Ana Sayfa / 7. Bölüm: LOZAN’A GİDEN YOL / Lozan’da Musul Konusu

Lozan’da Musul Konusu

Mustafa Kemal, İsmet Paşa’yı Lozan Barış Görüşmeleri’ne baş temsilci olarak göndermişti. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için İsmet Paşa’nın Bakanlar Kurulu’nda yer alması gerekiyordu. Bundan dolayı İsmet Paşa, Dışişleri Bakanlığı’na getirildi. Böylece İsmet Paşa’nın Lozan’a baş temsilci olarak gönderilmesinin yolu açıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, İsmet Paşa başkanlığında Trabzon Milletvekili Hasan Bey (Saka) ve Sinop Milletvekili Dr. Rıza Nur Bey’den oluşan bir delegeler kurulu seçti. Bu kurul, Lozan’da kendilerine yardım etmek üzere uzmanlardan kurulu bir heyet oluşturdu.

Lozan Barış Kurulu’na başkan olarak seçilmiş olan İsmet İnönü, 3 Kasım 1922’de Meclis’te yaptığı konuşmada Misak-ı Milli yolunun dışına çıkmayacakları konusunda garanti verdi. Meclis’te konuşulan öneriler ve ileri sürülen görüşler TBMM Başkanı tarafından karar haline getirilerek İsmet Paşa’ya teslim edildi.

Lozan’da müzakere edilecek konular genel başlıklar olarak şunlardı:

◉ Sınır sorunları (Irak sınırı – Musul, Güney sınırı – Suriye, Batı sınırı – Yunanistan ve Batı Trakya),

◉ Kapitülasyonlar,

◉ Azınlıklar ve yabancı okullar meselesi,

◉ Savaş tazminatları,

◉ Devlet borçları,

◉ Boğazlar meselesi,

◉ Adalar,

◉ Patrikhane’nin konumu.

idd 594 inonu Ataturk Lozan’da Musul Konusu
İsmet İnönü ve Mustafa Kemal Atatürk

Lozan Barış Konferansı sırasında İngiltere’yi dönemin Dışişleri Bakanı Lord Curzon temsil edecektir. Curzon’un, Türk düşmanlığı açısından Lloyd George’dan farklı olmadığını burada belirtmek gerekmektedir. Curzon’un özelliği, tıpkı Lloyd George gibi Sevr’in mimarlarından biri olmasıdır. Daha o yıllarda Türk toprakları ile ilgili görüşlerini açıklamakta tereddüt etmemiş, “Türklerin mutlaka İstanbul’dan çıkarılmaları” gerektiğini ısrarla vurgulamıştır. Aslında o yıllarda Curzon’un asıl fikri, Türkleri, Konya merkezli küçük bir Asya devletine hapsetmek, İstanbul başta olmak üzere, Trakya, Ege ve Akdeniz kıyılarını hakimiyet altına almak, Doğu ve Güneydoğu’da da Ermenistan ve Kürdistan adı altında yine İngiltere’ye bağımlı ülkeler meydana getirmektir. İlginç olan ise, Curzon’un o yıllarda telaffuz ettiği bu korkunç senaryo, bugün hala İngiliz derin devletinin en temel hedeflerinden biridir.

Curzon’un açıkça ifade ettiği bu hedefi, bazı çevrelerce riskli bulunmuş ve İngiliz kabinesi, bunun yerine Türklerin ve Halife’nin İstanbul’da kalmasını ama iyice güçsüzleştirilmesini önermiştir. Bunu kesinlikle kabul etmeyen Curzon’un ifadeleri, önemli bir itiraf niteliğindedir:

Avrupa’nın beş asırdır beklediği fırsatı kaçırıyoruz, bir daha bu fırsat çıkmayabilir. Konstantinopol’de saygın ve uysal bir Türk Hükümeti bulunması ve bunun askeri gücünü kırıp Müttefiklerin askeri kordonuyla kontrolde tutarak irsi kötülüklerinin önlenmesi bir hayaldir! Bütün bunların ötesinde benim büsbütün teessüf ettiğim husus, I. Dünya Harbi’nde Doğu’daki savaşın ve Gelibolu’daki fedakarlığın asıl amacı, Avrupa’yı Osmanlı Türkleri’nden kurtarmaktı. Bunun için hayatlar feda etmiş ve hazineler harcamıştık, şimdi ise vakti geldiğinde bu görevden kaçınıyoruz.286

İngiliz derin devletinin oluşturup yaygınlaştırdığı Darwinizm belasının fazlasıyla etkisinde kalan Curzon, Türklerin sözde “irsi kötülüklerinden” bahsetmekte, ırka atıfta bulunmakta ve adeta I. Dünya Savaşı’nın asıl sebebinin, “Türkleri Avrupa’dan çıkarmak olduğu” itirafını yapmaktadır.

Musul konusu, Lozan Görüşmeleri sırasında Türkler ve İngilizler arasında amansız bir mücadelenin verildiği özel bir konudur. Lozan’a gelirken İngiliz derin devletinin, Türkiye’nin güneydoğusunda bir “Kürt devleti” oluşturma planıyla yola çıktığını burada hatırlatmak gerekmektedir. Türkiye, Irak sınırının belirlenmesi ile İngiliz derin devletinin planını bozmuş ama aynı planın ileriye yönelik parçası olan Musul, münakaşaların kalbine oturmuştur. Savaş meydanlarında ateşli silahlar kullanarak karşı karşıya gelmiş olan iki devlet, Lozan’da başka türlü bir savaşta, diplomasi savaşında boy ölçüşmüştür. İngiliz tarafı bu savaşı, derin devletin himayesi altında her türlü sinsi yöntemle yürütmüştür.

Musul’un kime ait olacağı üzerine gerçekleştirilen bu diplomasi savaşının detaylarını tam olarak idrak edebilmek için, Musul konusuna tarihi perspektiften bakmak gerekmektedir.

idd 597 Musul TemsiliResim Lozan’da Musul Konusu
Temsili resimler
idd 596 Musul TemsiliResim Lozan’da Musul Konusu
Tarihte Musul.

Tarihte Musul

Musul, 1055 yılında Selçuklu Devleti’ne bağlandıktan sonra hep Türk toprağı olarak kaldı. 1514’te Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferi sırasında Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine girmiş ve Kanuni’nin 1534 Bağdat Seferi sonrasında da eyalet haline getirilmişti. Böylece Musul; Süleymaniye, Kerkük ve Musul sancaklarından oluşan bir vilayetin merkezi olmuştu.287 Bu vilayet; doğuda İran, kuzeyde Diyarbakır, güneyde Bağdat, batıda Şam, kuzeybatıda ise Halep vilayeti ve Zor Sancağı ile çevrelenmişti.

