3. “YAPICI KAOS”

1. Dünya Savaşı henüz devam ederken, İngiliz derin devleti planları dahilinde Ortadoğu’yu şekillendiren çeşitli haritalar geliştirildi. Henüz savaş devam ederken hazırlanmış 6 gizli anlaşmadan haberimiz olmasa, bütün bunların abartıldığını veya iyi bir hayal ürünü olduğunu söyleyebilirdik. Eğer Sykes Picot’un imzacılarından biri olan Rusya’nın Batı ile arası bozulmamış olsaydı, belki de derin planların çapını hiçbir zaman anlayamayacaktık.

1. Dünya Savaşı çoktan bitti ve Ortadoğu tam masa başında tasarlandığı gibi cetvelle bölündü. Bu durum, Ortadoğu üzerinde hak iddia edenlerin planlarına gerçek anlamda yol vermekle kalmadı, gelecek nesiller için bir nevi ilham kaynağı oldu. İngiliz derin devletinin ortaya attığı ve “Yapıcı Kaos” olarak adlandırılan bu terim, işte bu ilhamla üretilmiş, Ortadoğu’yu, şiddet ve çatışmalar kullanarak daha küçük parçalara ayıracak, daha fazla kan dökecek derin planlardan bir tanesi olarak ortaya çıkmıştı.

ABD Başkanlarından Bill Clinton’un danışmanlığını yapmış olan Yarbay Ralph Peters, 2006 yılında Yeni Ortadoğu Projesi adı altında bir plan şekillendirdi. Peters, Armed Forces Journal (Amerikan Silahlı Kuvvetler) dergisinde yayınlanan “Kanlı Sınırlar: Daha iyi bir Ortadoğu nasıl görünürdü?” adlı makalesinde, “demokrasiyi yaymak ve terörizmin kökünü kurutmak için Ortadoğu’nun sınırlarının yeniden belirlenmesi gerektiği” çağrısında bulunmuştu. Buna göre Ortadoğu, neredeyse 20 parçaya daha bölünmeliydi. Irak’ın Şii ve Sünniler arasında bölündüğü, bir Kürdistan devletinin oluştuğu, Ermenistan’ın sınırlarının genişlediği, Mekke üzerinde Vatikan benzeri yeni bir devletin oluştuğu, İran’ın kuzeyinde Azeriler ve Beluçlara ait devletlerin meydana geldiği, Suriye, Lübnan ve Ürdün’ün sınırlarının yeniden belirlendiği bu sanal harita gerçekten de bir hedefe yönelik olarak oluşturulmuştu.484

Yeni Ortadoğu haritası, 2006 yılı sonrasında ABD hükümeti ve NATO çevrelerinde dolaşıma girmiştir. Dünyayı, devletleri ve halkları bu duruma hazırlıklı kılmak içinse haritanın deşifre edilmesinde sakınca görülmemiştir. Söz konusu harita, NATO Savunma eğitim birimlerinde eğitim programı dahilinde bile kullanılmıştır.

Peters, “Tarih bize, yapay sınırların her zaman istikrarsızlığa yol açtığını ve aradan binlerce yıl geçse de etnik temele dayanan sınırların tercih edildiğini gösterdi” fikriyle yola çıkmıştır. Yapay sınırların her zaman istikrarsızlığa yol açtığı doğrudur. Ama bu istikrarsızlığı sonlandırmanın yolu daha fazla bölünmek değil, birleşmeyi sağlamaktır.

Fakat Yapıcı Kaos kuşkusuz Peters’ın burada anlattığı gibi masumane bir hedef için kurgulanmamıştır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra sanal sınırlarla kardeşlerin arasını ayırmak nasıl o bölge halkının iyiliği için olmadıysa, bu proje de Ortadoğu halklarının lehine olmamıştır. Ralph Peters, ABD Savunma Bakanlığı içinde İstihbarat Müdür Yardımcılığı görevi yapmış, askeri dergiler ve ABD dış politikasına yönelik olarak sayısız strateji makalesi yazmış bir istihbaratçıdır. Önceki dört kitabının hükümet çevrelerinde ve askeri çevrelerde oldukça etkili olduğu söylense de gerçekte Yarbay Peters, stratejik planlamacıların Ortadoğu için öngördüğü şeyi ortaya koymaktan başka bir şey yapmamıştır. Yani plan, gerçekte İngiliz derin devletinin planıdır.

