır.436

Bu teşhis son derece doğrudur. İngiliz derin devleti, kelime oyunlarıyla “barışçıl, renkli devrim” provokasyonları yapmakta; ama silahlı adamları tetikte beklemektedir. Birkaç protesto eylemi sonrasında sıra onlara gelmekte ve İngiliz derin devletinin “renkli devrim” adı altında el attığı her yer kan gölüne dönüşmektedir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Açık Toplum ideolojisinin komünizme karşı bir fikir sistemi olarak ortaya çıktığı iddia edilmektedir. Oysa, söz konusu sokak ayaklanmalarını organize edenlerin çoğunluğunu ilginç bir şekilde Marksistler oluşturmaktadır. Ayaklanmalar sırasında asıl kullanılan kitleler de hep Marksist ve Maocu kitleler veya komünist terör örgütleri olmaktadır.

İngiliz derin devletinin sözde “komünizm karşıtı” politikalarla ortaya çıkıp aslında organize bir şekilde komünizm altyapısı hazırlamakta olduğundan daha önce bahsetmiştik. Benzer durum söz konusu renkli devrim adı altında gerçekleşen Sorosçu devrimler sırasında da karşımıza çıkmaktadır. Popper’ın “eski komünist, yeni komünizm karşıtı” etiketi bu konuda ün sağlamakta ve “komünizmi iyi bilen fakat uygulamaktan vazgeçtiğini iddia eden” bu karakter, daima Avrupa ve ABD için desteklenecek bir kimlik olmaktadır. Onun kurguladığı Açık Toplum anti-komünistlerden destek alırken, komünist militanları da arka planda beslemektedir.

ABD Kongresi, eski Sovyet ülkelerinde ve Balkanlar’da “renkli devrimler” örgütleyen Soros’u fonladığı gerekçesiyle eski Başkan Obama’ya soruşturma açılmasını istemiştir. Obama’nın şiddet yanlısı “solcu gruplara” para akıttığını kaydeden senatörler, ABD’nin “demokrasiyi yayma” amaçlı müdahalelere derhal son vermesini de talep etmişlerdir.437

Benzer yöntemler Türkiye’de yaşanan Gezi Parkı olaylarında da kullanılmıştır. Hatırlanacağı gibi Gezi Olayları, bir anda komünist bir kalkışmaya dönüştürülmek istenmiş, Taksim Meydanı komünist flamalar ve komünist manifestolarla kaplanmıştır. Komünist kalkışmacılar bu alanı “kurtarılmış bölge” ilan ettiklerini söylemişlerdir. Nitekim George Soros, bir Türkiye ziyaretinde Gezi Olayları’nda göstericilere destek verdiğini bizzat kendisi söylemiştir.438

Renkli devrimler olarak adlandırılan Sorosçu devrimlerde kullanılan ana gerekçeler; ekonomik geri kalmışlık ve yoksulluk, kısıtlı siyasal serbestlik, siyasi gücün belli bir grubun elinde bulunması, yüksek oranlardaki yolsuzluklar ve insan hakları ihlalleridir. Dikkat edilirse söz konusu gerekçeler, genellikle halkı tahrik edecek konulardan seçilir. Ancak renkli devrimlerin gerçekleştiği ülkeler göz önüne alınacak olursa yönetimler değişse bile bu sorunların hala mevcudiyetlerini devam ettirdikleri ama Sorosçuların buna hiç ses çıkarmadıkları görülür. Bu durum, asıl gayenin gerekçelerin ortadan kaldırılması değil, İngiliz derin devletiyle işbirliğine uygun görülmeyen yönetimlerin değiştirilmesi olduğunu göstermektedir.

Dünyada elbette yoğun olarak insan hakları ihlalleri yapan diktatörlük rejimleri vardır. Yolsuzluk yapan hükümetler de olabilmektedir. Daha önce belirttiğimiz gibi, bu konunun protestolarla gündeme getirilmesi de halkın en doğal ve demokratik hakkıdır. Fakat bu tip sorunlar, sevgisizlikle ve kanlı devrimlerle çözüme ulaşacak konular değildir. Çözüm hukuk ve demokrasi içinde aranmalıdır. Dünya çapında etkili kurumlar ve insan hakları örgütlerinin teşebbüsleri ve yargı, bu konunun çözümünü sağlayacaktır.

Dahası, söz konusu sivil toplum örgütlerinin, bu tip “diktatörlük” ve “yolsuzluk” iddialarını çoğu zaman kasıtlı olarak ortaya çıkardığı unutulmamalıdır. İngiliz derin devletinin asıl operasyonu herkesin olumlu baktığı demokrasi, açıklık, eşitlik gibi kavramların ardında başarı ile gizlenebilmektedir. Halkı ayaklandırmak daha düşük maliyetlidir ve kamuoyunun tepkisini çekme ihtimali de daha düşüktür. İngiliz derin devletinin himayesinde olan sivil toplum örgütlerinin kışkırtıcılığı, genellikle daima İngiliz derin devletinin çıkarlarına hizmet etmek içindir. Halkın kurtuluşu, özgürlüğü, söz konusu ülkeye demokrasi gelmesi gibi kavramlar, İngiliz derin devletini gerçekte hiç ilgilendirmemekte, hatta bu kavramlar İngiliz derin devleti tarafından hiç sevilmemektedir.

Renkli Devrim olarak görülen ayaklanmaların, hükümeti devirme operasyonu olduğunu gösteren bir başka husus da Mısır’daki General Sisi darbesidir. Her iktidar gibi Müslüman Kardeşler idaresinin de elbette eleştirilen yönleri bulunmaktadır. Modernliğe güçlü bir adım atması gereken bir ulus için gerekli reformların yapılmamış olması ve halkın bağnazlık ihtimalinden şiddetli şekilde çekinmesi bunun önemli gerekçelerinden birini oluşturmuştur. Fakat eleştirilecek yönleri olsa da Muhammed Mursi, demokratik yollarla başa gelmiş bir liderdir. Sisi, demokrasi ile işbaşına gelmiş bir iktidarı devirmiş ve darbe sonrası gerçekleşen olaylar pek çok masumun şehit edilmesine ve pek çoğunun hapsedilmesine yol açmıştır. Söz konusu protestoların tetikleyicisi konumunda olan sivil toplum örgütleri ise bütün bu olaylar olurken sessizdirler. Hatta İnsan Hakları İzleme Örgütü ve İngiliz kamuoyunun tepkisine rağmen Sisi’nin darbeden sonra ilk ağırlandığı yerlerden biri İngiltere Başbakanı David Cameron’ın ofisi olmuştur.439

 

Soros ve Parçalanan Balkanlar

Soros’un, Polonya, Sırbistan, Gürcistan ve Ukrayna’da yönetimlerin devrilmesinde rol oynayan gençlik örgütlerini finanse ettiği bilinmektedir.440 Bu finans ile Sırbistan’da Otpor (Direniş), Gürcistan’da Kmara (Yeter), Ukrayna’da Pora (Zamanı Geldi) ve Kırgızistan’da Birge (Birlikte) isimli gençlik örgütlerine önemli yatırımlar yapılmıştır. Bütün Doğu Avrupa ve eski Demirperde ülkelerinde en az 19 tane vakıf kurulmuştur. Eski Yugoslavya’da “barış yanlısı” gibi görünmek için özgürlük ve insan hakları şarkılarını seslendiren Joan Baez gibi şarkıcıların barış konserlerine sponsorluk yapılmıştır.

Oysa gerçek farklıdır. Soros Vakfı’nın, 1989’dan beri Doğu Avrupa’nın gelişen ekonomilerine uygulanan şok terapiden sorumlu olduğu ortaya çıkmıştır. (Şok terapi: Krizler çıkarıldığı ve ülke halkı korkutulduğunda ekonomide normal zamanlarda uygulanamayan, bazı abartılı politikaların uygulanması) Soros, kendisi gibi yırtıcı finans kurumlarının, Doğu Avrupa’daki geniş kaynakları çok ucuz fiyatlara yağmalamasına imkan veren en garip ekonomik çılgınlıkları bilinçli olarak desteklemiştir. Böylelikle Doğu Avrupa ekonomileri, kısa süre içinde söz konusu finans kurumlarının denetimine girmiş ve hatta, IMF’nin güdümüne yönlendirilerek tamamen bağımlı hale getirilmiştir.

Soros’un, 1990’ların başında Yugoslavya’ya IMF ile işbirliği içinde, şok terapi müdahalesi, Haziran 1991’de ülkede savaşın patlak vermesine yol açan ekonomik çöküşe yardımcı olmuştur.

Eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Lawrence Eagleburger, ABD’nin eski Belgrad büyükelçisi ve Sırbistan Komünist partisi lideri Slobodan Milosevic, Soros’un dostlarıdır.

Yugoslavya’da oynanan bu oyunu yazar ve yorumcu Banu Avar, şu sözlerle anlatmıştır:

1950-80 arasında Avrupa’nın en büyük ekonomilerinden biri Yugoslavya. Yatırımlar yatırımları takip ediyordu. Gelirleri sürekli artıyordu. Hem SSCB ile hem Bağlantısızlar Hareketi üyesi ülkelerle ticareti vardı. Derken her şey tersine döndü… Batıda eğitilmiş, uzmanlar ortalığı kapladı… Sinsice kurumlara el atmışlardı…

Dünyaya açılma programı uygulayacaklardı… Önce fabrikalar kapandı, rüşvet yolsuzluk çılgınca arttı. İşsizler ordusundan lumpenler çıktı… Ardından etnik ve dini bölünme oyunu sahnelendi.

Sendikalar bölündü. Yabancı sermaye sendikal hareketi etnik olarak örgütleyecekti… 1990’da yargıya el konuldu… Anayasa’yı Koruma Mahkemesi kaldırılacak, denetim Adalet Bakanlığı’nın olacaktı.

Her yanı CIA ajanları kapladı. Siyaset ve Ekonomiyi yönlendirdikleri gibi eğitime de el atmışlardı… Yeni kuşaklar Soros kuşağı olacaklardı…

Medya tamamen ele geçirilecek, Yugoslavya yok olurken insanlara “pembe dizi” izletilecekti!

Ordu bu süreçte paramparça edildi. Paramiliter etnik gruplar oluşturuldu, sonra savaştırıldı… Önce Sırplar Hırvatlarla kapışacak sonra Bosna’ya saldırılacaktı.

Ayrılık “din” kullanılarak gerçekleştirildi. Bir referandumla Bosna ayrılık kararı aldı ardından katledildi. İşte bunun adı “birbirine kırdırma” siyaseti!

Ve zamanı gelince, sahneye Birleşmiş Milletler çıktı. Önce katliamı seyrettiler sonra kendi oyunlarını sahnelediler.

Kılcal damar operasyonu Soros’un çocuklarınca yönlendirildi. Açık Toplum Vakfı Otpor adlı örgütler süreci denetledi ve şekillendirdi…441

Bugün Soros Bosna’da, Hırvatistan’da, Slovenya’da vakıf merkezlerini kurmuştur. Ayrıca Sırbistan, Belgrad’da bir Soros Yugoslavya vakfı kurmuştur.