Yaklaşık 1000 yıl boyunca Türklerin hakimiyetinde ve 400 yıl boyunca da Osmanlı yönetiminde kalan bölgeye yönelik sinsi planlar peşinde olan emperyalist bir güç 1800’lü yıllarda kendini göstermeye başladı: Bu güç, İngiliz derin devletiydi…

Musul bölgesinin İngiltere için önemi, emperyalist sömürge siyasetinin bir parçası olarak ortaya çıkmıştı. 19. yüzyılın başında en fazla Müslüman sömürgeye sahip ülke olan İngiltere’nin Ortadoğu siyasetinde, Hindistan yolu üzerindeki Irak ve Arabistan’ın stratejik önemi son derece büyüktü. İngiliz sömürge imparatorluğu, sınır ve ulaşım güvenliğini sağlamak ve dünya çapında hegemonyayı geliştirmek için açık denizlerin kontrolünü ele almak, Avrupa’daki güç dengesini korumak ve dünya petrol politikasını elinde tutmak zorunda olduğuna inanıyordu.288 Musul, işte bu nedenle stratejik bir konumdaydı.

Musul’un jeostratejik konumunun yanı sıra, onu çok değerli yapan bir diğer özelliği de bakir topraklarının derinliklerinde birikmiş milyonlarca varil petrol idi.

idd 598 Bagdat Lozan’da Musul Konusu
Tarihte Bağdat. Temsili resmi

Bunlar, elbette İngiliz derin devleti için paha biçilmez özelliklerdi. Fakat İngiliz derin devletini asıl ilgilendiren, Avrupa’da ve Anadolu’da Türk varlığını temelinden bitiren bir stratejiydi. Detaylarını daha sonra inceleyeceğimiz bu stratejinin en kilit noktasında ise Musul bulunuyordu.

1890 yılında Sultan II. Abdülhamid’in yaptırdığı incelemeler sonucunda Musul ve Bağdat’ın zengin petrol kaynaklarına sahip olduğu ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine II. Abdülhamid, 1890 ve 1898 yıllarında çıkardığı özel fermanlarıyla bu bölgeleri “Memalik-i Şahane” (Şahane Memleketler) ilan ederek, kendi arazisi haline getirdi.289

27 Nisan 1909 tarihinde II. Abdülhamid’in Jön Türkler tarafından tahtan indirilmesiyle II. Abdülhamid’in şahsi arazisi konumunda olan Musul ve Bağdat vilayetlerinin mülkiyeti Maliye Nezareti’ne devredildi. Bu durum, İngiliz derin devletinin oldukça işine gelmiş ve bundan sonraki stratejiler bunun üzerine şekillenmiştir.

İngiltere, 1909 yılında Osmanlı ile bir anlaşma yaparak, petrol araştırmalarına sermaye yaratmak ve elbette asıl olarak İngiliz menfaatlerini korumak maksadıyla sermayesi tamamen İngiliz olan “Türk Milli Bankası” adı altında bir banka kurdu. 1912’de ise, İngiliz bankacı olan Sir Ernest Cassel, Osmanlı Devleti’nde petrol araştırmaları yapmak ve bulunan petrol kaynaklarını işletmek maksadıyla yine tamamen İngiliz sermayesi ile “Türk Petrol Şirketi”ni kurmuştu.290 Bu noktada İngiliz derin devletinin, hegemonya kurmak için önce finans sistemlerini kullandığı gerçeğini burada hatırlamak gerekmektedir. İngiliz derin devleti, geçmişte Hindistan’da oluşturduğu benzer stratejiyi, Osmanlı üzerinde de kurgulamak ve zayıflamış bu İmparatorluk üzerinde hakimiyetini güçlendirmek istemiştir.

Osmanlı’yı Parçalama Planları

Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na dahil oluşuyla beraber, İngiltere, stratejik ve siyasi hedef tespitlerini bir kere daha revize etti. 1915’te Sir Maurice Bunsen başkanlığında “Asya Türkiye’sini İnceleme Komisyonu” kuruldu. 8 Nisan 1915’te çalışmaya başlayan Komisyon, 30 Haziran 1915’te hazırladığı raporunda Osmanlı topraklarının Suriye, Filistin, Ermenistan, Anadolu/Türkiye ve Irak adıyla beş büyük bölgeye/özerk vilayete bölünmesini önerdi.1 Ayrıca Akdeniz’den Basra Körfezi’ne uzanan hat üzerinde stratejik noktaların doğrudan veya dolaylı yollarla kontrol altına alınmasını şart koştu. Bunun da yolu Filistin ve Irak’ın tamamen işgal edilmesinden geçiyordu.2 Lord Curzon’a göre İngilizlerin gözünde Hindistan’ın batı sınırları Fırat Nehri boyunca uzanmaktaydı ve ancak Musul vilayeti aracılığıyla denetim altına alınabilirdi. Böylece İngiltere, savaş sonrası, Musul da dahil olmak üzere Asya Türkiye’sinde petrol başta olmak üzere bütün ekonomik imtiyazları ele geçirebilecekti.3
1. Selçuk Ural, “Mütareke Döneminde İngiltere’nin Güneydoğu Anadolu Politikası”, Ankara Üniversitesi Türk İnkilap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, s. 39, Mayıs 2007, s. 426

2. David Fromkin, Barışa Son Veren Barış, çev: Mehmet Harmancı, İstanbul: 1994, s.137-140; M. Kemal Öke, Musul Meselesi Kronolojisi (1918-1926), İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı: 1987, s. 15

3. İhsan Şerif Kaymaz, Musul Sorunu Petrol ve Kürt Sorunları ile Bağlantılı Tarihsel ve Siyasal Bir İnceleme, İstanbul: Otopsi Yayınları, 2003, s. 49; Ersal Yavi, Kürdistan Ütopyası, c. I, İstanbul: Yazıcı Basım Yayın, 2006, s. 63

I. Dünya Savaşı Sırasında Musul

Stratejik açıdan bakıldığında, I. Dünya Savaşı’nın başladığı sırada Osmanlı’nın Irak’ta askeri varlığı pek de parlak değildi. 2 Ağustos 1914 günü tüm ülkede genel seferberlik ilan edilmişti.291 Seferberliği takip eden günlerde Türk ordusu, Irak cephesinde yeniden yapılandırılmıştı. Ancak bu ordunun, Avrupa’nın düzenli ordularıyla mücadele edebilmesi pek mümkün değildi. Birliklerin üniforma ve teçhizat ihtiyaçlarının ikmali, savaş malzemelerinin sevkiyatı son derece güçtü.292 Bunların da ötesinde, Irak’ta bulunan asker sayısı çok yetersizdi. Zahiren, Trablusgarp Savaşı, devamındaki Balkan ayaklanmaları ve Balkan Savaşları sebebiyle Osmanlı Genelkurmayı’nın dikkati Irak’tan çok uzağa odaklanmıştı. Osmanlı sadrazamlarından Ahmet İzzet Paşa’ya göre ise durum daha başkaydı. Osmanlı, İngilizlerin bu bölgeye bir saldırı yapabileceğini hiç düşünmemişti.