Yazar Mahdi Darius Nazemroaya, Ralph Peters’ın şekillendirdiği bu planı, şu şekilde analiz etmiştir:

Yıllar içinde çeşitli aşamalar geçiren bu proje, Lübnan’dan, Filistin’den ve Suriye’den Irak’a, İran Körfezi’ne, İran’a ve NATO kontrolündeki Afganistan sınırlarına kadar uzanan bölgede istikrarsızlık, kargaşa ve şiddet hilali oluşturmayı içermektedir.

“Yeni Ortadoğu Projesi”, bütün Ortadoğu’yu tekrar bir sıralamaya sokmak ve böylelikle “yapıcı kaos”un güçlerini ortama salmak için Lübnan’ın bir baskı noktası olması beklentisine dayanmaktaydı. Bölgenin tümünde şiddet ve savaş üretecek olan “Yapıcı Kaos”, ABD, İngiltere ve İsrail’in, yeni Ortadoğu haritasını kendi jeostratejik ihtiyaçlarına ve hedeflerine göre yeniden çizmeleri için kullanılacaktı. …

Ortadoğu’nun Lübnan’ın Doğu Akdeniz kıyılarından ve Suriye’den Anadolu’ya (Küçük Asya), Arabistan’a ve İran Körfezi’ne ve İran platosuna kadar olan bölgenin yeniden çizilmesi ve parçalara ayrılması, bölgedeki uzun zamandır var olan Anglo-Amerikan ajandanın bir parçası olan geniş ekonomik, stratejik ve askeri hedeflere cevap vermektedir. …

Ortadoğu’da daha geniş alana yayılmış bir savaş, sınırların yeniden çizilmesiyle sonuçlanacak ve bu da Anglo-Amerikan çıkarlar için stratejik olarak avantajlı olacaktır.

Ortadoğu’nun farklı etno-kültürel ve dini grupları arasında kasıtlı olarak düşmanlık oluşturma çabaları her zaman sistematik olmuştur. Gerçekte bunlar, dikkatlice tasarlanmış örtülü bir istihbarat gündeminin parçasıdır.485

Nazemroaya, bu felaketi tarif ederken, bundan daha da kötüsünün Ortadoğu’daki çeşitli ülkelerin ve kişilerin bu hain plana destek vermeleri olduğunu söylemeden geçememiştir. İşte yancı sistemi, tüm dünyaya olduğu gibi Müslüman topluluklara da bu şekilde zarar vermektedir. Kimi, çıkarı İngiliz derin devletinden ummakta, kimi de, bütün bu garip strateji ve projelere teslim olmaktadır. Bu ülkelerin ve kişilerin, İngiliz derin devleti tarafından kayırıldığı, ön plana çıkarıldığı ve güçlü konuma getirildiği de bilinmektedir.

Ama İngiliz derin devleti için her şey çıkarı devam ettiği ana kadardır. Derin devlet için çıkarların bittiği noktada, harcanmayacak devlet, millet, kurum ve kişi bulunmamaktadır.

Yıllardır derin stratejik planlarla şekillenen Levant bölgesi (Akdeniz’in doğu kıyıları), I. Dünya Savaşı sonrası, idareye muhtaç zayıf bir bölge olarak bırakılmıştır. Bunun sorumlusu, İngiliz derin devletidir. Bugün, soruna daha yakından bakmak ve Ortadoğu coğrafyası denince neden devrede daima Batı’nın olduğunu soruşturmak gerekmektedir. Ortadoğu üzerindeki bölünme planları neden sürekli olarak Batı tarafından yapılmaktadır?