Bu örnekler, Soros’un faaliyet gösterdiği Doğu Avrupa’daki 19 bölgenin her birine genişletilebilir. Şayet tolere edilmeye devam edilirse Soros’un ve Isles klübü finansal globalistlerinin, politik ajandası yeni bir savaşın hatta dünya savaşının koşullarını oluşturabilir.

 

Kadife Devrimlerin Diğer Aktörleri

İngiliz derin devletinin himayesindeki çeşitli STK’lar, ülkeleri yıkmak için çok farklı isimler altında da faaliyet göstermiştir. Medya ve sosyal medya, bu uğurda titizlikle kullanılan provokasyon araçlarıdır. Sosyal medya üzerinden halkı tetiklemek oldukça kolay olmaktadır. Özellikle bu yöntemin ilk denendiği dönemlerde halkın sosyal medyada sadece #özgürlük veya #demokrasi etiketlerini görmesi bile yeterli olmuştur. İngiliz derin devletinin o ülke içinden seçtiği yancı ajanları da genellikle iş başındadır. Bu kişiler, çeşitli TV kanallarına bağlanarak, çeşitli gazetelerde boy göstererek, sosyal medyada İngiliz derin devletinin yancılığını yaparak ülkelerinin ne kadar korkunç bir durumda olduğunu anlatıp durmaktadırlar. Çeşitli provokatör örgütler, şiddet uygulamayı teşvik ederek gösterilerde yer almak isteyen bazı ajanları ve provokatörleri örgütleme görevini üstlenirler. Bu gayrimeşru “alt yükleniciler” ayaklanmaların, halkla ilişkiler ayağını organize etmektedirler.

Genellikle masum bazı gençlerin bu provokasyonlara inanması olayın başlangıcı olmaktadır. İngiliz derin devleti, kısa bir zaman içinde bu grupların arasında, ülkedeki marjinal, komünist, anarşist, faşist grupları da devreye sokmaktadır. Sokak ayaklanmalarına asıl şiddeti getiren unsurlar, devreye giren bu anarşist yapılanmalar olmaktadır.

 

OTPOR

Bu profesyonel devrimci örgütler arasında en yaygın gruplardan biri, Sırbistan merkezli direniş örgütü OTPOR’dur. Bağımsız gözlemciler OTPOR’un eski Yugoslavya, Sırbistan, Gürcistan, Bulgaristan, Ukrayna, Mısır, Brezilya ve Türkiye gibi birçok ülkede, muhalif örgütlere eğitim ve lojistik destek sağlayarak darbe girişimlerini ve iç karışıklıkları organize ettiğini belirtmektedir. İngiliz derin devletinin, 50 ülkede, OTPOR’un şubesi CANVAS ile birlikte ayaklanmalar ve toplumsal karışıklıklar meydana getirdiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.

OTPOR’un lideri Ivan Maroviç’in aktardıklarına göre, OTPOR’un kurulması için gerekli mali kaynak, Amerikalı işadamı George Soros’un Açık Toplum Enstitüsü Yardım Vakfı’ndan (OSIAF) gelmiştir.442

Jeopolitik analist Tony Cartalucci OTPOR ile ilgili aşağıdaki ilginç bulguları ortaya koymaktadır:

Mısır ayaklanmalarının akıl almaz, yabancı destekli yapısını betimleyen (OTPOR’un) yumruk logosu Kahire sokaklarında 11 yıl sonra görünecekti… Sırbistan OTPOR’u Batı’dan para yardımı almaya devam edecek ve CANVAS (Uygulamalı Şiddetsiz Eylem ve Stratejiler Merkezi) adı altında bir tür “CIA-darbe okulu” haline gelecekti.443

Carl Gibson ve Steve Horn tarafından kaleme alınan ve Occupy.com’da yayınlanan araştırma makalesi, OTPOR’un uluslararası finansal, istihbarat ve politik bağlantılarını konu almakta ve WikiLeaks belgelerine dayalı aşağıdaki bilgileri içermektedir:

Sırbistan’ın Srdja Popovic’i, birçokları tarafından 1990’lı yıllardan bu yana Doğu Avrupa’da ve başka yerlerde rejim değişikliklerinin öncü mimarı ve OTPOR’un kurucu üyelerinden biri olarak biliniyordu… Popovic ve OTPOR’un şubesi CANVAS, aynı zamanda ABD hükümeti yanı sıra Goldman Sachs yönetimiyle ve özel istihbarat şirketi Stratfor ile yakın bağlantılar içindeydi. Popovic’in eşi de bir yıl boyunca Stratfor için çalışmıştı.444

Popovic’in 2004 yılında sarf ettiği şu sözler, Sorosçu ayaklanmaların asıl mahiyetini tanımlar niteliktedir:

Sert geçeceğe benzeyen bir gösteride, en öne genç kızları koyun, hepsine beyazlar giydirin, sonra polisin saldırısını bekleyin; sonuç “garanti”dir; birkaç darbeden sonra mutlaka biraz –ya da maalesef bir hayli– kan akacaktır; yani beyaz elbiselerinde kıpkızıl lekeler belirecektir. Elbette bu, fotoğrafçılara mükemmel fotoğraf çekme imkanını sağlayacak, çektikleri resimler dünyanın dört bir köşesinde yayınlanacaktır. Arzu edilmeyen bir rejimi düşürmek için bundan alası olamaz.445

OTPOR’un liderleri olarak tanınan Ivan Maroviç ve Srdja Popovic, Belgrat’taki ABD büyükelçiliği kanalıyla, emekli ABD generali Robert Helvey tarafından eğitilmişlerdir. Hareketin mimarı CIA’in Bosna katliamındaki tetikçisi Frank Archibald’tır.446

Şunu bilmek gerekmektedir; hükümetleri devirmeyi, ülkeleri bölmeyi ve kanlı çatışmaları hatta iç savaşları örgütlemeyi amaçlayan bu kitle gösterileri, bir kısım medya tarafından tanıtıldığı şekilde masum mitingler değil, İngiliz derin devletinin ve onun gölge örgütlerinin ülkeleri içeriden ele geçirmeye yönelik ince projeleridir.

Söz konusu taşeron kurumlar ve onların ürettikleri ideolojiler, tümüyle İngiliz derin devleti kaynaklıdır. Bu kurumların, İngiliz derin devletinin kendilerine dayattığı bu uygulamalar dışında hareket etmesi mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla her ne kadar burada anlatılan konular dahilinde çeşitli isimler ve kurumlardan bahsedilse de, buradaki asıl hedefin İngiliz derin devleti olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır.

 

Stratfor

ABD’nin Teksas eyaletindeki merkezinden yaptığı küresel istihbarat ve araştırma çalışmalarıyla tanınan Stratfor (Strategic Forecasting – Stratejik Tahmin) adlı kuruluş, ulusal ve uluslararası medyada ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ile ilişkili bir kuruluş olarak değerlendirilmektedir.

“Gölge CIA” olarak da adlandırılan bu kuruluş, hatırlanacağı gibi 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın uçuş rotasını sosyal medyada dakika dakika paylaşmış ve Sayın Cumhurbaşkanımızı doğrudan hedef göstermiştir. Aynı gece kuruluşun özellikle Twitter’dan yapılan paylaşımları olağanüstü derecede artış göstermiştir. Söz konusu kurumun böylesine bir eylemi açık açık yapacak bir konuma gelmesi, İngiliz derin devletinin darbenin başarılı olacağından kendince emin olmasından kaynaklanmaktadır.

Stratfor yetkilileri, Anadolu Ajansı muhabirinin, uçağı bu kadar çabuk nasıl tespit ettiklerine dair sorusuna, “Bu bilgilerin tamamı açık kaynaklardan elde edilmiştir.” yanıtını vermiştir. Darbe girişiminin yaşandığı bir ortamda bunları sosyal medyada paylaşmalarının sebebine dair soruları ise yanıtsız bırakmıştır.447

Stratfor, aynı gece, Cumhurbaşkanımız Sn. Erdoğan’ın “Almanya’dan sığınma istediği” şeklindeki Amerikan MSNBC kanalının yalan haberini de Twitter hesabından paylaşarak tepki toplamıştır. 16 Temmuz 2016 günü, yani darbe girişiminin hemen sabahında paylaştığı bir haberde ise Stratfor, Cumhurbaşkanımız Sn. Erdoğan’ın 1999 yılında “ordu tarafından hapse atıldığı” ifadelerine yer vermiştir. Sn. Erdoğan’ın mahkumiyetinin ise “şiddet ile dini veya ırksal nefreti teşvik ettiği” nedeniyle gerçekleştiğini iddia etmiştir.

Kuşkusuz bu iddiaların hiçbiri doğru değildir. Stratfor, İngiliz derin devletinin himayesinde olduğundan, Türkiye’nin provokasyona açık zor bir dönemde olduğunu zannetmiş ve dezenformasyonda sakınca görmemiştir.

Söz konusu paylaşımlarda Cumhurbaşkanımız Sn. Erdoğan’ın 2000’li yıllar boyunca “ordunun gücünü azaltmak için çalıştığı” vurgusu yapılmış ve  Cumhurbaşkanı’nın “orduya karşı geçmişten gelen kişisel husumetle hareket ettiği” imasında bulunularak Sayın Cumhurbaşkanımız ile Ordumuz arasında bir çekişme olduğu izlenimi verilmek istenmiştir. Amaç, bu kalleş darbe girişiminin sorumluluğunu Sayın Cumhurbaşkanımıza ve şanlı Ordumuza atmak ve ülke içinde kargaşa ve belirsizliklerin devam etmesini ummaktır.

Stratfor’un Türkiye üzerindeki kara propaganda çalışmaları aslında yeni değildir. Kurum, 10 Ağustos 2014’teki seçimlerde yaklaşık 21 milyon (%52) oyla Cumhurbaşkanı seçilen Sn. Recep Tayyip Erdoğan için “oyların %13.3’üne karşılık gelen 5 milyon 412 bin 423 oyla seçimi kazandı” ifadelerine yer vermiştir. Kuruluş, bu açıklamalara yoğun tepki gelmesinin ardından söz konusu paylaşımını kaldırmıştır.448

Kuşkusuz, gerçek sonuçları söz konusu kurumun bilmeme ihtimali yoktur. Bu, İngiliz derin devletinin güdümü altındaki kurumların yaydığı kara propagandalara oldukça önemli bir örnektir. “Analiz” adı altında ortaya atılan bu kötü niyetli yalanlar, Türkiye’de tutmamaktadır. İngiliz derin devletinin şu anda en büyük endişesi de budur. Türkiye, bu sinsi propaganda ağının tuzağına düşmemektedir ve düşmeyecektir.