Ahmet İzzet Paşa anılarında şu değerlendirmeyi yapar:

Irak’ta öteden beri İngilizlerin ihtiraslarının olduğunu bilmeyen çocuk bile yoktur. Irak ve Mezopotamya’nın kültür ve medeniyet tarihi, iyi idare ve kullanma halinde feyiz ve bereketinin Nil, Pencap, Sind, Ganj havzalarına taş çıkartacağı hakkındaki şöhreti dolayısıyla sahibi ve tasarrufçusu için büyük bir kıymete sahip ve istilacı bir büyük devlet için hırs ve iştihayı kabartıp tahrik ettiği apaçık bilinen gerçeklerdendi. Müslüman ve özellikle Şia gözünde çok kutsal sayılan, yüksek mertebeleri Sünnilerce mukaddes olan İmam-ı Azam Türbesi ve Hint Müslümanlarının fevkalade sevgi besledikleri ve bağlı oldukları Abdülkadir Geylani’nin kabir ve aileleri Irak’ta bulunmaktaydı. Bu açıdan bu bölgeyi sahiplenmenin, birçok İslam tebaasına sahip olup Hicaz’a da koruyuculuk edeceğini düşünen İngiltere’nin İslam siyaseti için ne kadar faydalı olacağı kolayca takdir edilebilirdi. Irak’ın coğrafi konumu bakımından, Hindistan’a karşı, güçlü bir düşman elinde gelecek için bir tehdit sebebi olabileceğinden dolayı, İngiltere’nin koruma ve savunma düşüncesiyle de savaş sırasında buraya göz dikmesi doğaldı. İngiltere’ye karşı, Irak bölgesini, mahalli kuvvetlerinden ayırmak, bu hükümeti, mülkümüzü istilaya hırslandırmak ve davet etmekten başka bir şey değildir. Dolayısıyla, kesin ihtiyaç meydana gelmesinden önce buralara başka asker gönderilmemesi büyük bir eksikliktir.293

Ahmet İzzet Paşa’nın, bölgedeki durumun vahametine ve İngiliz derin devletinin sinsi emellerine güçlü şekilde dikkat çekmesine rağmen, Musul bölgesine yeterli asker yine de gönderilememiştir. Elbette bu konuyu değerlendirirken, Osmanlı’nın Balkan Savaşları’ndan yeni çıkmış olduğu unutulmamalıdır.

Kut-ül Amare’nin Ardından Irak

Tüm güçsüzlüğüne ve yaşadığı yenilgilere rağmen Osmanlı ordusu, yine de, Osmanlı için oldukça önemli olan Irak Cephesi’nde zaferlere de imza atmıştır. 22 Kasım 1915’te Irak Cephesi’nde İngilizler yenilgiye uğratılmış ve beklemedikleri bu yenilgi karşısında oldukça sarsılmışlardır. Kut-ül Amare Zaferi, Çanakkale Zaferi gibi sürekli olarak gündeme getirilmesi gereken önemli bir başarıdır.

İngiliz kuvvetleri, beklemedikleri bu yenilgiyi bir türlü sineye çekememiş, özellikle bu tarihten sonra Irak Cephesi’ni Osmanlı’ya bırakmamak için büyük çaba harcamışlardır. Bunun için içten parçalama siyaseti de ağırlık kazanmıştır. Kût-ül Amare bozgunundan sonra İngiliz derin devletinin bölgede ajan kullanımı büyük artış göstermiştir. Bu ajanlar Irak’ın dokusunu iyi bilen, Arap’tan daha çok Arapça ve Kürt’ten daha çok Kürtçe bilen insanlardır. İngilizler, Ortadoğu kökenli olup da İngiltere’de yaşayan ve İngiltere’ye kendilerince minnet borcu olan yerli unsurlardan da yararlanmışlardır. Ortadoğu kökenli İngilizlerin bir kısmının Ortadoğu’ya karşı kullanılması, bilindiği gibi bugün hala devam eden bir derin devlet siyasetidir. Tarih boyunca İngiltere’ye gebe bırakılan milletler, daima İngiliz derin siyasetinde kullanılacak potansiyel ajanlar olarak görülmüş ve kullanılmışlardır.

I. Dünya Savaşı’nın sonuçlandığı Ekim 1918 tarihinde bile İngiliz askerleri Musul’a doğru ilerlemeye devam etmektedirler. Irak cephesi, Osmanlı 6. Ordusu’nun büyük kayıplar verdiği bir cephe olmuştur.

idd 603 KutulAmare Lozan’da Musul Konusu
1.  Berlin’de çıkan 30 Nisan 1916 tarihli Vorwarts Gazetesi’nin manşetinde Kut-ül Amare’de İngiliz ordusunun teslim olduğuna dair haber.
2.  Kut-ül Amare’de esir alınan İngiliz askerleri
3.  Kut-ül Amare Savaşı’nda cephedeki Türk askerleri

I. Dünya Savaşı Sonrası Irak

30 Ekim 1918 günü, I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren Mondros Mütarekesi imzalandığında Osmanlı ve İngiliz güçlerinin Irak’taki yerleşimleri şu şekildeydi: İngilizler Anelhazar, Gayyare Goz Kuyuları, Altınköprü, Salahiye ve Kerkük hattına dayanmıştı. Osmanlı birlikleri ise Rakka, Dirizar, Miyadin, Sincar, Telafir, Hamamalil, Süleymaniye ve Halice hattına hakimdi.295

Türkler iyimser bir şekilde mütarekenin imzalandığı gün Türk ordusunun elinde bulunan yerlerin “Mütareke Hattı’nı” oluşturacağını beklemekteydiler. Mütareke hükümlerine göre, bölgede bulunan bütün kuvvetlerin yerlerinde kalmaları gerektiği halde, İngiliz kuvvetleri buna uymamışlardır. İlerlemeye devam eden İngilizler, l Kasım’da Hamamalil’e girmişler, buradan Musul’u işgal edeceklerini söyleyerek Türk kuvvetlerinin Musul şehrinden 5 km kuzeye çekilmelerini istemişlerdir.

Ali İhsan Paşa, İngilizlerin bu talebini Sadrazam’a bildirmiş, bir seri telgraf görüşmeleri sonucunda Sadrazam, Ali İhsan Paşa’ya 15 Kasım günü şehrin boşaltılması talimatını vermiştir. Ali İhsan Paşa, buna uygun olarak 10 Kasım’da Musul’u İngilizlere terk etmiş, ordu karargahı ile birlikte Nusaybin’e doğru çekilmiştir.296 Sonuç olarak Musul, I. Dünya Savaşı sonrasında, İngilizler tarafından mütareke hükümlerine ve uluslararası savaş kurallarına aykırı biçimde işgal edilmiştir.