Ortadoğu ülkelerinin iç karışıklıkları, bölge halklarından önce Batı’yı ilgilendirmektedir. Ortadoğu konusundaki toplantılar, Avrupa başkentlerinde Avrupalılar tarafından gerçekleştirilmektedir. Ortadoğu’nun her yerinde Batı’nın askeri üsleri, Batı’nın bomba yüklü jetleri bulunmaktadır. Ortadoğu için kararlar alacak Ortadoğu liderleri ve Ortadoğu halkları ise görünmezdirler.

Ortadoğu’da bütün kararları büyük ağabeylere bırakmış, Batı hakimiyetini kabul etmiş kitleler, üzerlerinde Yapıcı Kaos gibi sakıncalı projelerin üretilmesine de sessiz kalmaktadırlar. Oysa plan o kadar büyüktür ki, İngiliz derin devletinin kurmayları kapalı kapılar ardında Ortadoğu’yu bir daha istikrar gelmeyecek şekilde parçalara ayırmak istemektedir. Bu planın sadece Batı için “yapıcı” olması beklenmektedir. Yoksa şiddetin ve savaşın hakim olduğu bir ortamın parçalanarak barış yurduna dönmesi beklenmemekte, hatta istenmemektedir.

Şimdi Ortadoğu için bunun tam tersi bir strateji izlemenin zamanıdır. Batı’nın demokrasisini, özgürlüğünü ve dostluğunu sevinçle alan; fakat İngiliz derin devletinin ayrılık ve parçalanma planlarına asla itibar etmeyen, parçalanmanın bereket değil felaket getireceğini yüzyıllık tecrübe sonunda anlamış olan aklıselim bir topluluğun ön plana çıkması gerekmektedir. Bu uyanış, değerli Müslüman topraklar üzerinde böylesine pervasızca planlar yapan İngiliz derin devletine de büyük bir ders olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, şu ana kadar insanlar, bölünerek, parçalanarak, yalnız kalarak sorunların çözüleceğine, mutluluğun geleceğine inandırılmışlardır. Bu eğilim daima kavga ve karışıklık isteyenlerin kozu olmuştur. Hem Ortadoğu halklarına, hem de Batılı stratejistlere bunun yanlışlığını göstermek elimizdedir. Nefreti körükleyecek planlar kuran Deccal Komitesi’ne karşı verilecek en mükemmel cevap, onların planlarına karşı nefreti alt edecek planlar kurmak ve bunları uygulamaktır. İngiliz derin devletinin yıllar boyunca üzerinde ameliyat yapmasına izin vermiş olan Ortadoğu, barışın inşasını kendisi mümkün kılmalıdır.

Rabbimiz iman gücüne sahip Müslümanların “en üstün” oldukları müjdesini vermiştir:

Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139)

Dikkat edilirse, medeniyetler çatışması fikri de, yapıcı kaos önerisi de diyalektik terimlerdir. Söz konusu ideolojilerin diyalektik materyalist zihniyetler tarafından gündeme getirildiği ve İngiliz derin devletinin, “dünyayı hayali bir komün sistemine dönüştürme” projesinin bir parçası olduğu anlaşılabilmektedir.

Çatışmalar hiçbir zaman gelişmeye izin vermeyeceği gibi, “kaos” da gerçekte var olmayan bir terimdir. Kaos, kainatta var olan şeylerin tesadüfi olarak bir araya gelmesi, biçimden ve düzenden yoksun ve uyumsuz olması fikrini ifade eder. Bu tesadüfi ve karmaşık olduğu iddia edilen sistemin ise, kendi kendine işlediği ve bir güzergahı olmadığı iddia edilir.

Oysa kaos kavramı, sadece diyalektik materyalistlerin kendi Darwinist ve materyalist düşüncelerine uygun olarak geliştirdikleri hayali bir terimdir. Kainatta “kaos” diye bir şey yoktur. Kainatta hiçbir şey başıboş değildir. Her bir zerre Allah’ın kontrolündedir. Allah, her bir zerreyi yarattığı gibi, onları her an kontrolü altında tutmaya da kadirdir:

Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O’dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. (Sonunda bütün) işler Allah’a döndürülür. (Hadid Suresi, 4-5)

Kainatta kuşkusuz kargaşalar ve afetler de meydana gelir. Diyalektik materyalistlerin hatası, bu olayları başıboş zannetmeleridir. Oysa kargaşa ve afetlerin de tümü Allah’ın kontrolündedir.  Mevcut düzenin dışında gibi gelişen olayları, çatışmaları, depremleri, savaşları kasıtlı bir amaçla Allah yaratır. Dünyayı Allah, güzelliklerin yanı sıra, zorluklar, belalar ve imtihanlarla yaratacağını zaten belirtmiştir. Dünya, işte bu yaratılışa uygun davranmaktadır.