Yıldız Teknik Üniversitesi siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu, Stratfor gibi propagandaya yönelik paylaşımlarda bulunan düşünce kuruluşlarına itibar edilmemesi gerektiğini belirterek şunları söylemiştir:

Bir bilim insanı olarak ben, söz konusu kuruluşun sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik aslı olmayan, suçlayıcı mahiyetteki bilgilendirmelerine değil, oralarda çıkan hiçbir habere itibar edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Uluslararası kamuoyunu etkilemek üzere bu dahil birçok haber yapılıyor. Herkes duyarlı olup gerçeği araştırmayabilir. Zaten amaçları da doğru olmayan, manipülatif bir görüşü kamuoyunda yaygınlaştırmak.449

Stratfor aynı zamanda, FETÖ örgütünün dünyadaki yapılanmasının ideolojik altyapısını tasarlayan kuruluş olarak da bilinmektedir. Wikileaks belgelerine göre Stratfor, FETÖ örgütü ile medya ortaklığı için çalışmıştır.450

Gölge CIA olarak anılması, Stratfor ile ilgili gerçekleri saptırmamalıdır. Daha önce anlattığımız gibi, CIA de İngiliz derin devletinin güdümündeki kişiler tarafından kurulmuştur ve ABD’nin tüm etkili kurumları, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek İngiliz derin devletine hizmet etmektedir. Dolayısıyla bu tip kurumların uyguladığı söz konusu sinsi politikaları değerlendirirken, bunların tümünün İngiliz derin devleti kaynaklı olduğunu unutmamak gerekmektedir.

Bir Açık Toplum Oyunu: Şeffaflık!

Denetlenebilirlik, Açık Toplumcuların dilinden düşmeyen bir kavramdır. İşte bu yüzden Açık Toplum ile birlikte yaygınlaşmış bir kavram vardır: Şeffaflık. İngiliz derin devletinin himayesindeki kurumlar, şeffaflaşma kavramına özel bir önem atfeder ve dillerinden düşürmezler. Bu kurumlara göre, ülkelerin ve kamu kurumlarının, dini, sosyal, sanatsal tüm toplulukların tüm faaliyetlerinin açıkça görülebilir, hatta denetlenebilir olması gerekmektedir.

Kapalı yapılar elbette rahatsız edicidir, fakat burada farklı bir oyun vardır. Buna göre her ülke, her yönetim ve bir ülkü adına bir araya gelmiş her topluluk İngiliz derin devletinin hükmetmesine ve müdahalesine açık olacaktır; amaç halkı tam anlamıyla kontrol altına almaktır. Örneğin Chatham House, Çin’in yaptığı yardımlardan1, Angola’da elde edilen gelirlere2 değin pek çok şeyi bilmekte, dahası bütün bunları denetlemektedir. Söz konusu kuruma bu yetkiyi kimin verdiği, hangi hak ile başka ülkelerin özgürlük alanlarına müdahale ettiği meçhuldür. Fakat ortaya atılan “şeffaflık ideolojisi” altında bunu dünyanın gözü önünde yapabilmektedir.

Özellikle son dönemlerde bu Açık Toplum ideolojisi altında “cemaatlerin ve tarikatların şeffaflaştırılması” talebi İngiliz derin devletinin çeşitli yancı kurumları, bilerek veya bilmeyerek bunların etkisi altında kalan bazı yazarlar ve televizyon yorumcuları tarafından sıklıkla dile getirilmektedir. Şeffaflaştırmaktan kasıt ise hiçbir gayri hukuki eylemi olmayan Müslümanların her anlarının takip altına alınması, tüm Müslümanlara potansiyel suçlu muamelesi yapılmasının sağlanmasıdır. Modern hukuk devletlerinde her kurum, vakıf veya oluşum yasal denetim altındadır. Ancak hiçbir suça karışmadıkları halde, “her an suç işleyebilirler fobisi” oluşturarak bireylerin özgürlüklerini ihlal etmek makul değildir. “Cemaatlerin ve tarikatların şeffaflaştırılması”ndaki asıl amaç da masum Müslümanların hukuka aykırı olarak fişlenmesi ve iyi niyetli samimi topluluklara yönelik bir izleme, dinleme ve takip politikasının başlatılmasıdır. Bu şekilde Müslüman camialar içinde tedirginlik yaratılmak istenmekte, Müslümanların bir araya gelmeleri engellenmeye çalışılmaktadır. Bu toplulukların İngiliz derin devletinin kontrolü altında, derin devletin isteklerini yerine getiren kurumlar haline gelmeleri beklenmektedir. Buna karşı çıkanların ezileceği ima edilerek bir araya gelmiş masum Müslüman toplulukları ayırma, parçalama, küçültme ve etkisizleştirme politikası izlenmektedir.

Ne var ki; her fırsatta, her kurumda şeffaflaşma talep eden Açık Toplum teorisyenleri ve Chatham House gibi İngiliz derin devletinin himayesindeki kurumlar, kendileri söz konusu olduğunda bir gizlilik perdesine bürünmektedir. Bu kurumlarla veya onların kollarıyla ilgili şeffaf olan hiçbir şey yoktur. Örneğin, Chatham House düzenlediği toplantı, seminer ve çalıştaylarda kullanılan bilgi kaynaklarını ve bu aktiviteler sırasında konuşulanları açıklamayı yasaklamıştır. Bu yasak, daha önce de incelediğimiz gibi, “Chatham House kuralı” (Chatham House rule) olarak ün yapmıştır. Kuralı ihlal edenlerin Chatham House ile bağı kesilmekte ve bu kişiler etkinliklere katılmaktan men edilmektedirler.3 Kural bu derece sıkıdır.

Açık Toplum zihniyetini destekleyenler de, proje ve çalışma destekçisi olarak Chatham House Kuralı’na uymaktadırlar. “Şeffaflık” adı altında tüm  dünyanın denetlenebilir olmasını ister ve bunu bir zorunluluk olarak dünya çapında uygulatırken, bu kurumların kendileri müthiş bir ketumiyet içinde dünyayı yönlendirmektedirler. Oysa, şeffaflık uygulamasının önce bu kurumlarla başlaması gerekmektedir. Önce bu kavramı ortaya atan taraflar şeffaflaşmalı, toplantılarından gelirlerine kadar her detayı topluma açık hale getirip bir model oluşturmalı, şeffaflıktan neyi kastettiklerini kendi örnekleri üzerinden göstermelidirler.

Fakat bunu hiçbir zaman yapmamışlardır ve yapacak gibi de görünmemektedirler. Çünkü bu kurumlar, İngiliz derin devletinin dayatması altında görev yapmakta ve oradan gelen gizli emirleri uygulamaktadırlar. “Şeffaflık” konusu, İngiliz derin devletinin sinsice ortaya attığı bir başka kontrol ve yıldırma sistemidir. Bu gerekçeyle dilediği yönetimi veya kurumu kendince hedef gösterebilecek veya üzerlerinde baskı uygulayabilecektir. Bu, özellikle dini ve ahlaki gelişmeleri önlemek, hayırlı işler yapan kurumları engellemek, halkı mevcut yönetimden uzaklaştırıp soğutmak bahanesiyle ortaya atılmış bir kavramdır. İngiliz derin devleti, söz konusu hükümetlerin bu kurumları baskı altına almasını talep etmekte, kurumların bu şekilde hükümetlere mesafe koyacaklarını düşünmekte ve söz konusu hükümetleri bir yalnızlaştırma politikasına itebileceğine inanmaktadır. Liderleri dindar olan ülkeler de yıldırma politikasının bir parçasıdır. Zamanı geldiğinde, örneğin bir ülke, yeterince şeffaflaşmadığı ve dolayısıyla terör örgütlerine destek verdiği gibi bir yaftalama ile karşı karşıya kalabilmektedir. Kara propagandanın sınırı olmadığından, İngiliz derin devleti hayasızca bu iftirayı atabilmektedir. İşte bütün bu sebeplerle, İngiliz derin devletinin ortaya attığı “şeffaflaşma” suçlamalarına dikkat etmek ve ihtiyatla yaklaşmak gerekmektedir.

 

  1. Myth Busting? The Transparency of Chinese Aid, https://www.chathamhouse.org/publications/papers/view/178337
  2. Reaping the Revenue in Angola: Extractive Industries Transparency and Governance, https://www.chathamhouse.org/events/view/193821
  3. Chatham House Rule, https://www.chathamhouse.org/about/chatham-house-rule

Gezi Olaylarında Açık Toplum Etkisi

Popper, Açık Toplum ve Düşmanları isimli kitabında, bahsettiği açık toplum kavramı ile ilgili olarak şu tarifi yapar:

Totaliterler zorunlu, hatta kaçınılmaz olarak baskıya, şiddete başvuruyorlar. Bu totaliter rejimlerin karşısına konabilecek bir seçenek var. Gerçeğin kimsenin tekelinde olmadığı bir seçenek. Farklı bireylerin, değişik görüşleri taşıdığı, bu farklılıkların, bu çeşitliliğin bir arada yaşamasını sağlayacak kurumların gerektiği bir seçenek. Yurttaşların haklarını o kurumlar koruyacak, ifade ve tercih özgürlüğünü yine o kurumlar güvence altına alacak. Bu toplumsal örgütlenmeye bir ad koymak gerekirse, Açık Toplum diyebiliriz.451

Buradaki tarife göre kadife veya renkli devrim adı verilen ve iktidarları değiştiren sokak darbeleri ile, yurttaşların hakkının devlet yerine kurumlar tarafından korunduğu, devlete ait kavramların, bu kurumlar tarafından güvence altına alındığı bir sistem savunulmakta ve dolayısıyla aslında “devlete gerek olmadığı” fikriyle hareket edilmektedir. Buradan yola çıkarak Popper, komünizmi terk etmiş eski bir komünist görünümü altında, aslında komünizmin savunduğu devletsiz bir toplum modelini savunmaktadır. Bu strateji, zayıf, parçalanabilir, güçsüzleştirilebilir olarak görülen toplumlar üzerinde ameliyat yapma stratejisi olarak uygulanmaktadır. Bunlardan bir tanesi, belki de İngiliz derin devleti için en önemlisi Türkiye olmuştur.

Türkiye üzerinde tarih boyunca çok çeşitli oyunlar oynanmıştır kuşkusuz. Açık toplumun renkli devrimler örneği ise Gezi Olaylarında yaşanmıştır. Gezi Olaylarındaki sürece, zamanlamaya ve olayların şekilleniş sürecine bakıldığında, bu olayların da bir projeye dahil edildiği açıktır.

Şunu belirtmeliyiz ki, Türk halkı ve özellikle Türk gençliği, Türk demokrasisi içinde, özgürdür. Bu önemli gençliğin özellikle çevre ve ağaçlandırmaya yönelik önemli konulara duyarsız kalmaması, betonlaşmaya karşı çıkması, demokratik haklarını kullanmaları takdire şayan bir konudur. Demokrasilerde, hükümetlerin yeterli olmadığı durumlarda, halkların uyarıcı etkisinin önemi büyüktür. Özellikle bu olay, gençlerin ağaca, çevreye, güzelliğe olan hassasiyetini göstermeleri ve bu konuda kayıtsız kalmayacaklarını ifade etmeleri bakımından önem taşımaktadır.