Bu işgal, İngilizlere başlangıçta bir fayda sağlamamış, çünkü bölgeye hakim olamamışlardır. Bölgedeki aşiretler ve halk, bu konuda İngiliz kuvvetlerine yol vermemişlerdir. Kerkük ve Süleymaniye halkı İngilizlere vergi vermek istememiş ve bölgede sık sık sokak çatışmaları yaşanmıştır. Yöre halkının çoğunluğu Türklerin tarafında yer almıştır. Musul halkı, Ankara’da ilk meclisin açılmasıyla güçlenen Milli Mücadele hareketine destek vermiştir. Hatta bölgede bulunan Araplar dahi İngilizlere karşı Mustafa Kemal Paşa ile işbirliğini düşünmüşlerdir. Mim Kemal Öke, İngiliz belgelerine dayanarak, Musul’daki Arap ve Kürtlerin, İngiliz himayesindeki Faysal’a değil de Anadolu’ya güvenmeyi tercih ettiklerini ifade etmektedir.297 Bunun sebepleri ise birden çoktur; İsmet Paşa bu sebepleri şu şekilde açıklamıştır:

1. Musul vilayetinde oturanlar yeniden Türkiye’ye bağlanmayı ısrarla istemişlerdir; çünkü sömürgeleşmiş bir halk olmaktan çıkarak, bağımsız bir devletin yurttaşları olacaklarını bilmektedirler. Dahası bu halk, kendilerini 1055 yılından beri Türk, 1514’den beri de Osmanlı olarak görmektedir.2. Coğrafi ve siyasi bakımlardan bu vilayet, Anadolu’yu tamamlayan bir parçadır. İngiliz derin devleti, Akdeniz ticaretinden yararlanmak için Anadolu’ya geçmek mecburiyetindedir. Musul, İngilizler için bu bağlantıyı açan bir anahtar konumundadır.

3. Hukuki bakımdan hala Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan Musul için İngiltere’nin yapacağı antlaşmaların ve sözleşmelerin resmi olarak hiçbir değeri yoktur.

4. Anadolu’nun güney kesimlerini birleştiren yolların kavşak noktası olan Musul’un, ticaret ilişkilerimiz ve bu bölgenin güvenilirliği bakımından Türkiye’nin elinde olması zorunludur.

5. Hepsinden önemlisi, Musul bir Türk Vilayetidir. Yüzyıllar boyunca Türklerin bir parçası olarak var olmuştur; bu topraklarda yaşayan Kürtler, Türkler ve Araplar Türk Devletinin bir parçasıdır. Başka bir yönetimin kabul edilmesi, burada yaşayan ve kendilerini Türk olarak isimlendiren bu millet için imkansızdır.

6. Musul Vilayeti, Türkiye’nin işgal edilen diğer bölgeleri gibi, savaşın bitmesinden sonra ve mütareke şartlarına aykırı olarak Türkiye’den alınmıştır. Bu yüzden, aynı durumda kalmış öteki bölgeler gibi, Musul’un da Türkiye’ye verilmesi şarttır.298

Kurtlar Sofrası

İngiliz derin devleti, I. Dünya Savaşı sonrasında, bir taraftan İstanbul ve Anadolu’da işgal çalışmalarını casusluk faaliyetleriyle neticelendirmeye çalışırken, diğer yandan Avrupa ülkeleriyle birlik olup büyük ideallerine giden yolu sağlamlaştırma uğraşı içinde olmuştur.

I. Dünya Savaşı’nın galibi konumundaki Müttefikler, 25 Nisan 1920’de İtalya’da toplanan San Remo Konferansı’nda manda ve petrol paylaşımını gerçekleştirdiler. Buna göre İngiltere, Musul petrol gelirlerinin %75’ine sahip olmuş ve petrol şirketlerinin yönetimini ele almıştır. Buna karşın Fransa ise %25 ile yetinmiştir. Ayrıca İngiltere, Irak’ta Emir Faysal’ın kral “seçilmesini”, İngiliz mandasının bölge halkı tarafından kabulü gibi göstermiş ve bunu San Remo’da Milletler Cemiyeti’ne de kabul ettirmiştir. Bu şekilde, mandaların Milletler Cemiyeti tarafından verilebileceği yolundaki uygulama tersine işletilmiştir.299

San Remo Konferansı’nın önemli amaçlarından biri de, güneydoğumuzda özerk bir Kürt devletinin kurulmasıydı. İngiltere, resmi olarak hiç bir gücün gözetimi altında olmayacak bağımsız bir Kürt devleti ya da aşiretler federasyonu önermişti. Fransa’nın bazı çekinceleri neticesinde İngiltere öyle bir politik manevra yapmıştır ki, bu manevrayla Kürtler bölgede yerel özerklik bile alabilse bir yıl içinde tam bağımsızlık için Milletler Cemiyeti’ne başvurmaya hak kazanabilecekti.300 Bu, aslında İngiliz derin devletinin niyetini ortaya koyan bir gelişmeydi. Musul meselesi, baştan beri bağımsız bir Kürt devletinin kuruluşu üzerine geliştirilmişti. İngiliz derin devleti, Türkiye’nin güneydoğusunu da içine alan, kendi himayesindeki böyle bir devleti, Türkleri zayıflatmak ve nihayetinde Anadolu’dan atabilmek için mutlaka istiyordu.

Savaşın galipleri, yendikleri tüm devletlerle anlaşmalar imzalamıştı; Türkler hariç. Türk Devleti, artık geçersiz durumdaki İstanbul Hükümeti’nin imzaladığı Sevr Antlaşması’nı hiçbir şekilde kabul etmemiştir.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlık mücadelesine devam eden ve düşmanı yurdundan atan Türkler, şimdi diğer yenik devletlere göre daha güçlü bir şekilde masaya oturmaya hazırlanıyordu. Milli Mücadele sırasındaki muhteşem kahramanlıkların ardından Anadolu işgallerini sona erdirmek zorunda kalan İtilaf Kuvvetleri, Türk tarafını Lozan’da masa başında yenme azminde olmuştur. Lozan’da İngiliz derin devletinin bütün amacı, Sevr’i Türklere kabul ettirmek olacaktı. Oysa masada artık başka bir Türk Devleti vardı. Bu Türk Devleti, Mustafa Kemal gibi büyük bir Türk’ün idaresi altında ve tüm varlığını ortaya koyarak bir zafer elde etmiş fedakar, azimli ve yenilmez bir milleti temsil ediyordu. İngiltere başta olmak üzere Lozan’ın tüm tarafları, çok geçmeden bu önemli gerçeği anlayacaklardı.

idd 607 SanRemoKonferansi Lozan’da Musul Konusu
Parçalanan Osmanlı topraklarının manda ve petrol paylaşımının gerçekleştirildiği San Remo Konferansı’na katılan delegeler.

Anadolu’da Kürtleri Kışkırtma Çabaları

Kürt Teali Cemiyeti, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı gün, yani 30 Ekim 1918’de kurulmuştu. Cemiyetin özelliği, İngiliz devlet yetkilileri ile yakın ilişkilerinin olması ve adeta İngiliz casusluk çalışmalarının merkezlerinden biri konumunda bulunmasıdır. Mustafa Kemal, Cemiyetin amacının, yabancı devletlerin himayesinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak olduğunu belirtmiştir. İngiliz derin devletinin Anadolu toprakları içinde Kürt devleti oluşturma hedefi, kurulan bu paravan dernekler yoluyla da organize edilmiştir. Nitekim İngiliz Yüksek Komiseri Amiral John de Robbeck’in 26 Mart 1920 tarihli ifadeleri, bu planı oldukça açık şekilde ortaya koymaktadır:

Kürdistan Türkiye’den tamamen ayrılıp bağımsız olmalıdır. Ermeniler ile Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz. İstanbul’daki Kürt Kulübü (Kürt Teali Cemiyeti) Başkanı Seyit Abdülkadir ve Paris’teki Kürt delegesi Şerif Paşa hizmetimizdedir.