Dolayısıyla “kaos” kelimesi başlı başına yanlıştır. Yeryüzünde veya kainatta “kaos” diye bir kavram yoktur. Yeryüzünde ve kainatta ‘tesadüfen gelişen hiçbir olay yoktur. İnsanın kaderi de, kainatın kaderi de mutlaka Allah’ın Katında belirlidir:

Gaybın anahtarları O’nun Katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır. (Enam Suresi, 59)

 

İngiliz Derin Devletinin Çatışma Planı ve Kiralık Ordular

İngiliz derin devleti, özellikle Ortadoğu’daki şiddetin ideolojik altyapısını hazırlarken, bunun lojistiğinin de planlamasını kuşkusuz yapmıştır. Arap Baharı gibi Sorosçu devrimlerin hemen arkasından pek çok ülkenin karışacağını bilmektedir. Arap Yarımadası’nın çeşitli ülkelerini, yanlarına Mısır gibi diğer Arap ülkelerini de katarak Katar’a karşı kışkırtırken, oluşacak ortamın neye benzeyeceğini önceden tasarlamıştır.

İşte bu nedenle İngiliz derin devletinin daima hazırda tuttuğu kiralık orduları veya özel yetiştirilmiş terör örgütleri vardır. Irak işgal edildiğinde ortalığın nasıl hemen terör örgütleriyle dolduğu, Suriye iç savaşının nasıl terör savaşı haline geldiği hemen anlaşılmaktadır. Kiralık ordular bölgelere gönderilmekte, üstlendikleri misyonları para karşılığı yerine getirmektedirler. Bir ideolojisi olduğunu zannettiğimiz çeşitli terör örgütleri, çoğunlukla sadece İngiliz derin devletinin üretimidir. Hedef ne “İslam devleti kurmak” ne de ülkeleri ele geçirmektir. Bu insanların tek hedefi, kargaşa ortamını ateşlemek ve paralarını almaktır.

Elbette kitle psikolojisi ve provokasyonun İngiliz derin devletinin en fazla kullandığı unsurlar olduğu da unutulmamalıdır. Belli bir kesim İngiliz derin devletinin kiralık ordusu olarak hareket ederken, bu topluluklara ideolojileri uğruna samimi olarak dahil olan çok fazla kesim vardır. Bunlar, aslında İngiliz derin devletinin paralı askerlerine hizmet ettiklerini bilmeden kendilerini ölüme atmaktadırlar. Nasıl bir deccali sisteme hizmet ettiklerinin farkında dahi değildirler. Sadece aldatılmışlardır. İngiliz derin devletinin propaganda oyunu, kitleler üzerinde etkili işlediğinden, örneğin İngiliz derin devleti denetimindeki bir terör örgütünün militan devşirmesi oldukça kolay olmaktadır.

İstatistiklere göre, son yıllarda dünyada yer alan savaşların sadece %10’u devlete bağlı düzenli ordular arasında gerçekleşmiştir. Geri kalanı terör grupları, ne olduğu belirsiz olan ve devamlı isim değiştiren silahlı gruplar ve dijital askerlere ait çatışmalardır. İngiliz derin devletinin paralı askerleri, bu silahlı gruplar içinde boy gösterirken ve organizasyonu sağlarken, çeşitli paravan güvenlik şirketleri ön plana çıkarılır. Bu paravan şirketlerde görevli kişiler genellikle emekli İngiliz ve ABD askerleridir. Söz konusu paravan şirketlerin varlığı İngiliz derin devleti için önemlidir; keza savaş ortamında gerçekleşen savaş suçlarından bu şirketler sorumlu tutulmakta, hiç kimse İngiltere veya ABD’yi doğrudan suçlayamamaktadır. Aynı zamanda milyonların katledildiği savaş suçları işlenmekte, suçlusu ise bulunamamaktadır.