Ancak olayların gelişme şekline ve zamanlamasına bakıldığında, söz konusu iyi niyetin, Açık Toplum taraftarları tarafından kötüye kullanıldığı görülebilmektedir. Gençlerin ağaçları korumak adına bir araya geldiği barışçıl protestoların, gitgide şiddet içeren bir ihtilal girişimine dönüştürüldüğü açıktır. Süreç, oldukça açık ve aleni şekilde işlemiştir. Bu, tam olarak Sorosçular’ın yöntemidir.

Türkiye’de bu tip toplumsal olayların “hükümet karşıtı” bir eylem şekline dönüştürülmesi kuşkusuz sürpriz değildir. İngiliz derin devleti, kendi çizgisini izlemeyi reddeden Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ı, henüz başbakanken iktidardan düşürmeyi hedeflemiştir. Hatta Sayın Cumhurbaşkanımızın taraftarlarını bile pasifize etmeye çalışmışlardır.

Örneğin, 2010 yılında Açık Toplum kurumlarının genel direktörü olan Aryeh Neier, Açık Toplum Vakfı’nın Türkiye ayağındaki yönetim kurulu başkanı Can Paker’e şunları söylemiştir: “Sen Türkiye’de AK Parti’ye çok yakın birisi olarak gözüküyorsun. Halbuki biz AK Parti’ye muhalefet etmek istiyoruz. Onun için senin Açık Toplum Türkiye Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan da uzaklaşmanı istiyoruz.”452 Daha sonra kurucu olduğu için toplantılara çağrılması gereken Can Paker, tüzüğe rağmen toplantılara çağırılmamış ve kurum, bu yüzden denetçilerle uğraşmak zorunda kalmıştır.453

Gençlerin Gezi’deki masum talebi, Sorosçular tarafından kullanılmış, Sorosçu devrimlerin mimarları yine kendi yöntemlerini kullanmış ve Gezi Protestolarının dördüncü gününden sonra meydanlarda komünist flamalar ve komünist grupların başlattığı şiddet olayları ön plana çıkmıştır. Taksim Meydanı’nın komünist çeteler ve PKK yanlıları tarafından “kurtarılmış bölge” ilan edilmesi Hükümetimiz tarafından cevapsız bırakılmamış ve Türkiye üzerinde oynanan bir kirli oyun daha devreden çıkarılmıştır. Kuşkusuz komünist ve anarşist grupların ve elbette PKK’nın kullanılması bir Soros klasiğidir. Nitekim daha önce de belirttiğimiz gibi Soros Vakfı, Gezi’ye destek verdiğini gizlememiştir bile. Fakat bu desteğin çapı, kuşkusuz onların ifade ettiğinden çok daha fazladır.

Sorosçu Devrimler üzerinde rol oynayan sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Burhanettin Can, bu tür yapıların, Albert Einstein Enstitüsü’nün kurucusu Gene Sharp’ın önerdiği yöntemleri uyguladıklarını ve başarıya ulaştıklarını kaydetmiştir. Sharp’ın, The Politics of Nonviolent Action (Şiddet İçermeyen Hareketin Politikası) ve From Dictatorship to Democracy (Diktatörlükten Demokrasiye) adlı kitaplarında yer alan metotları 10 ayrı başlık altında özetlemenin mümkün olduğunu söyleyen Can, ilk başta tek kelimelik bir örgüt ismi belirlenerek, bununla gençler ve öğrenciler arasında örgütlenmenin önerildiğini belirtmiştir.

Buna göre Gene Sharp’ın önerdiği yol haritası şu şekildedir:

  • Gençler arasındaki bir örgütlenme oluşturmak ve örgütlenmenin adını koymak.
  • Basit ve etkileyici bir slogan oluşturmak ve yaymak.
  • Ulusal ve uluslararası medya desteği.
  • Uluslararası vakıf ve sivil toplum örgütlerinin parasal desteği.
  • Halkın sokağa dökülmesi için en uygun dönemler olan seçim sürecini fonksiyonel hale getirmek, seçimlere yönelik altyapı çalışması yapmak. Seçimlerden altı ay kadar önce seçimlere hile karıştırılacağı şüphesi olduğunu ileri sürmek, bu endişeyi yaygınlaştırmak ve seçimlere gölge düşürmek.
  • Gerilimi artırmak. Ekonomik manipülasyon yapmak.
  • Etnik ve mezhepsel farklılıkları kaşıyarak sinir uçlarını tahrik etmek.
  • Sistemden memnun olmayanları tek bir çatı altında toparlamak. Kitleler üzerinde etkili olabilecek kişileri, yönetimin dışladığı popüler isimleri öne çıkarmak.
  • Asker ve güvenlik güçleri arasından taraftar kazanmak ya da en azından onları tarafsızlaştırmak. Yönetimin yanında yer almamasını, en azından olaylara müdahale etmemesini sağlamak. Bu kitlelerin daha cesur davranmasını sağlar ve katılımı artırır.
  • Taraftarları, sürekli olarak sokakta tutarak yönetimin otoritesini ve iradesini kırmak. Sokak hareketli olduğu sürece yönetim yalnızlaşır. İktidara bağlı olanlar azalır.454

Bu strateji, Gezi Olayları sırasında sistematik olarak uygulanmıştır. Basit ve etkileyici bir slogan oluşturulmuş, özellikle uluslararası medya desteği sağlanmış, bir kısım vakıflar tarafından protestolara ciddi parasal destek sağlanmıştır. Gezi Olaylarının gerçekleştiği dönem, Türkiye’nin ekonomik olarak önemli atılımlara imza attığı dönemdir. İşte söz konusu vakıflar, bu atılımı durdurabilmek ve özellikle ekonomik manipülasyon yapmak için harekete geçmişlerdir. Hatırlanacağı gibi Türkiye’yi ekonomik bir krizle buluşturarak iktidarı devirme stratejisi, içlerinde Quilliam Vakfın’ndan Ed Hüseyin’in de bulunduğu Bipartisan Policy tarafından oluşturulan raporda da yer alan bir konudur. Söz konusu raporda, “Türkiye Cumhuriyeti iktidarını devirmek için ekonomik krizlerin önünün açılması gerektiği” açıkça ifade edilmiştir.

Etnik ve mezhepsel farklılıklar, Osmanlı döneminden beri İngiliz derin devletinin daima en fazla kullandığı konu olmuştur. İngiliz derin devleti, hedeflediği ülkenin vatandaşlarının rahat yaşamalarıyla veya sahip oldukları haklar ile hiç ilgilenmez; onları sadece provokasyon amacıyla kullanır. İşte bu nedenle azınlıkların en rahat oldukları dönemlerde bile bu kişileri “azınlık” kartını oynayarak kışkırtmaya çalışmıştır. Basiretli halkımızın çok büyük bir bölümü bu provokasyonlara prim vermeyerek İngiliz derin devletinin oyununu bozmuştur. Fakat İngiliz derin devleti, genellikle PKK yanlılarını bu konuda kışkırtarak ve yalnızca onları ön plana çıkararak azınlıkların temsilcilerinin sadece bu kişiler olduğu aldatmacasını yaymaya çalışmıştır. Nitekim Gezi Olayları’nda da PKK’lılar gövde gösterisinde bulunmuş ve bunlar “iktidardan rahatsız olan Kürtler” olarak lanse edilmiştir. (Kürt kardeşlerimizi tenzih ederiz)

Toplum içinden seçilmiş, aykırı görüşlere sahip popüler kişiler Gezi olayları sırasında, tam da tarif edildiği şekilde ön plana çıkarılmış ve bu kişiler özellikle İngiliz derin devletinin himayesindeki bir kısım ana akım medyada neredeyse her gün boy göstermiştir. İngiliz derin devleti, kendi manipüle ettiği kişileri –planladığı gibi- sokakta tutmaya çabalamış fakat bunu başaramamıştır. “Sokak hareketli olduğu sürece yönetim yalnızlaşır” şeklindeki planı artık tam tersine dönmüştür. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası sokaklar, iktidarı desteklemek için hareketlenmiştir.

Uluslararası medya desteğinin, Açık Toplum için belirlenen yol haritasının önemli bir maddesi olduğunu daha önce görmüştük. Gezi Olayları sırasında söz konusu medya, gerçek anlamda görev başında olmuştur. Dezenformasyon ise şaşılacak düzeyde kendini göstermiştir. Ön plana çıkan ise, -elbette- asıl olarak İngiliz medyasıdır.

İngiltere’nin en çok okunan gazetelerinden Guardian, “İstanbul’daki protestolar Türk Baharı’nın tohumlarını ekiyor” başlığını kullanmıştır. Richard Seymour yazısında, “İstanbul’daki küçük bir parkın yıkılmasına yönelik protestonun rejim için acil bir durum olduğu ve potansiyel Türk baharının temeli olabileceğini” yazmıştır.

Financial Times, Daniel Dombey imzalı haberinde, “muhalefetteki siyasetçilerin ve bazı gözlemcilerin Taksim’deki protestoyu, Hükümetin giderek artan baskıcı yönetiminin bir sonucu olarak gördüklerini” belirtmiştir.

Financial Times olaylar sırasında İstanbul’da bulunan bir İngiliz profesörün yazdığı mektubu yayımlamıştır. Dundee Üniversitesi’nde Enerji, Petrol ve Maden Hukuku ve Politikaları Kürsüsü Başkanı olan Profesör Peter Cameron mektubunda Türk Hükümetini “Sovyet tarzı yaklaşım” sergilemekle suçlamıştır.

BBC, olaylar sırasında Borsa İstanbul’da %10’un üzerinde bir düşüş gerçekleştiğini iddia etmiş, Türk Lirası’nın da değer kaybettiğine ve bu durumun “yatırımcıları endişelendirdiği”ne dikkat çekmiştir.

Protestolar sırasında dikkat çeken “Duran Adam”, her ne kadar bir protesto şekli olsa da, aslında spontane oluşan bir durum değildir. Duran Adam eylemini başlatan E. G.’nin, daha önce Sorosçu devrimlerle gündeme gelen Sırbistan’da defalarca bulunduğu ve orada çeşitli etkinliklere katıldığı ortaya çıkmıştır. Bu etkinlikler şöyledir:

“Body” (vücut) 22. Festival Grad Theatre City Budva, Ukus Mora Budva, Karadağ

“Scar” (yara) 12. International Festival of Choreographic Miniatures, Raša Plaovic, Belgrad

Aynı şekilde hatırlanacağı gibi Gezi Olayları sırasında bir Alman vatandaşı, Taksim Meydanı’nda piyano çalmıştır. Kuşkusuz müzik, her zaman her yerde desteklenmesi ve övülmesi gereken bir güzelliktir. Fakat aynı kişinin Ukrayna’da ve diğer Sorosçu ihtilal girişimlerinde de ön planda olduğu dikkate alınacak olursa, buradaki hedefin farklı olduğu ortaya çıkmaktadır.455

Duran Adam veya protesto meydanında çalınan piyano, kuşkusuz birer protesto şeklidir ve halkımız, barışçıl olduğu müddetçe bu ve bunun gibi protesto şekillerine başvurmakta elbette özgürdür. Burada dikkat çekmek istediğimiz unsur, “duran adam” gibi kavramların, İngiliz derin devleti tarafından özel üretilen ve çöküşe doğru gitmesi planlanan devletler üzerinde uygulanan bir stratejinin basamakları olmasıdır. Stratejilerin ortak olması, bu tip uygulamaların tek bir beyinden çıktığını göstermektedir. Her ne kadar isimleri farklı, çeşitli vakıflar ve düşünce kuruluşları tarafından destekleniyor gözükseler de, aslında perdenin arkasındaki yapı İngiliz derin devletidir. Şu unutulmamalıdır: Hedefte daima güçlü devletleri, kendi insanlarını kullanarak çöküşe götürme arzusu vardır. Parçalanmış, istikrarsız ülkeler şu anda sadece İngiliz derin devletine hizmet eden piyonlar haline getirilmiştir. Durumun Türkiye’de de böyle olması istenmiş ama buna izin verilmemiştir.