Burada adı geçen Şerif Paşa, İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle, Anadolu topraklarında ayrılıkçı hareketlerin başlangıcını gerçekleştirmiştir. Şeyh Abdülkadir ile birlikte Sevr’e “bağımsız bir Kürt devleti” maddesini koydurmuştur.

Ancak İngiliz derin devletinin bu planı, boşa çıkmıştır.

Nisan 1919’da Binbaşı Noel’in İngiltere tarafına çekmek istediği aşiretler, Osmanlı Devleti’nin yanında yer alacaklarını ve işgalcilere karşı kanlarının son damlasına kadar savaşacaklarını açıklamıştır. İngiliz Yüksek Komiserliği’nden Londra’ya gönderilen bir telgrafta, Kurtuluş Savaşı’nın başlaması ile 30 bin Kürdün Mustafa Kemal Paşa ile birlikte savaşa gireceği yazılmıştır. Aynı dönemde Kürt aşiret liderleri, Erzurum Kongresine katılmış ve Heyet-i Temsiliye’ye seçilmişlerdir.

İngiliz derin devletinin ajanı ve yancısı konumundaki Şerif Paşa ve Şeyh Abdulkadir, Kürtlerin Osmanlı’dan ayrılmak istediği yönünde propagandalar yapmışlardır. Bu propagandalar sonucunda, son Osmanlı Meclisi Mebusanı’na, daha sonra da TBMM’ye, yurdun dört bir tarafındaki Kürt önderleri tarafından bağlılık telgrafları yağmıştır.

Meclisi Mebusan’a gönderilen 26 Şubat 1920’deki telgrafta, “Vatan haini ve din düşmanı Şerif Paşa’nın Kürtler için ayrılıkçı faaliyetleri bilgisini aldık. Türklük ve Kürtlük birdir. Kürtler ve Türkler, öz kardeş ve din kardeşidirler; vatanları ortaktır. Kürtler Osmanlı camiasından ve İslam Birliği’nden ayrılmayı hiçbir zaman düşünmemektedir. Dünyanın sonuna kadar İslam camiasında yaşamak istemektedirler. Şerif Paşa ve benzer tüm faaliyetleri nefretle reddettiğimizi ve Hükümetimize bağlı olduğumuzu insanlık alemine ilan ederiz.” yazmaktadır. Telgrafın imza sahipleri:

Belediye Reisi Ali Rıza, Keçel Aşireti Reisi Yusuf, Abbasi Aşiret Reisi Seyit Ali, Kelani Aşiret Reisi Hüseyin, Balanlı Aşiret Reisi Paşa Bey, Baratlı Aşiret Reisi Çiçek, Aşranlı Aşireti Reisi Yusuf, Ulemadan; Şeyh Saffet, Şeyh Hacı Fevzi, Müftü Osman Fevzi, Tüccardan; Arapzade Ahmet, Ruhzade Halis, Tavşanzade Recep, Hacı Eşbehzade Şükrü, Müftüzade Hakkı, Eşraftan; Hacı Mehmet, Çapıkzade Münir, Ahmet Paşazade Şemsi, Beyzade Sami’dir.

Benzer telgraflar da TBMM’nin açılması ile Ankara’ya gönderilmiştir. Meclis zabıtlarına göre Solhan, Çemişkezek, Hasankeyf, Kangal, Palu, Bitlis, Adıyaman, Kahta, Ahlat, Hizan, Şirvan, Şırnak bölge halkından gelen ve ayrılık hareketlerini protesto eden ve Meclis’e bağlılık bildiren telgraflar okunmuştur. Aşiret reislerinin toplu telgrafı Kürtlerin birlik kararını açıkça göstermektedir:

“Misak-i Milli içinde barışı sağlamak için bütün varlığımızla hükümetimize yardım edeceğimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti dahilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak değerlendirilmesini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi bilgilerinize sunar, başarılar diler ve en derin saygılarımızı sunarız.” İmza sahipleri:

İzoli Aşireti Reisi Hacı Sebati, Aluçlu Aşireti Reisi Mehmet, Bariçkan Aşireti Reisi Halil, Bükrer Aşireti Reisi Hüseyin, Zeyve Aşireti Reisi Halil, Deyukan Aşireti Reisi Hüseyin, Cürdi Aşireti Reisi Mehmet, Ulemayı Ekrattan; Bekir, Sıtkı, Rüştü, Avni, Halil, Hafız Mehmet, Eşrafı Ekrattan; İzdelili Fehim, Hüseyin, Bulutlu İbrahim, Nail, Zabunlu Halil, Sadık.

Görülebildiği gibi, I. Dünya Savaşı sonrası dönemde İngiliz derin devleti, sadece Musul’da ve Irak sınırları içinde değil, Anadolu topraklarında da Kürtler ve Türkler arasında ayrılık çıkarmaya çalışmıştır. Bu sinsi çabaya en büyük ders, yine Kürt halkımız tarafından verilmiştir. TBMM Mebusları ve Kürt halkı, Kürtler ve Türklerin bir ve bütün olduğunu dünyaya ve özellikle de İngiliz derin devletine ilan etmiştir. Şerif Paşa’yı kullanarak başarılı olamayan İngiliz derin devleti, Lozan sonrasında bir hamle daha yapacak ve bu defa Şeyh Said’i kullanacaktır.

1.”Kürdistan Teali Cemiyeti”, Wikipedia, https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrdistan_Teali_Cemiyeti

2. “Kürdistan Teali Cemiyeti”, a.g.m.

3. Van Bruinessen, Ağa, Şeyh ve Devlet, çev. Banu Yalkut, İstanbul: İletişim Yayınları, 2004, s. 279

4. Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, Devre LV, c. 1, s. 208

5. Sibel Özel, “Anayasa M. 66/I Hükmünde Yer Alan Türk Tanımı Üzerine Bir Değerlendirme”, Baro Dergisi, c. 86, sayı 2012/6, 2012, s. 48

Musul İçin Çözüm Arayışları

Türk Hükümeti, Lozan ile Türkiye arasında haberleşmenin çok zor olacağını ileri sürerek Konferansın İzmir’de gerçekleştirilmesini talep etti. Bu talebin asıl nedeniyse, Konferansın gidişatını daha yakından izlemek ve savaşla kazanılan zaferin masa başında kaybedilmesine neden olacak girişimlere izin vermemekti. Ancak devletlerarası geleneklere göre konferansın tarafsız bir ülkede yapılması gerekiyordu. Bu nedenle, Lozan’a yapılan bu davet, TBMM tarafından 29 Ekim 1922 günkü toplantıda görüşülerek kabul edildi.

Delegeler yola çıkmadan önce TBMM’de konuşulan öneriler ve ileri sürülen görüşlerden Musul konusunu ilgilendiren maddeler şunlardı:

Irak Sınırı:

Süleymaniye, Musul ve Kerkük’ün Türkiye’ye geri verilmesi istenecektir. Konferans’ta bundan farklı durumlar ortaya çıkarsa, Bakanlar Kurulu’ndan talimat alınacaktır. İngiltere’ye bazı ekonomik ayrıcalıklar; örneğin, petrol işletmeciliği alanında ayrıcalıklar sağlanması düşünülebilir.