Bunlardan bir tanesi, Vanity Fair dergisindeki bir makale ile dünyaya duyurulan iş adamı Erik Prince ve terör şirketi Blackwater’dır. Tıpkı duruma göre isim değiştiren diğer terör şirketleri gibi Prince’in terör şirketi de önce Blackwater, sonra XE, ardından da Academi isimlerini almıştır.

2007 yılında Blackwater’ın paralı askerleri, Irak’ta caddede yürüyen 17 kişiyi zevk için öldürmüşler, bunun videoları ortaya çıkınca Prince hakkında büyük bir soruşturma açılmıştır. Dönemin CIA direktörü ise Prince’i basına deşifre etmiştir. Prince, Vanity Fair‘e verdiği röportajda şunları söyleyecektir: “En riskli bölgelerde kendimi ve şirketimi CIA hizmetine verdim. Onlar ise beni otobüsün altına attılar.”486

Suçlu, katil, uyuşturucu müptelası ve hatta hükümlülerden oluşan ordular, Ortadoğu’da işgal edilen bölgelerin tümündedirler. Para kazanmak dışında hiçbir amacı olmayan ve kolayca adam öldürebilen bu kişilerin amacı sadece kargaşa ortamını daha da genişletmektir. 17 masumu zevk için öldüren bir psikopatın neden ve nasıl bunu yapabildiği pek çokları için yanıt bekleyen önemli bir soruyken, yetkililer bununla çok ilgilenmek istememişlerdir. Bunun gibi binlerce olay aslında her an ve kayıtsızca gerçekleştirilmektedir. Nitekim Prince, bütün bunların ortaya çıkmasından ve CIA’e açıkça sitem etmesinden sonra bile görevine gizliden gizliye devam etmiştir.

Afganistan’da, her bir Amerikan askerine karşılık, taşeron şirketlerin getirdiği üç kiralık asker bulunmaktadır. Irak’ta, her Amerikan askerine karşılık iki kiralık asker vardır.

Söz konusu kiralık ordular, kimi zaman radikal terör gruplarının yanında, kimi zaman da YPG gibi komünist terör gruplarının yanında yer almışlardır. Kimi zaman isimsiz topluluklar olarak sadece ortalığı karıştırmışlardır. Prince ve şirketinin Türkiye toprakları üzerinde PKK/PYD içinde de konuşlandıkları bilinmektedir. Academi’nin paralı savaşçılarının Hakkari Çukurca’daki çatışmalarda, doğrudan PKK’ya destek verdikleri ortaya çıkmıştır.487

2016 yılında Milli Gazete, Erik Prince’in sessiz sedasız Türkiye’ye yaptığı ziyareti gündeme taşımış ve Prince’in Türkiye’de bulunma sebebini sorgulamıştır. Dönemin ABD Başkan Yardımcısı Biden’ın ziyareti öncesi gerçekleşen bu ziyaret, nedense pek kimsenin dikkatini çekmemiştir. Dolayısıyla bu ziyaretin nedeni hiç anlaşılamamıştır.488 Fakat bilinen bir şey, ABD menşeli silahların Blackwater tarafından Kandil’e gönderildiğidir. Şimdi ise ABD bu silah sevkiyatını gizlemeden ve taşeron örgütlere ihtiyaç duymadan yapmaktadır. Çünkü ABD’nin kan dökücü kiralık ordusu, artık az bir çıkar için insan öldüren ve tümüyle katillerden oluşan YPG’dir.

Kiralık ordu pazarlayan şirketler kuşkusuz Blackwater ile sınırlı değildir. Şu an pek çok taşeron şirket, özellikle Ortadoğu’nun kargaşa dolu bölgelerinde doğrudan, Türkiye gibi kargaşaya çekilmek istenen ülkelerde ise dolaylı olarak faaliyet halindedir.