Gezi Olayları sırasında emniyete gönderilen ve mahkemeye intikal eden bir yazıda “Türkiye’de Sırp OTPOR ve Sırp CANVAS örgütleri tarafından bir halk hareketi geliştirilmeye çalışıldığı ve söz konusu kurumların bu konuda ülkemizde eğitim verdikleri” iddia edilmiştir. BBC’nin bu haberler sonrası OTPOR ve CANVAS’ı aklama  çabaları ise dikkat çekici olmuştur. Fakat bu çabalar dahilinde şu önemli detay gündeme gelmiştir: Sırp Canvas lideri Popovic, BBC’ye, 2012 yılında, yani Gezi Olayları’ndan sadece bir sene önce İstanbul’da düzenlenen uluslararası güvenlik ve terörizmle ilgili bir konferansa katıldığını açıklamıştır. O konferansı İstanbul’da düzenleyen ise İngiliz Reuters Vakfı’dır.

Soros’un desteklediği devrimlerin bütün süreçleri gerçekte Gezi Parkı eylemleri sırasında da aynı sıralama ile yaşanmıştır. Gençler sosyal medya üzerinden örgütlenmişler, olaylara en büyük destek ise İngiliz ve ABD basınından gelmiştir. Sırbistan’da OTPOR’un başlattığı canlı eylemler, İngiliz ve ABD basınında canlı olarak yayınlanmıştır. Hatırlanacağı gibi Gezi Olayları sırasında da protestolar, CNN International kanalından neredeyse 24 saat canlı olarak yayınlanmıştır. Saniyeleri için milyarlar harcanan bu kanalın, Türkiye’deki protestoları neden bu kadar önemli gördüğü açıklamaya muhtaçtır.

Sosyal Medya Takip Sistemi’nin kurucusu Yasin Kesen’e göre Gezi Olayları’nın şiddetlendiği 31 Mayıs 2013 tarihinde 15.247.000 tweet yazılmıştır ve bunun beş milyonu provokasyon içeren uydurma bilgiden ibarettir.456 Bu aldatıcı tweet’lerin birinde; Avrasya Maratonu’na katılmış insanların resimleri “eylemci çoğunluk köprüyü geçti” mesajıyla Boğaz Köprüsü’nden Taksim’e yürüyüş şeklinde lanse edilmiştir.

Ana akım medyanın bir kısmı da bu dezenformasyona eşlik edenler arasındadır. CNN International, Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın halka seslenişinden çekilmiş olan kalabalığı, “hükümet karşıtı protestocular” olarak tanıtmıştır.457 Ordunun güya harekete geçtiği şeklinde uydurma dedikodular ise sosyal medya ile yaygınlaştırılmıştır. Sokaklarda yüzlerce insanın öldürüldüğü yalanı ağızdan ağıza dolaşmış ve Irak ve Suriye’ye ait vahşet resimleri, güya Taksim Meydanı’na aitmiş gibi provokasyonlar yapılmıştır.

Dezenformasyon, başıboş bir strateji değildir. Dezenformasyon için kullanılan yöntemler genel olarak özel planlanır ve bu plan, bu tip eylemler sırasında kullanılan yaygın bir stratejidir. Genellikle bu yolla halkın kolayca galeyana gelmesi sağlanmaktadır. Ancak İngiliz derin devleti, halkımızın sağduyulu davranacağını belli ki hesaba katmamıştır.

 

Soros Vakfı ve Diğer Türkiye Oyunları

Soros’un Açık Toplum adı altında gerçekleştirdiği faaliyetlerin kuşkusuz en ses getireni Gezi Olayları olmuştur. Fakat bu kuşkusuz iktidar devirme faaliyetlerinin ilki değildir.

Geçmişte yaşanan Karen Fogg olayı, bu tip eylemlere örnek teşkil etmektedir. AB’nin Türkiye temsilcisi olarak görevlendirilen Fogg’un, Doğu Perinçek tarafından açıklanan bir seri e-maili, Türkiye üzerinde kapsamlı planları ortaya çıkarmıştır. Perinçek bu kişinin “İngiliz istihbarat servislerinin en üst düzeyinde yer aldığı”nı belirtmiştir. Ortaya çıkan e-mailler sonucunda Fogg, görevinin bitmesine 1.5 yıl kala Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmıştır.

Perinçek, yazışma analizlerine bakarak şu sonuçları çıkarmıştır:

Karen Fogg’un e-posta yazışmaları, AB-Türkiye ilişkilerinin röntgenini veriyor.

AB’nin stratejik hedefi: Türk devletinin ve tarihinin hakkından gelmek.

Kültürel Görev: Türkiye gençliğinin milli kimliğini tahrip etmek.

Siyasal Görevler: Kıbrıs, Ege, Diyarbakır merkezli beylik devletler kurmak.

Kullanılacak Kuvvetler: “uyuyan köpekler”.

Örgütlenme: Karen Fogg şebekesi.

Eylem Biçimi: Uslu muhalefetten toplumsal patlamalarla.

Örgütlenme ve Çalışma Biçimi: Gizli, sinsi, şifreli, kodlu.458

Söz konusu e-mailler sonucu ortaya çıkan bir başka sonuç daha vardır: KKTC ve dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş aleyhine gerçekleşen propagandayı, Karen Fogg’un, Sorosçu STK’larla birlikte gerçekleştirdiği anlaşılmıştır.

Doğu Perinçek, e-maillerin ele geçirilmesinden sonra bir seri basın toplantısı gerçekleştirmiş ve bu toplantılarda şu açıklamayı yapmıştır:

Madam Fogg, ele geçirilen yedi bin küsur e-postanın muhteviyatından anlaşıldığına göre, temsilcilik görevinin hudutlarını çok aşmış; Türkiye’de fiilen bir beşinci kol hareketi örgütlemeye girişmiş; bu bağlamda gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum örgütleri ve kimi bürokratlarla bir “şebeke” teşkil etmiş, büyük bütçelerle oluşturulan gruplar İngiltere’ye bağlanmışlardı.459

İktidar karşıtı şebekeler konusunda Soros isminin geçtiği bir başka gündem konusu da, Temmuz 2017’de Büyükada’da yapılan ayaklanma toplantısıdır. Söz konusu toplantı, Gezi Olayları ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, yeni bir ayaklanma başlatmak üzere organize edilmiş ve bu toplantıda PKK ve DHKP-C işbirliği söz konusu olmuştur. Toplantı sırasında ele geçirilmiş haritalarda, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgesi, Kuzey Irak ve Suriye’deki Kürtlerin yaşadığı alanlarla birleştirilerek yeni bir bölge şeklinde tasvir edilmiştir. Ayrılan yerlere ise terör gruplarının isimleri verilmiştir. Yine aynı haritada İran sınırları içerisinde kalan belirli bölgeler de bu harita içinde tek sınır olarak gösterilmektedir.460

Söz konusu toplantıda Bylock kullanımına dair çeşitli eğitimlerin verilmesi sonucunda bu toplantının FETÖ ile de bağlantısı anlaşılmış ve oldukça geniş çaplı bir eylem planının olduğu görülmüştür. Sonrasında tutuklananlar arasında FETÖ üyeliği suçlamasıyla yargılanmakta olan kişiler olması durumu teyit etmiştir.461

Söz konusu soruşturma devam etmektedir. Fakat bu konuyla ilgili ele geçen bir bilgi dikkat çekicidir. Söz konusu toplantılara katılan kişilerden birinin Soros’un kuruluşlarında danışman olarak görev aldığı anlaşılmıştır. Bu kişinin bilgisayarında toplantıya ait belgeler ve konuşmalar ele geçmiştir. Bu belgelerdeki ifadeler şöyledir:

  • Referandum döneminde amaç belliydi, “hayır” çıkarmaktı. Ama şimdi? Şimdi biz kendiliğimizden bir direnişin patlak vermesini bekleyemeyiz. Bir siyasal programımız olmalı.
  • Bizim AKP liderine biat etmiş yapılardan değil, doğrudan üreticileri kullanarak bu iktisadi sistemi, sermayeyi çökertmeye ihtiyacımız var.
  • Bize destek olan STK’lar vs. ile görüşerek bir Halk Meclisi kuralım. Pilot bölge olarak da Kadıköy’de bir mekan kurulsun.462

Görülebildiği gibi buradaki ana hedef Türkiye’de iktidarı devirmek, ülkenin ekonomisini tamamen çökertmek ve ülkeyi parçalara bölmektir. Bunu da “programlı bir direniş” hareketi organize ederek yapabileceklerini düşünmektedirler. Ancak planları geri tepmiştir.

Bilgisayarda çıkan şu eylem planı, Açık Toplum önderliğinde Türkiye’nin nasıl yeniden bir kargaşaya sürüklenmek istendiğinin kanıtıdır:

Biz bir direnişin kendiliğinden patlak vermesini bekleyemeyiz. Adalet eylemlerini ilçelere yayalım. İhraç edilen hocalarla seminerler düzenleyelim. 3 liralık bardak alıp kırıldı, geri verme diye eylemler yapabiliriz. Eylemleri her güne dönüştürmeliyiz.

Yorumlarla, yürüyüşlerle İstanbul’a yaymaya çalışalım bunu. Belki … yaz ayını da hareketli bir eylem sürecine dönüştürebiliriz. Gezi Parkı’nda da aynı şey vardı. Çok güçlüydü, militandı ama sönümlendi. Bizim üreticileri kullanarak bu iktisadi sistemi çökertmeye ihtiyacımız var. Bunların hepsini yapalım. … Bize destek veren herkesle görüşüp bir program çıkaralım. Program tek şey, AKP’den kurtulmak. Sokak ve örgütlenmek önemli ama bunlar araç. Bizim hedefimiz AKP.463

Bu olay, geçtiğimiz yıl 15 Temmuz darbe girişimi esnasında Büyükada’daki Splendid Otel’de yapılan gizemli toplantıyı akıllara getirmiştir. Darbe girişimi sürecini içine alan iki gün boyunca süren bu toplantıya, başlarında CIA danışmanı ABD’li profesör Henri Barkey’in bulunduğu uluslararası analist ve öğretim görevlilerinden oluşan çoğu yabancı uyruklu 17 kişi katılmıştır.