Suriye Sınırı:

Suriye ile sınır, daha güneye ve güneydoğuya çekilmelidir. Bu sınırın düzeltilmesine imkan oranında çalışılacaktır. Sınır, Re’si İbn Hayr’dan başlayarak, Harm, Muslimiye, Meskene ve Fırat yolu, Deri Ez-Zor ve sonunda Musul ile güney sınırına ulaşan bir hat olmalıdır.

Elde edilmesi istenen Suriye sınırı; Musul, Süleymaniye ve Kerkük’e irtibatlı olup Misak-ı Milli’nin güney sınırını tamamlıyordu. Bu kısa ve kesin direktifle, genelde Misak-ı Milli temel alınıyor; Mudanya Mütarekesi’nde askıda kalan bazı toprak sorunlarının (Boğazlar, İstanbul ve Doğu Trakya sorunları) da çözüme ulaştırılması isteniyordu.301

Mustafa Kemal de Musul’u Türk toprağı olarak kabul ettiğini ve İngiliz mandasını tanımadığını her fırsatta dile getirmiştir. Örneğin 25 Aralık 1922’de, Le Journal Gazetesi muhabiri Paul Herriot’a Çankaya’da verdiği beyanatta, Musul konusundaki kesin, kararlı, açık ve net görüşlerini şu şekilde dile getirmiştir:

Musul vilayetinin milli sınırlarımıza dahil araziden olduğunu defalarca ilan ettik. Lozan’da bugün karşımızda duranlar bunu gayet iyi bilirler. Vatanımızın sınırlarını tayin ettiğimiz zaman büyük fedakarlıklara katlandık. Menfaatimize aykırı olmakla beraber barışçı bir üslupla hareket ettik. Artık milli arazimizin en ufak bir parçasını Türkiye’den koparmaya çalışmak pek haksız bir hareket olur. Buna kesinlikle olur veremeyiz.302

idd 611 Musul Lozan’da Musul Konusu
İngiltere’yle sürdürülen Musul görüşmeleri sırasında Berlin’deki Türkler, “Musul Türk kalacak” sloganı atıyorlar. (22 Ekim 1925).

Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal, beyanat ve ifadelerinde hep Musul’u tekrar Türkiye’ye katacağı düşüncesini taşımıştır. Tanin gazetesine verdiği demeç bunu açıkça ortaya koymaktadır. Gazetenin özel muhabiri Mustafa Kemal’e telgraf çekerek Musul vilayeti hakkındaki düşüncelerini sormuştur.303 Mustafa Kemal, buna, 22 Ekim 1919’da Amasya’dan cevap vermiştir. Cevabında “Musul vilayetinin 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan ateşkes sırasındaki sınırlar dahilinde kalan ve her noktası İslam çoğunluğuyla meskun olan bir il olduğunu ve Osmanlı camiasından hiç bir sebeple ayrılamayacağını” belirtmiştir. 304

Mustafa Kemal, 28 Aralık 1919’da, Ankara’ya gelişinin ertesi gününde kendisini ziyaret edenlerle yaptığı bir konuşmada, ateşkes imzalandığı gün Türk ordularının hakim olduğu yerleri sayarken Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi de saymış ve bu sınırların “Hudud-u Milli” (Milli Sınırlar) olduğunu söylemiştir.305

Mustafa Kemal, 17 Ocak 1921 tarihinde röportaj yaptığı United Telegraph muhabirinin “Türk milliyetçilerinin Amerika ve İngiltere hakkındaki görüşlerini” sorması üzerine, Amerika’nın daha dostane olduğunu söyleyip şöyle devam etmiştir:

…İngiltere’ye gelince, milletimiz bu devletin emperyalist ve sömürgeci emellerini yadırgamıştır.306

idd 612 1919AnkaraAtaturk Lozan’da Musul Konusu
27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelen Mustafa Kemal, bir gün sonra yaptığı konuşmada, Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi Milli Sınırlar içinde saymıştır.

Mustafa Kemal, Musul’un İngilizler için önemini de şu sözleriyle açıklamıştır:

Musul, İngilizler için Kürdistan’a en yakın bölge olarak çok önemlidir. İngilizler Musul’u belirli bir takım amaçlar için ellerinde bulundurmak isterler. Çünkü Musul, Sovyetler Birliği’ne, İran’a en yakın bir yol, Türkiye’ye baskı yapmak için en uygun bölgedir.307

Görülebildiği gibi Mustafa Kemal, İngiliz derin devletinin Musul ısrarının, Türkiye’ye baskı yapmak amacı taşıdığının bilincindedir. Dolayısıyla bu konunun, Lozan’daki en zor konulardan biri olacağını da anlamıştır.

Dönemin İngiliz Sömürgeler Bakanı Winston Churchill, 12 Eylül 1922’de yaptığı bir değerlendirmede, “İngiltere ve Ankara savaş durumuna gelirse Kemalist birliklerin Musul’a yürümesi kaçınılmaz görünüyor, bu durumda İngiltere bu toprakları savaşta kaybetse bile askeri bir operasyonla değil, fakat Barış Konferansında geri almalıdır” demiştir.308 Churchill’in siyasi hayatı boyunca İngiliz derin devletinin himayesinde hareket eden bir kişi olması nedeniyle bu ifade, İngiliz derin devletinin sürece bakışını net bir biçimde ortaya koyan bir ifadedir. Nitekim, bu sözler aynen uygulanmıştır.

Görüşmeler Başlıyor

Kurtuluş Savaşı’ndan galip çıkan yeni Türk Devleti’ni Batılı devletlerin tanıması gerekiyordu. Tanıdılar da; birisi hariç: İngiltere.

İngiltere’nin bu tutumu, savaş sonrasında yapılan Lozan Görüşmeleri’ne de yansımış ve Londra yönetiminin Türkiye’ye egemen ve eşit bir devlet olarak davranmaması, görüşmelerin birçok kez tıkanmasına, hatta Şubat 1923’te askıya alınmasına neden olmuştur.309

Lozan’da Musul meselesi oturumları son derece gerilimli bir ortamda gerçekleşmişti.

İngiltere Başbakanı Bonar Law ve İngiliz Sömürge Bakanlığı, Lozan’daki görüşmeleri İngiltere adına yürüten Lord Curzon’a gönderdikleri telgraflarda, görüşmelerin sekteye uğratılmadan yürütülmesini ve Türk tarafının muhakkak ikna edilmesini telkin etmekteydi. Sömürge Bakanlığı o konjonktürde, petrol gelirlerinin %20’si karşılığında Türk Hükümeti’nin Musul vilayetindeki taleplerinden vazgeçeceğine inanmaktaydı.310

Görüşmeleri Türkiye adına yürüten İsmet İnönü ve yardımcısı Rıza Nur, Musul’un Türkiye’nin bir vilayeti olduğunu, burada yaşayan tüm Kürtlerin Türk vatandaşı olduğunu savunmuştur. TBMM heyeti Türk tezini siyasi, tarihi, etnografik, coğrafi, ekonomik ve askeri açılardan detaylıca izah etmiştir.