Buradan anlamamız gereken ise şudur: Ortadoğu’daki savaşlar, sanıldığı gibi özgürlük veya bağımsızlık mücadelesi adına yapılmamaktadır. Ortadoğu’da çıkarılan savaşların tek amacı, daha fazla kavga ortamı oluşturmak ve daha fazla savaş çıkarmaktır. Bu kiralık askerlerin hiçbirinin amacı savaşı sona erdirmek değildir; zira onlar savaştan para kazanmaktadırlar. İngiliz derin devletinin de amacı hiçbir zaman savaşı sona erdirmek olmamıştır. Dolayısıyla Müslümanların, Suriye’deki savaşın, Irak’taki terörün, Yemen’deki katliamın kendi kendine sona ermesini beklemeleri boşunadır. Bu savaşlar, aklıselim Müslümanların doğru ve kararlı tutumu olmadıkça şunlar tarafından sürekli devam ettirilecektir.

İngiliz derin devletinin elinin altındaki silah ticaretinin, çok büyük bir pazar olduğu da unutulmamalıdır. İngiliz derin devleti bu pazarı savaşlarla özel olarak beslemektedir. İngiliz derin devletine göre, eskimeye yüz tutmuş silahlar bir şekilde kullanılmalı, yerine yenileri pazarlanmalıdır.

İşte bu nedenle, İngiliz derin devleti, savaşların hiç bitmediği bir dünya hesap etmektedir. Bunu ise, savaş ideologlarının sürekli insanlara savaşı makul gösterecek fikirler üretmeleri, taşeron terör şirketlerinin kendileri için oldukça karlı olan savaş pazarından milyonlarca para kazanmaları, cephede ise kiralık katillerin savaşması ile sağlamayı planlamaktadır. Bunun sonucunda ise Ortadoğu’nun hiçbir şekilde istikrar görmeyeceği, masum insanların ise hiç durmaksızın katledildiği bir ortam oluşacaktır. İşte İngiliz derin devletinin dünyaya sunduğu hayat anlayışı budur; ve bu anlayış şu anda aktif olarak uygulanmaktadır.

Yüce Rabbimiz, Deccal Komitesi’nin daima bir bozgunculuk peşinde olduğunu şu şekilde tarif etmiştir:

…Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah  onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide Suresi, 64)

 

Sivil Katliamlar İçin Bulunan Kılıf: İkincil Zarar

2010 yılında, Wikileaks belgeleriyle ortaya çıkan 2007 yılına ait bir görüntü kaydı, bütün dünyanın bir anda kanını dondurdu. Kayıtta Amerikan hava timi Bağdat’ta bir hedefi vuruyor, 12 kişiyi şehit ediyor, ardından ise katliamı gerçekleştiren ekip kahkahalarla gülüyordu. Bu kişilerin katlettiği 12 kişi, yanlışlıkla vurulan sivillerdi; hatta bunların iki tanesi Reuters için çalışan iki Iraklı’ydı.

Ardından ortaya çıkan bir başka videoda ise iki tane Apache helikopterinin yine sivil hedefi vurduğu belgeleniyordu. Şehit edilenler arasında bir başka Reuters fotoğrafçısı olan 22 yaşındaki Namir Noor-Eldeen ve onun şoförü bulunuyordu.489

Bu ve bunun gibi videolar Irak’ta neler olduğunu bizlere biraz olsun gösterse de, bu videoların piyasada bulunmasının kuşkusuz bazı derin sebepleri de yok değil. Bunlardan ilki, İngiliz derin devletinin sivil katliamları savaşın doğal bir sonucu gibi göstermesi, ikincisi buradaki bütün suçu ABD’ye atarak hedefteki ülkenin ABD olmasını istemesi, üçüncüsü ise, kendi elemanlarını –Reuters muhabirlerini– harcayarak mazlum konuma düşmesi. (Söz konusu Reuters muhabirlerinin Iraklı olmaları ve İngiliz derin devleti tarafından kolaylıkla harcanmaları dikkat çekicidir.)