Çalışanların ifadesine göre, ekibiyle özel bir odada sabaha kadar darbeyle ilgili gelişmeleri takip eden Barkey, ABD ile sürekli telefon teması içindedir. Bu arada, otel yetkililerinden CNN International ve Amerika’nın Sesi ile canlı bağlantı yapabilmesi için gerekli altyapının hazırlanmasını da istemiştir.

Oteldeki gizemli toplantıya katılan bir diğer ilginç isim, AB’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı’nda görevli, European Council of Foreign Relations (ECFR) üyesi Ellie Geranmayeh’dir. Geranmayeh darbe gecesi Twitter’dan yolladığı provokatif mesajında: “Erdoğan, Facetime’dan CNN Türk’e bağlanıp halkın sokağa çıkmasını istedi. Bu sırada kendisi güvenlik için komşu bir ülkeye gidiyorşeklindeki açıklamayı yapan kişidir.464

Henri Barkey, otelde kalırken bir görevliye söylediği, “Türkiye’ye ilk gelişimde HSBC patladı. İkinci gelişimde Gezi Olayı patlak verdi. Şimdi de darbe girişimi yaşandı.” şeklindeki ifadeleriyle bu hadiselerle bağlantısını itiraf etmiştir. 19 Temmuz 2016’da otelden ayrılırken resepsiyona üzerinde Pensilvanya (FETO terör örgütü lideri Fethullah Gülen’in halen bulunduğu eyalet) yazılı bir çan bırakması da dikkat çekicidir.465

ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA için çalışan bir Ortadoğu uzmanı ve “Ilımlı” İslam teorisyeni olan Elen Barkey (Henri Barkey’nin eşi) de üst düzey bir CIA yetkilisidir. Barkey, yine kendisi gibi CIA’nin Ortadoğu uzmanlarından Graham Fuller ile Türkiye’nin Kürt Meselesi isimli kitabı kaleme almıştır. Türkiye’de faaliyet yürüten bölücü terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah Öcalan için, firari olduğu dönemde İtalya’da kalabilmesi için referans mektubu yazan da Henri Barkey’dir. Graham Fuller’in de FETO lideri Fethullah Gülen’e yeşil kart verilmesi için Pennsylvania’daki federal yargıca bir referans mektubu gönderdiği bilinmektedir. Fuller aynı zamanda ABD basınında Gülen’i öven ve savunan ateşli yazılarıyla ünlüdür.466

15 Temmuz darbe girişimi esnasında, 1919’daki İstanbul işgali döneminde İngilizlerin ordu karargahı olarak kullandıkları “Splendid Otel”in üs olarak seçilmesi de sembolik bir mesaj taşımaktadır.

Büyükada’daki 15 Temmuz darbe toplantısını kamuoyuna ilk duyuran ve adadaki ajan trafiğini o tarihten beri yakın takibe alan Milletvekili Orhan Deligöz, bu toplantıların ABD’nin CIA ve İngiltere’nin MI6 ajanları kontrolünde yapıldığı, ajanların adada İngilizlere ait çeşitli villaları ve 4 oteli kullandıkları, bu otellerin kaçak ve gizli bölümleri olduğu, son toplantının bu bölmelerde yapıldığı bilgilerini vermiştir.467

 

Hedefteki Ülke Türkiye

İngiliz derin devleti, Hz. Mehdi (as)’ın ahir zamanda çıkacağını ve zuhurunun İstanbul’dan olacağını gayet iyi bilen bir Deccal Komitesi’dir. İşte bu nedenle, bu topraklar üzerinde yaşayan haşmetli Osmanlı İmparatorluğu’nun güçsüzleştirilip dağıtılması ve sonrasında bu coğrafya üzerinde oynanan oyunlar, plansız ve spontane değildir. Hedefte hep Türkiye olmuştur.

Türkiye’de yaşanan darbeler, Kıbrıs sorunu, sokak ayaklanmaları, sağ-sol çatışmaları, muhtıralar, ekonomik krizler, Gezi Olayları, 6-7 Ekim Olayları, 15 Temmuz darbe girişimi ve daha niceleri hep Türkiye’nin çökertilmesi amacıyla gerçekleşmiştir. Türkiye, İngiliz derin devletinin tüm yıkma girişimlerine, geçirdiği askeri darbelere, ekonomik krizlere, ambargolara rağmen daima ayakta kalmış ve güçlenmiş olan yegane ülkedir.

Allah’ın, ülkemiz üzerinde koruması vardır. İngiliz derin devletinin ülkemiz üzerindeki hiçbir oyunu başarılı olamayacaktır. Fakat Türk Milleti, bu oyunların sürekli olarak devam edeceğinin, İngiliz derin devletinin ülkemizi parçalama ve güçsüzleştirme planlarının devam edeceğinin bilincinde olmalıdır. Bu bilindiğinde, ülke olarak karşılaştığımız olayların kendi kendine gelişmediğini, bizleri birbirimize düşürmeye çalışan entrikaların arkasında daima İngiliz derin devleti olduğunu teşhis etmek daha da kolaylaşacaktır. Bunu anlamak bizlere hem zaman, hem imkan, hem güç kazandıracaktır.

İngiliz derin devletinin ülkeleri parçalama stratejisinin sevgisizlik, kuşku, ayrılık, öfke ve manevi boşluk kavramları üzerine kurulu olduğunu akılda tutmak gerekmektedir. İşte bu nedenle toplumumuza gereksiz yere kuşku düşüren, sevgisizliği perçinlemeye çalışan ve en önemlisi bizi manevi değerlerden uzaklaştırmaya çalışan her hareketin, bir deccal hareketi olduğunu anlamamız gerekmektedir. Böyle durumlarda Türk Milleti atak davranmalı, sağduyulu olmalı ve özellikle ülkemiz içinden seçilmiş ajan yancıların kirli provokasyonlarından uzak durmalıdır. Ülkemiz topraklarında İngiliz derin devletinin oyunlarının sahnelendiği zamanlar bizim için daima kenetlenme zamanlarıdır. Türk Milleti, özel olarak seçilmiş olan bir ülkenin, özel olarak seçilmiş bir milleti olduğunu unutmamalıdır.

Bu coğrafyada, mazlumların koruyuculuğu sıfatı da Türk Milleti’nin omuzlarına bırakılmıştır. Tarih bunu belgelemiş, şu an mazlumların bizim topraklarımıza sığınması bunu teyit etmiştir. İşte bu nedenle Türk Milleti’nin, devletiyle, bayrağıyla, imanıyla bir bütün olarak ayakta kalması önemlidir. Bu, Ortadoğu’nun zorluk içindeki bütün ülkelerini ayakta tutacak öncü bir güçtür. İşte bu nedenle necip Milletimizin üzerindeki sorumluluğu bilerek hareket etmesi ve şer odaklarının planlarına geçit vermemesi önem taşımaktadır. Bu, sağ-sol meselesi, o parti-bu parti meselesi değildir. Konu vatan ve millet olunca, tek bir şemsiye altında birleşmemiz elzemdir.

Eminiz ki İngiliz derin devletinin oyunlarının bilinmesi, ülkemiz içindeki milli birlik ruhunu güçlendirecektir. İngiliz derin devletinin, yıkıma uğratmak istediği ülkelerde, ilk önce maneviyatı sonra milli birliği zedelemeye uğraştığı unutulmamalıdır. Şu durumda yapmamız gereken, manevi değerlerimizi güçlendirmek ve vatan söz konusu olduğunda ne kadar gözü kara olduğumuzu göstermektir. 15 Temmuz darbe girişimi, başından sonuna kadar İngiliz derin devleti tarafından kurgulanmış bir plandır.

Bu kalkışma sırasında milletimizin sağduyusunu mükemmel şekilde görmüş olan İngiliz derin devleti boş durmayacak, kendince denemeler yapmaya devam edecektir. İngiliz derin devletini yenilgiye uğratmak, Türk Milleti’nin kaderindedir. Dolayısıyla tehdidin nereden geldiğini iyi bilerek, teyakkuzu hiç elden bırakmamak gerekmektedir.

Büyük Önder Atatürk’ün aşağıdaki sözleri, Türk Milleti’nin bakış açısının mükemmel bir özetidir:

Ulusumuzun kurduğu devletin alınyazısına, bağımsızlığına kimseyi karıştırmayız. Milletimizin menfaatleriyle ilgili hususlarda yabancıların fikirlerinin önemi yoktur. Biz, gidişatımızı yabancıların görüşlerine uydurma güçsüzlüğünü kötü görenlerdeniz! (Nutuk – 1927)

Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

Güzel şehrin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise kavruktan başkası çıkmaz. İşte Biz, şükreden bir topluluk için ayetleri böyle çeşitli biçimlerde açıklıyoruz. (Araf Suresi, 58)

 

Kadife Devrimin Kanlı Sonucu: Arap Baharı

“Diktatörlerden kurtuluş”, “özgürlük mücadelesi”, “demokrasi hareketleri” gibi sloganlarla başlatılan ve Arap dünyasının kurtuluş mücadelesi şeklinde bütün dünyaya servis edilen Arap Baharı isyanları, gerçekte İngiliz derin devletinin sinsi oyunlarından biridir. Ne acıdır ki Arap dünyası büyük ölçüde bu sinsi oyunun pençesine düşmüş, bunun sonucunda milyonlarca Müslüman şehit olmuş, ülkeler İngiliz derin devleti denetimindeki kurumlar tarafından istila edilmiş ve terör örgütleri güçlenmiştir.

Arap Baharı isyanları, aslında İngiliz derin devletinin “halk hareketleri”ni organize ederek, ülkeleri içten yok etme stratejisinin önemli bir örneğidir. Keza söz konusu isyanların gerçekleştiği pek çok ülkede yönetimler değişmiş, İngiliz derin devletinin istediği olmuş; fakat Müslüman halk iç çatışmalarla dolu bir dünyaya adım atmıştır. Arap Baharı isyanlarının gerçekleştiği ülkelere şöyle bir bakıldığında tümünde korkunç istikrarsızlıkların ve kargaşanın devam ettiği görülecektir. Söz konusu ülkelerin hiçbiri, Sorosçuların vaat ettiği “özgürlük ve demokrasi”ye ulaşabilmiş değildir. Elde ettikleri tek şey, kardeşin kardeşe nefreti ve gitgide artan terördür.

Sorosçular tarafından planlanan Arap Baharı projesinin kurgulayıcısı Zbigniew Brzezinski’dir. Projesinin adı “Global Political Awakening”dir (Küresel Politik Uyanış). Bu projeye göre televizyondan sosyal medyaya tüm basın yayın araçları kullanılacak, milyonlarca insan tek bir hedefe doğru yönlendirilecek, gerisini Sorosçular tarafından manipüle edilmiş muhalif öğrenci grupları ve STK’lar halledecektir. Halk ayaklanırken, bunun adı “demokratikleşme” olacaktır. Arap uluslarına geniş çaplı bir “özgürleşme” vaat edilmiştir. Bu özgürleşme onlara verilmeyeceği gibi, söz konusu ülkeler de İngiliz derin devletinin himayesinde olan finans dünyasında daha bağımlı hale gelecektir.