İsmet Paşa bir konuşmasında şu ifadeyi kullanmıştır:

Büyük Meclis Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de hükümetidir. Büyük Millet Meclisi’nde Kürtlerin de temsilcileri bulunmaktadır. Kürt halkı ve Meclis’teki temsilcileri, Musul vilayetinde oturan kardeşlerini anayurttan ayırmaya razı değillerdir.311

Ancak Lord Curzon, İsmet Paşa’nın savunmasını çürütmek amacıyla TBMM üyesi Kürt mebusların Kürt halkını temsil etmediğini, bu kişilerin Mustafa Kemal tarafından atandığını, temsil hakları olmadığını iddia etmiş, “Ankara’nın Kürt milletvekillerine gelince, onların nasıl seçilmiş olduklarını kendi kendime sormaktayım” diyerek seçilmelerinin şaibeli olduğunu ima etmiştir.312

idd 615 LozanGorusmeleri LordCurzon Lozan’da Musul Konusu
Lozan görüşmelerinde Lord Curzon

Bu ifadeye karşı kendisi de bir Kürt olan Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey’in, 25 Ocak 1923 tarihli TBMM oturumunda verdiği cevap ders niteliğindedir:

Lozan’daki delegelerimiz bu suçlamalara gereği gibi cevap vermemişler. Biz Kürt topraklarının hakiki temsilcileriyiz, tayinle değil seçimle geldik. Kürtler hiçbir tazyik altında olmayarak bu seçimlere katıldılar. Eğer Kürtler ayrılık gütseydiler bu seçimlere katılmazlardı. İngilizler altınlarıyla çalıştıkları halde Kürtler bu seçimlere katıldılar. Türk kardeşleriyle gayeleri aynıydı.313

Konuyla ilgili olarak TBMM’de söz alan diğer Kürt vekillerden bazılarının ifadeleri de çok çarpıcıdır. Bunlardan birisi, Milli Mücadele tarihimizin simge isimlerinden 70 yaşındaki Dersim Mebusu Diyab Ağa’dır. Sözlerine şöyle başlar:

Hepimiz biliyoruz ki ve söylüyoruz ki, dinimiz, diyanetimiz, aslımız ve neslimiz hep birdir. Bizim içimizde ayrılık, gayrılık yoktur, ismimiz de, dinimiz de, Allah’ımız da birdir.

Milletvekilleri, Diyab Ağa’nın Lozan’a giden heyet ile neler konuştuğunu sorunca Ağa, şu cevabı verir:

Allah yardımcıları olsun. Hangisini münasip görmüş ise öyle etsin. Hamdolsun gidenler dinini, diyanetini bilir adamlardır… Hepimiz biriz. Ne Türklük, ne Kürtlük davası vardır. Hep biriz, kardeşiz. (Meclis’te ‘Bravo’ sedaları, alkışlar) Bir kişinin beş, on oğlu olur. Biri Hasan, biri Ahmed, biri Hüseyin, biri Mehmed isimli olabilir. Fakat hep bir insandırlar. Biz de öyleyiz. Yoksa ayrı gayrımız yoktur. (‘Bravo’ sesleri)… Ama düşmanlar bizi birbirimize sardırmak için tuzaklar kuruyorlar. Sen şöylesin, ben böyleyim, filan diye hile yapıyorlar… Biz kardeşiz. Bizim dinimiz, diyanetimiz birdir. Bazıları bilmiyorlar, birçok şeyler söylüyorlar ama onlar bilmiyorlar, öyle değildir. La ilahe illallah Muhammed Resulullah, İşte bu. (Alkışlar, ‘bravo’ sesleri).314

Devamında söz alanlardan Erzurum Mebusu Süleyman Necati (Güneri) Bey, kendisini seçenlerin “büyük bir kısmının Kürt olduğunu” belirterek “vatan kardeşliği” kavramını vurgulamış, Türklerin ve Kürtlerin tarihinin daima bir olduğunu, ayrı kavimler olmadıklarını, Türkiye’de ırki azınlıklar bulunmadığını söylemiştir.

idd 616 LozanGorusmeleri Inonu Lozan’da Musul Konusu
Lozan Görüşmeleri’nde İsmet İnönü ve Türk delegeleri

Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, bir başka konuşmasında da ırk ve dil azınlıkları kavramı ile ilgili şu sözleri sarf etmiştir:

Avrupalılar diyorlar ki, “Türkiye’de yaşayan azınlıkların en büyüğü, en yoğunu Kürtlerdir.” Bendeniz Kürt oğlu Kürt’üm. Binaenaleyh bir Kürt mebus olmak sıfatıyla sizi temin ederim ki Kürtler hiçbir şey istemiyorlar. Yalnız büyük ağabeyleri olan Türklerin saadet ve selametini istiyorlar. (Alkışlar) Biz Kürtler vaktiyle Avrupa’nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyla bize hak vermek isteyenlere iade ettik. Nasıl ki, El Cezire (Arap Yarımadası) cephesinde çarpıştık. (Alkışlar) Nasıl ki Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz. (Alkışlar) Binaenaleyh sözüme son verirken delege heyetimizden rica ederim ki, azınlıklar söz konusu edildiği zaman Kürtlerin hiçbir talebi olmadığını ve Kürtlerin kanaatine tercüman olarak buradan söylediklerimi [Lozan’da] söylesinler…315

Erzurum Mebusu Durak (Sakarya) Bey ise, İslam tarihi boyunca Türklerin ve Kürtlerin karıştığını, Anadolu’da ailelerin iç içe geçtiğini anlatmıştır.316

Mardin Mebusları adına Necip imzasıyla verilen bir takrirde, Lozan Konferansı’nda özellikle Türklerle Kürtlerin yekvücut olduklarının duyurulması istenmiştir. Van Mebusu Hakkı Ungan Bey de, Lozan’da, Kürtlerin Türklerden ayırt edilemeyeceğinin savunulmasını istemiştir.317

Sonuç itibariyle, gerek Musul bölgesindeki Kürt nüfusun, gerekse Anadolu’daki Kürtlerin kendilerini Türklerden ayrı görmek gibi bir durumları yoktu. Onları Türklerden ayırmak, tek kelimeyle imkansızdı.318 Bölge halkı, eskiden olduğu gibi, alışmış oldukları şekilde Türk ve Kürt olarak aynı çatı altında yaşamak, yani Türk yönetiminde kalmak istiyordu. Hatta Arapların bile İngiliz mandası istemedikleri görülmüş, “ya Türk idaresi ya istiklal” dedikleri gözlemlenmişti. Irak Hükümeti tarafından askere alınan Kürtlerin her fırsatta Türk tarafına geçtikleri sıkça rastlanan bir durumdu.319

idd 617 LozanGorusmeleri Otel Lozan’da Musul Konusu
Lozan Görüşmeleri sırasında Türk delegelerinin kaldığı otel.