Ne acıdır ki bu sivil katliamlar, özellikle Irak, Suriye ve Libya savaşlarında ve şu anda gözlerden ırak olarak süren Yemen Savaşı’nda yoğun olarak devam etmektedir. İngiliz derin devleti yandaşları, gerçekleşen sivil katliamları, savaşın “kaçınılmaz sonucu” olarak empoze etmişler ve buna Collateral Damage (İkincil Zarar) adını vermişlerdir.

Yapılan rastgele, kontrolsüz ve duygusuz katliamları hafifleştirmek, masumlaştırmak için uydurulan böyle bir deyim bilimsel terminolojide yerini aldığında, garip bir şekilde legalleşmiş olmaktadır. Nitekim “ikincil zarar” ifadesinin kullanıldığı hemen her yerde, bunun “legal” bir eylem olduğu ısrarla vurgulanır. Bir başka deyişle, hiçbir suçu olmayan bir sivil, bombardıman uçaklarıyla şehit edilebilmekte; bunun hesabı sorulamamakta; şehit edilen siviller, istatistiklerdeki yerlerini almaktadırlar.

Iraq Body Count Project’in yaptığı araştırmalara göre, Mart 2003 ile Mart 2017 arasında sadece Irak’ta, atılan bombalar ve drone saldırıları sonucunda şehit edilen sivil sayısı 178.587 – 200.029 arasındadır.490 Söz konusu kurum, bu sayılara dahil edilmeyen daha pek çok kayıp sivilin bulunduğunu da not etmiştir.

Suriye’de ise Mart 2011’de başlayan iç savaş sonucunda, Syrian Centre for Policy Research araştırmasına göre toplam 470 bin kişi şehit edilmiştir.491 Syrian Martyrs verilerine göre bu sayının 151.888’ini siviller oluşturmaktadır. Syrian Martyrs verilerinin BM oranlarından daha fazla olmasının sebebi ise, verilen kayıpları bölgede tespit edebilmeleri ve isimsiz kayıpları da kayda geçirmeleridir. Dolayısıyla bu verileri dikkate almak daha gerçekçi görünmektedir.

Syrian Observatory for Human Rights’ın Mart 2017’de yayınladığı rapora göre ise, çatışmalar sırasında şehit olan çocukların sayısı 17.411; kadınların sayısı ise 10.847’dir.492

İngiliz istihbaratının derin isimlerinden George Orwell, 1946’da yazdığı bir makalesinde, “politik üslubun, genellikle savunulmaz şeyleri savunmak” amacını taşıdığını belirtmiş ve “bu nedenle politik dilin örtmece, varsayılan iddiayı gerçekmiş gibi kabul etme ve şüpheli bir müphemliğe doğru yoldan sapma içermesi gerektiğini” söylemiştir.493 Orwell burada aslında, İngiliz derin devletinin kullandığı gizli yöntemi tarif etmektedir. Dünyanın gözleri önünde uygulanan katliamlara, politik bir üslup içinde kılıf bulunmuş ve tüm dünya buna alıştırılmıştır. Sivil kayıplar, oraya gelen işgalcilerin haksız yere uyguladığı savaşın “doğal bir sonucu” olarak gösterilmektedir. Böylelikle İngiliz derin devletinin sinsi bir stratejisi uygulamaya konmakta, derin devletin kendince “değersiz” gördüğü kitleler, dünyaya da önemsiz gibi gösterilmekte ve ölümlerinin çok da bir şey ifade etmediği izlenimi oluşturulmak istenmektedir. (Bölgede zulme maruz kalan ve şehit olan tüm kardeşlerimizi tenzih ederiz).

Bu strateji aynı zamanda “Müslümanları değersiz gösterme” stratejisini de içine almaktadır. Uzun zamandır Ortadoğu halklarına tahakküm eden İngiliz derin devleti, onların zaman içinde elimine edilmesi gereken kitleler olduğuna inanmaktadır. Onun hedefi özellikle İslam camiasının yok edilmesi olduğundan, bu toplulukların hem dinine, hem milli ve manevi değerlerine, hem de kimliklerine vurarak bunu kısa yoldan halledebileceğine inanmaktadır. “İkincil zarar” gibi pervasız terimler, bu hedefi basitleştirmek ve kabul edilebilir hale getirmek içindir.