Arap Baharı, paralı askerlerin çeşitli görünümlere bürünerek farklı ülkelerde gerilla savaşçıları olarak boy gösterdiği, İngiliz derin devletinin farklı kollarının bu paralı askerler ve ajanlar kanalıyla ülkeleri kargaşaya boğduğu yeni bir Ortadoğu’yu parçalama stratejisidir. Bu strateji, beklendiği ölçüde olmasa da büyük oranda hedefine ulaşmıştır. Üzerinde çok fazla şey anlatılması gereken Suriye’nin şu anki durumu İngiliz derin devletinin beklentilerinin tam olarak resmidir. Libya ise, “insani müdahale” adı altında halen NATO koalisyonu tarafından bombalanmakta, kiralık ordularla yürütülen örtülü operasyonlar hiç durmadan devam etmektedir. Ülkede istikrarlı bir hükümet bulunmamakta, farklı gruplar kendini hükümet ilan edip durmaktadır. Petrol paylaşımı mücadelenin bir kısmını oluşturmakta; fakat asıl payı İngiliz derin devleti almaktadır.

Wikileaks belgelerinde ortaya çıkan e-mailler, Arap Baharı’nın kapsamlı bir proje dahilinde gerçekleşmekte olduğunun önemli delillerini sunmuştur. Libya’da isyanların beklenen sonucu vermesinin hemen ardından, dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a, yakın arkadaşı Sidney Blumenthal’den gelen e-mail şöyledir:

Öncelikle bravo! Kaddafi düşürüldüğü an nerede olursan ol, hemen kamera önüne çık. Bunun tarihi bir an olduğunu herkese hissettir. Vurgulaman gereken en önemli cümle şu olmalı: “Başarılı strateji”…

Bu başarılı stratejinin arkasında neden ABD olduğu konusunu sakın geçiştirme. Biz, geniş çaplı bir insanlık dramının önüne geçtik. Kaddafi Nisan’da 2000’den fazla insan öldürdü. Bingazi’de yaşayan on binlerce, hatta yüz binlerce insanı katliamla tehdit etti. … Bu, Batı ittifakı içindeki bir işbirliğinin karşılıklı hedeflerimizi gerçekleştirebileceğinin kanıtıdır.468

Burada bahsedilen “başarılı strateji”nin sadece maddi sonuçları şöyledir: Arap Baharı’nın gerçekleştiği ülkeler, ayaklanmaların başladığı 2011 yılında 55 milyar Dolar kayba uğramışlardır. 2014 yılındaki HSBC raporu Mısır, Libya, Irak ve Suriye’deki Arap Baharı bilançosunun 800 milyar Dolara ulaştığını açıklamıştır.469 Sonraki yıllarda ekonomik anlamda tüm hayat durmuş, Irak adeta terör yuvası haline gelmiş, Suriye ise silah endüstrisinin adeta alım-satım pazarı şekline dönüşmüştür. Halk ekmek veya içme suyu bulamamış, hatta yaşayamamış; ama milyarlarca dolarlık silahlar alıcısız kalmamıştır.

Kiralık orduların konuşlanacağı yerler, çatışmaların hemen öncesinde bölgeye keşfe gelen İngiliz derin devleti kurmayları tarafından saptanmaktadır. Dün Irak’ta El-Kaide adına savaşanlar, bugün Suriye’de YPG adına savaşmaktadırlar. Onlar için savaştıkları tarafın ideolojisinin hiçbir önemi yoktur. Onlar sadece aldıkları para ile ilgilenmektedirler. Kimi zaman terör örgütleri, İngiliz derin devletinin hizmetinde çalışan birimler olarak ortaya çıkmaktadır. Detaylarını kitabın bir sonraki cildinde inceleyeceğimiz İngiliz derin devleti ve terör bağlantısı, bu konuda oldukça önemli bilgiler sunmaktadır.

Şu an gözlerimiz önünde yaşanan ABD-YPG ittifakı, aslında bunun en aleni olanıdır. ABD’nin paralı askeri görevini üstlenen YPG, dünyanın gözü önünde, açık açık ABD tarafından desteklenmekte ve ıslak imzalı anlaşmalarla en gelişmiş silahlara sahip olmaktadır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 28 Eylül 2015 tarihinde BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında şu sözleri sarf etmiştir:

Sosyal ve politik değişim isteyen bölge halkları fena halde aldatıldılar. Yaşamları iyileşeceğine felç oldu ve milli olan tüm kurumları yıkıldı. Demokrasi ve kalkınma yerine artık şiddetli yoksulluk ve sosyal felaketlerle boğuşuyorlar. Bırakın insan haklarını, insan hayatının değeri kalmadı… Yaptığınızı beğendiniz mi? Yaptıklarınızı inkara devam… Şimdi Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaratılan boşluklara teröristler doluştu.470

Oldukça doğru olan bu sözler, Putin’in de tüm açıklığıyla farkında olduğu İngiliz derin devleti oyununun bir özeti şeklindedir.

 

Arap Baharı’nda Uluslararası Kriz Grubu

Özellikle Arap Baharı olayları sırasında karşımıza çıkan International Crisis Group, (Uluslararası Kriz Grubu) kendisini sivil olarak tanıtan, fakat İngiliz derin devleti tarafından finanse edildiği bilinen düşünce kuruluşlarından biridir. Uluslararası Kriz Grubu’nun yıllık bütçesi 15 milyon Dolardan fazladır. Söz konusu kurum aynı zamanda Soros’un Açık Toplum Enstitüsü tarafından da parasal anlamda desteklenmektedir; bu destek hem George Soros’tan hem de oğlu Alexander Soros’tan gelmektedir. George Soros, ayrıca, söz konusu vakfın yönetim kurulundadır.

Kurumun kurucusu, Ed Husain, Eric S. Edelman ve Henri J. Barkey ile birlikte Türkiye hakkında raporlar hazırlayan, 15 Temmuz darbe girişimini tam 2 yıl öncesinden raporunda tarif eden ve destekleyen, ayrıca 1995 yılında Türkiye’nin on yıl içinde parçalanacağını iddia eden ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi ve CFR Dış İlişkiler Konseyi üyesi Morton Abramowitz’dir.

Uluslararası Kriz Grubu, ABD’li Carnegie Endowment for International Peace’in (Carnegie Uluslararası Barış Vakfı) devamı niteliğindedir. Kriz Grubu’nun yıllık 15 milyon Dolarlık bütçesinin yarısı genelde NATO üyeleri olmak üzere çeşitli hükümetlerden gelmektedir.

Grubun eski eş başkanlarından biri, İngiliz Lord Chris Patten’dir. Patten, geçmişte Privy Council üyeliği yapmıştır. Vakfın şimdiki başkanı Jean-Marie Guehenno, 2000-2008 yılları arasında BM Barış Gücü Operasyonları Direktörlüğü’nü yapmış bir isimdir. Arap Baharı boyunca Arap Ligi ve BM Suriye özel elçiliği yapmıştır. Bir önceki Başkan, Avustralya eski Dışişleri Bakanı Gareth Evans, içeriği “Eğer bir ülkede muhalif bir grup Batı’dan yardım isterse, işgale açıktır” şeklinde özetlenebilecek olan “Koruma Sorumluluğu” (RtoP) yasasının mimarıdır.

Uluslararası Kriz Grubu, özellikle Afrika’da faaliyetlerde bulunmuş, Sierra Leone’deki seçimler için 10 milyar dolar toplamış ve sonrasında bu paranın kazanan tarafın eğitilmesine harcandığı söylenmiştir. Bu eğitim genellikle, bölgede İngiliz derin devletinin hakimiyetinin iyi tanınmasını hedefleyen özel bir eğitimdir. Grup, daha sonra, İsrail-Filistin, İran, Afganistan başta olmak üzere tüm dünyada faaliyetler yapmıştır. Çeşitli raporlar yoluyla bu ülkelerle ilgili sürekli olarak önerilerde bulunmuş ve söz konusu öneriler de genellikle yerine getirilmiştir. Afganistan’a müdahaleyi teşvik etmiş ve oradaki asker sayısının artırılmasını önermiştir. Kosova’da henüz etnik şiddet başlamadan ve bu konuda henüz hiçbir emare bulunmadan haftalar önce etnik şiddetin başlayacağına dair uyarılar yapmıştır. Uluslararası Kriz Grubu’na getirilen en önemli eleştirilerden biri, genellikle savaşı teşvik etmesidir.

Uluslararası Kriz Grubu, ABD’nin Bosna’daki müdahalesinin amacının Bosna halkını kurtarmak değil, “Atlantik ittifakını dağılmaktan kurtarmak” olduğunu itiraf etmiştir.471

Amerikalı politika yazarı Diana Johnstone, Uluslarası Kriz Grubu hakkında şunları söylemektedir:

Finansör George Soros’un desteklediği yüksek düzey düşünce kuruluşunun (Uluslarası Kriz Grubu) … temel amacı … Balkanlar’ın yeniden şekillendirilmesinde hükümetlere politik olarak yol göstermek.472

Soros’tan 1 milyon dolar alan Uluslararası Kriz Grubu, Şubat 1996’da Saraybosna’ya gelerek ABD liderliğinde yapılan Dayton görüşmelerine gözetmenlik yapmıştır. Kriz Grubu proje direktörü olarak seçilen kişi ise, İngiltere’nin Kuveyt işgali öncesi Bağdat’taki adamı Sir Terence Clark’tır. Balkanlar’da gelişen olaylar sırasında Uluslararası Kriz Grubu, genellikle Kosova’nın büyük devletlerin idaresi altında kalması gerektiği yönünde telkin vermiştir. Grup, 1998 yılında ateşkes ilan edilmesine rağmen, Kosova’nın Belgrat’tan ayrılması gerektiğini telkin etmiş ve Rambouillet Görüşmeleri’nin ardından NATO işgali için ciddi planlar yapmaya başlamıştır. Yeni bombalama tehdidinin, Miloseviç’i anlaşmayı imzalamaya zorlayacağından emindir.473

Kriz Grubu, aynı zamanda Sırbistan’ın da NATO tarafından işgal edilmesini önermiştir; buradaki amaç da Kosova’yı NATO’nun kontrolünde tutabilmektir.474 Aynı zamanda grup, Arap Baharı olaylarını da başından itibaren desteklemiştir.475

 

DİPNOTLAR:

  1. Stanford Encyclopedia of Philosophy “Karl Popper”, https://plato.stanford.edu/entries/popper/
  2. The Philosophy of Karl Popper,chttp://www.stoa.org. uk/topics/popper/kp1.pdf
  3. Karl Popper, (1976), Unended Quest. An Intellectual Autobiography, LaSalle, IL: Open Court, s. 167
  4. Karl Raimund Popper’in Bilim Felsefesi Nedir?, http:// www.felsefe.gen.tr/karl_raimund_popper_bilim_felsefesi.asp
  5. Karl Popper, (1976), Unended Quest. An Intellectual Autobiography, LaSalle, IL: Open Court, s. 168
  6. Popper, a.g.e., s. 172
  7. https://www.opensocietyfoundations.org/search?key= LGBT
  8. Adaletin T Hali, https://aciktoplumvakfi.org.tr/projeler/adaletin-t-hali/
  9. Türkiye’de LGBTİ hareketi, https://aciktoplumvakfi. org.tr/projeler/turkiyede-lgbti-hareketi/
  10. Adnan Öksüz, “Soros’tan Dudak Uçuklatan Destekler Kime!”, Milli Gazete, 5 Ocak 2016, http://www.milligazete.com.tr/sorostan_dudak_ucuklatan_destekler_kime/adnan_oksuz/kose_yazisi/27727
  11. Open Society Foundations, “George Soros” https://www .opensocietyfoundations.org/people/george-soros
  12. “Keynote Conversation: Europe and the Arc of Instability”, https://www.chathamhouse.org/london-conference-2015/agenda/keynote-conversation-europe-and-arc-instability
  13. “Afghan Insurgency: Political Options and Humanitarian Implications”, https://www.chathamhouse.org/ events/view/156077
  14. Turkmenistan’s Domestic and Foreign Policy, https:// www.chathamhouse.org/publications/papers/view/180329
  15. “The EU’s Africa Foreign Policy after Lisbon”, https:// www.chathamhouse.org/events/view/179149
  16. “Kenya and Uganda: Countering Terrorism with Human Rights Abuses?”, https://www.chathamhouse. org/events/view/187309
  17. “Ukraine: Yanukovych is Caught in His Own Trap”, https://www.chathamhouse.org/media/comment/view/196135
  18. “Does Britain Matter in East Asia?”, https://www. chathamhouse.org/publication/does-britain-matter-east-asia
  19. “An Emerging Morocco in a Changing Regional Environment”, https://www.chathamhouse.org/events/ view/157137
  20. “Giving Circles and Groups”, https://www.chathamhouse.org/philanthropic-support/giving-circles-and-groups
  21. Chatham House’un Uluslararası hukuk programı bunun bir örneğidir. Ayrıntılı bilgi için bakınız: https://www.chathamhouse.org/about/structure/international-law-programme/funding; Rusya ve Avrasya programı, Açık Toplum Vakıflarının fonladığı Chatham House programlarından birisidir. Ayrıntılı bilgi için bakınız: https://www.chathamhouse.org/about/structure/russia-eurasia-programme/funding
  22. Rahmi Şeyhoğlu, “Açık Toplum ve Karl Raimund Popper, TASAV, Makale No. 8 / Mart 2014, s. 15 http:// tasav.org/usr_img/yayinlar/makaleler/makale_15_shy_8_popper_Seyhoglu_son.pdf
  23. “İşte Derin Darbenin Kodları”, Milli Gazete, http:// m.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/43541.aspx
  24. Suat Tayfun Toprak, “Medya Bağlamında Renkli Devrimler ve “Arap Baharı” Süreçlerinin Karşılaştırmalı Analizi”, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Aralık 2014, 9 (3), s. 234
  25. Y. Bostan (2005), “Doğu Avrupa ve Kafkaslar ‘da Renkli Devrimler: Süreç analizi”, Ekopolitik, STK Dosyası, s. 10
  26. Banu Avar, Zemberek, Remzi Kitabevi, 2016, s. 102
  27. Avar, a.g.e., s. 106
  28. “Soros’un Çocukları Yandı”, Yeni Şafak, 16 Mart 2017, http://www.yenisafak.com/dunya/sorosun-cocuklari-yandi-2628989
  29. George Soros’tan ‘Gezi’ itirafı, http://www.star.com.tr/ guncel/george-sorostan-gezi-itirafi-haber-1068455/
  30. Mısır Cumhurbaşkanı Sisi İngiltere’de gösterilerle karşılandı, BBC, 5 Kasım 2015, http://www.bbc.com/ turk ce/haberler/2015/11/151105_sisi_londra_gosteriler
  31. Suat Tayfun Toprak, Medya Bağlamında “Renkli Devrimler” ve “Arap Baharı” Süreçlerinin Karşılaştırmalı Analizi, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Aralık 2014, 9 (3), s.240
  32. Banu Avar, Yugoslavya Dersleri, Kasım 2010, http://banuavar.com.tr/yugoslavya-dersleri/
  33. “Paralar Soros’tan mı?”, Yeni Asya, 15 Haziran 2013, http://www.yeniasya.com.tr/gundem/paralar-soros-tan-mi_156803
  34. Tony Cartalucci, CIA Coup-College, Activist Post, 18 Şubat 2011, http://www.activistpost.com/2011/02/cia-coup-college.html
  35. Carl Gibson ve Steve Horn, “Wikileaks Docs Expose Famed Serbian Activist’s Ties to ‘Shadow CIA'”, In These Times, 2 Aralık 2013, http://inthesetimes.com/uprising/entry/15945/wikileaks_docs_expose_famed_serbian_activists_ties_to_shadow_cia
  36. Banu Avar, Zemberek, Remzi Kitabevi, 2016, s. 89
  37. Andrew Korybko, Hybrid Wars: The Indirect Adaptive Approach to Regime Change, Institute For Strategic Studies and Predictions, https://orientalreview.org/wp-content/uploads/2015/08/AK-Hybrid-Wars-updated.pdf
  38. “ABD’li özel istihbarat kuruluşu Stratfor’dan darbe yönlendirmeleri”, Milliyet, 28 Temmuz 2016, http://www.milliyet.com.tr/abd-li-ozel-istihbarat-kurulusu-gundem-2285537/
  39. a.g.m.
  40. a.g.m.
  41. “WikiLeaks: Stratfor, Gülen cemaatiyle medya ortaklığı için çalıştı”, T24, 3 Mart 2012, http://t24.com.tr/ haber/wikileaks-stratfor-gulen-cemaatiyle-medya-ortakligi-icin-calisti,198424
  42. Nihal Bengisu Karaca, “Soros’un İtirafı”, Habertürk, 12 Kasım 2015, http://www.haberturk.com/yazarlar/nihal-bengisu-karaca/1152108-sorosun-itirafi
  43. “Açık Toplum Vakfı’ndan Can Paker’e zehir zemberek sözler”, Hürriyet, 15 Ağustos 2013, http://www.hurriyet.com.tr/acik-toplum-vakfindan-can-pakere-zehir-zemberek-sozler-24510759
  44. Nihal Bengisu Karaca, Soros’un İtirafı, Habertürk, 12 Kasım 2015, http://www.haberturk.com/yazarlar/nihal-bengisu-karaca/1152108-sorosun-itirafi
  45. Nihal Bengisu Karaca, “Soros’un İtirafı”, Habertürk, 12 Kasım 2015, http://www.haberturk.com/yazarlar/nihal-bengisu-karaca/1152108-sorosun-itirafi
  46. “O piyanist Ukrayna’da ortaya çıktı”, Hürriyet, 24 Nisan 2014, http://www.hurriyet.com.tr/o-piyanist-ukraynada-ortaya-cikti-26268400
  47. “Taksim için atılan bu tweet pes dedirtti!”, Vitrin Haber, 2 Haziran 2013, http://www.vitrinhaber.com/gundem/taksim-icin-atilan-bu-tweet-pes-dedirtti-h2911.html
  48. “CNN International’dan Kazlıçeşme fotoğrafı için özür”, Hürriyet, 15 Temmuz 2013, http://www.hurriyet.com.tr/cnn-internationaldan-kazlicesme-fotografi-icin-ozur-23730158
  49. Doğu Perinçek, Karen Fogg’un E-Postaları, Kaynak Yayınları, 2002
  50. Perinçek, a.g.e.
  51. “Büyükada’daki sır toplantının amacı belli oldu”, Takvim, 20 Temmuz 2017, http://www.takvim.com.tr/guncel/2017/07/20/buyukadadaki-sir-toplantinin-amaci-belli-oldu
  52. “Büyükada’da 2. gezi toplantısı”, Akşam, 7 Temmuz 2017, http://www.aksam.com.tr/guncel/buyukadada-2-gezi-toplantisi/haber-640432
  53. “Büyükada’daki ihanet zinciri”, Güneş, 20 Temmuz 2017, http://www.gunes.com/gundem/buyukada-daki-ihanet-zinciri-805355
  54. A.g.m.
  55. Erhan Öztürk, “O gece bu otelde CIA mesaideydi!”, Sabah, 26 Temmuz 2016, http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/07/26/o-gece-bu-otelde-cia-mesaideydi
  56. A.g.m.
  57. Graham Fuller, “The Gulen Movement Is Not a Cult — It’s One of the Most Encouraging Faces of Islam Today”, Huffington Post, http://www.huffingtonpost.com/ graham-e-fuller/gulen-movement-not-cult_b_1111 6858.html
  58. “Büyükada’daki sır toplantıda yeni detaylar! Otelin arka kısmında”, Internet Haber, 11 Temmuz 2017, http://www.internethaber.com/buyukadadaki-sir-toplantida-yeni-detaylar-otelin-arka-kisminda-1792058h.htm
  59. “Hillary Clinton’s Libyan Fingerprints”, ConsortiumNews, 7 Temmuz 2016, https://consortiumnews.com/ 2016/07/07/hillary-clintons-libyan-fingerprints/
  60. Lizzie Dearden, “Arab Spring ‘cost affected countries $830 billion’, report claims”, Independent, 15 Aralık 2015, http://www.independent.co.uk/news/world/middle-east/arab-spring-cost-affected-countries-830-billion-report-claims-a6774421.html
  61. Banu Avar, Zemberek, Remzi Kitabevi, 2016, s. 133
  62. “No Early Exit: NATO’s Continuing Challenge in Bosnia”, Crisis Group, 22 Mayıs 2001, http://old.crisisgroup.org/en/regions/europe/balkans/bosnia-herzegovina/110-no-early-exit-natos-continuing-challenge-in-bosnia.html
  63. Michael Barker, “Imperial Crusaders For Global Governance”, Swans, 20 Nisan 2009, http://www.swans. com/library/art15/barker18.html
  64. ICG, “Intermediate Sovereignty as a Basis for Resolving the Kosovo Crisis”, 9 Kasım 1998. (Bu rapor, the Public International Law and Policy Group tarafından grup adına hazırlanmıştır. Bu kurum da Soros tarafından kurulan Carnegie’e aittir); ICG, “Kosovo: The Road to Peace”, 12 Mart 1999, https://www.crisisgroup.org/europe-central-asia/balkans/kosovo/kosovo-road-peace
  65. “Milosevic’s Aims in War and Diplomacy”, ICG, 11 Mayıs 1999, https://www.crisisgroup.org/europe-central-asia/balkans/serbia/milosevics-aims-war-and-diplomacy
  66. Tony Cartalucci, “International Crisis Group Sweating over Syria”, Land Destoyer Report, http://landdestroyer.blogspot.com.tr/2011/05/international-crisis-group-sweating.html

Ayrıca bakınız

İNGİLTERE’NİN TÜRKİYE’Yİ SAVAŞA DAHİL ETME ÇABALARI

İngiliz derin devleti, II. Dünya Savaşı’nın yaklaşmasıyla, Türkiye’yi savaşa dahil etmeye çalışmıştır. I. Dünya Savaşı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.