Ne acıdır ki, bir kısım Ortadoğu halkları bu sinsi stratejinin esiri olmuş ve kendini değersiz görme hastalığına tutulmuştur. Bu, hurafeci bir din anlayışına bağımlı kalmalarından, dolayısıyla İslam’ın kendilerine verdiği üstün değeri bilmemelerinden ve İngiliz derin devleti gibi hain güçleri kendilerinden gerçekten üstün zannetmelerinden kaynaklanmaktadır. Bunun giderilmesi için, İngiliz derin devletinin bir Deccal Komitesi olduğunun ortaya çıkarılmasına ve Ortadoğu halklarına İslam dininin gerçek ruhunun tanıtılmasına acil ihtiyaç vardır. Gerçek İslam’ı tanıyan ve uygulayan bir Müslüman, üstün, kaliteli, seçkin, bakımlı, akıllı ve moderndir. Bir kısım İslam toplumlarında pek de bilinmeyen bu gerçek mutlaka anlatılmalı; hurafe kaynaklarındaki değil, Kuran’daki İslam onlara tanıtılmalıdır.

Yüce Rabbimiz Müslümanlara, kendilerine şan ve şeref getirecek olan Kuran’ı esas almalarını öğütlemektedir:

…Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun Suresi, 71)

DİPNOTLAR: 

  1. Ralph Peters, Blood Borders: How a Better Middle East Would Look, Armed Forces Journal, 1 Haziran 2006,http://armedforcesjournal.com/blood-borders/
  2. Mahdi Darius Nazemroaya, “Plans for Redrawing the Middle East: The Project for a ‘New Middle East'”, Global Research, 18 kasım 2006, http://www.globalresearch.ca/plans-for-redrawing-the-middle-east-the-project-for-a-new-middle-east/3882
  3. Adam Ciralsky, “Tycoon, Contractor, Soldier, Spy”, Vanity Fair, Ocak 2010, http://www.vanityfair.com/news/ 2010/01/blackwater-201001
  4. İsmet Berkan, “Demokrasiden ayrılmadan mücadelenin anlamı…”, Hürriyet, 22 Ekim 2011, http://www.hurriyet.com.tr/demokrasiden-ayrilmadan-mucadelenin-anlami-19052169
  5. “Erik Prince gizlice Türkiye’ye gelmiş”, Hedef Halk, 25 Ocak 2016, http://www.hedefhalk.com/erik-prince-gizlice-turkiyeye-gelmis-643770h.htm
  6. Chris McGreal, “Wikileaks reveals video showing US air crew shooting down Iraqi civilians”, The Guardian, 5 Nisan 2010, https://www.theguardian.com/world/ 2010/apr/05/wikileaks-us-army-iraq-attack
  7. “Documented civilian deaths from violence”, Iraq Body Count database, Retrieved 9 Ocak 2015, https:// www.iraqbodycount.org/database/
  8. Priyanka Boghani, “A Staggering New Death Toll for Syria’s War — 470,000”, PBSonline, 11 Şubat 2016, http://www.pbs.org/wgbh/frontline/article/a-staggering-new-death-toll-for-syrias-war-470000/
  9. “About 465 thousand persons were killed in 6 years of the =Syrian revolution and more than 14 million were wounded and displaced”, Syrian Observatory for Human Rights, http://www.syriahr.com/en/?p=62760
  10. William Zinsser, On Writing Well, 2016, s. 14
  11. “İran tarafından sürekli dile getirilen ‘İngiliz Şiiliği’ nedir?”, Fars Haber Ajansı, 20 Ocak 2016, http://tr.f arsnews.com/world/news/13941030000647

Ayrıca bakınız

İNGİLTERE’NİN TÜRKİYE’Yİ SAVAŞA DAHİL ETME ÇABALARI

İngiliz derin devleti, II. Dünya Savaşı’nın yaklaşmasıyla, Türkiye’yi savaşa dahil etmeye çalışmıştır. I. Dünya Savaşı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.