Savaştan önce, Musul, Kerkük, Süleymaniye ve Erbil’e kadar olan bölümde yazı dili olarak Türkçe, Arapça ve Farsça kullanılıyordu. Kürt dilinin ve Kürtçe yazının oluşturulması, bölgedeki İngiliz görevliler tarafından gerçekleştirilmiştir. Bir süre sonra yine İngiliz yetkililer tarafından Kürtçe, bir iletişim aracına dönüştürüldü. Bölge halkı günlük hayatlarında ve yazışmalarında Arapça ve Türkçeyi kullanmakta ısrar ederken, İngiliz derin devleti tarafından Kürtçe ısrarı baş gösterdi. Gazetelerin dahi Kürtçe çıkarılması şartı getirilmişti. Hatta yine İngiliz derin devletinin çabaları ile, Türkçe yazı dilinden kaldırılmaya çalışılmış, özel yazışmalarda kullanılmasına yasaklar getirilmiştir. İngiliz derin devleti, resmi olarak Türk dilinin bölgede tasfiyesine çalışmış, Musul vilayetinde kasıtlı olarak Türklere ve Türkçeye yönelik kapsamlı bir yok etme politikası uygulamıştır.

Akademisyen ve yazar İhsan Şerif Kaymaz, bu durumu şu sözlerle açıklamıştır:

İngiltere’nin, kısa vadede kurulamayacağı anlaşılan Kürdistan devletinin zaman içinde kurulmasını sağlamak için Kürt ulusal kimliğini yaratmaya yönelik uzun vadeli düzenlemeler yapmakta olduğu anlaşılmaktadır. Bu düzenlemelerin meyveleri birkaç on yıl içinde alınmaya başlanacak ve hem Türkiye’nin, hem de bölgenin geleceği açısından ciddi sorunlara yol açacak bir süreç böylece başlatılmış olacaktır.320

Yaklaşık bin yıldır beraber yaşayan, birbirine karışmış ve evlenerek aileler kurmuş halklar, savaş ortamı içinde derin bir plan çerçevesinde zorla birbirinden ayrılıyordu. Bu planının mimarı, her türlü ayrılık ve bölünmelerin sebebini oluşturan İngiliz derin devletiydi. Kendi çıkarları uğruna bir milleti bölmeyi, hatta sonraki satırlarda inceleyeceğimiz gibi, onları katlederek ve tehdit ederek kendilerine mecbur bırakmayı göze almaktaydı. İngiliz derin devleti, tarih sahnesine her gelişinde, böyle ayrılık politikalarının baş mimarı olmuştu. Bunun önünde durabilen olmamış, hiçbir zaman bu mafyavari oluşumdan hesap sorulmamıştı. İşte bu ürkütücü politika, bu yüzden bugün hala devam etmektedir. 20. yüzyıl başında Musul üzerinde oynanan oyun ne ise, günümüzde Güneydoğu’da oynanan oyun da aynıdır. Her birinin mimarı, İngiliz derin devletidir.

İngiliz derin devletinin, Türklerle Kürtlerin arasını ayırmak için Lozan’da izlediği strateji dikkatli incelenmelidir. Burada oynanan oyunların aynısı, şu anda Güneydoğu Anadolu bölgemizde, PKK kullanılarak oynanmaktadır.

idd 620 Kurt Reso Lozan’da Musul Konusu
Kürtlerle Türkler yaklaşık bin yıldır birlikte, kardeşçe yaşayan iki millettir. İstiklal Savaşı’nda büyük kahramanlıklarla mücadele eden Kürt Reşo’nun hikayesi bunun canlı örneklerinden sadece biridir.

İngilizlerden Ayak Oyunları

28 Aralık 1922’de Lozan Görüşmeleri’ni gerçekleştiren İsmet Paşa, Türkiye’ye bir telgraf çekti. Hissiyatına göre İngiltere, Musul’u kesinlikle terk etmeyi düşünmüyordu. Sadece Musul’un kuzeyinde bir hudut düzeltmesi yapabilecek, bu konu dostane biçimde tartışılacaktı.

Fakat kısa bir süre içinde İngiliz General Townshend, İsmet Paşa’ya şaşırtıcı bazı açıklamalarda bulundu. General’in ifadelerinde Musul konusundan vazgeçileceği ve yeni bir savaşa neden olunmayacağı, bir sene içinde İngiliz güçlerinin Musul’dan çıkacağı ve bunu müteakiben Arapların da Kral Faysal’a karşı ayaklanacağı ve Türklerin külfetsiz olarak Musul’a girecekleri konu edilmişti.321

Burada İngiliz derin devletinin bir kurnazlık peşinde olduğu son derece açıktı. Derin devlet elemanları, gergin ortamda gerçekleşen görüşmeler sırasında her türlü taktiği uygulamakta, Türk delegelerini şaşırtmak ve yanıltmak için tüm yolları denemekteydiler. Nitekim İsmet Paşa’nın bir başka telgrafı da, İngiltere’nin amacının Musul meselesini Lozan kapsamından çıkararak daha sonraya bırakmak ve iki devlet arasındaki bir mesele şekline dönüştürmek istediğini göstermişti.322

Yine de İsmet Paşa bu çelişkili durumu görünce temsilcilerin önerilerini inandırıcı bulmayıp ilk planda Fransız Hükümeti’nin desteğine başvurdu. Ancak Fransa, Musul sorununun Türklerle İngilizler arasında çözülmesi gerekliliğini vurguladı.

Bu sırada İngiltere Parlamentosu’nda bazı muhalif sesler de yükselmeye başlamıştı. Türklerin Musul konusunda ikna edilememesine her ne kadar Curzon tarafından İsmet Paşa’nın inatçılığı gerekçe olarak gösterilse de, mesele İngiliz Parlamentosu’nda Curzon’un başarısızlığı olarak nitelendirilmiş ve Curzon aleyhine bir kampanya başlatılmıştı. 8 Aralık 1922 tarihinde İngiltere’nin eski Başbakanı Bonar Law, Curzon’a gönderdiği mektupta bunu açıkça dile getirmekteydi:

…Sana karşı burada büyük bir kampanya başlatıldı. Son olarak Gounaris’in sana 15 Şubat’ta yazmış olduğu mektup yayınlandı. Felaketle sonuçlanan Yunan hareketinin müsebbibinin Llyod George değil de senin olduğun iddiası, senin aleyhine bir silah olarak kullanılıyor. Bu mektuplardan kabinenin haberi olup olmadığına dair soru önergesi verildi. Ve ben evet dedim. Konu soruşturuldu ama herhangi bir sonuca ulaşılmadı. Sadece Foreign Office listesi değil, Horne ve Austen’in kendi haleflerine bıraktıkları listelerde senin adının geçmemesi bizim için çok önemli bir kanıttır. Dolayısıyla için rahat olsun bu meseleyle ilgili hiçbir şekilde seni suçlayamazlar.323

Görülebildiği gibi Curzon, İngiliz derin devleti tarafından ciddi şekilde baskı altında tutulmakta ve Musul meselesi konusunda taviz vermemesi istenmekteydi. İşte bu baskı neticesinde Curzon, İngiliz derin devletinin önemli bir kozu olan Musul’u Lozan’da vermemek için elinden geleni yapacaktır.

Musul konusunda Lord Curzon ile anlaşamayacağını anlayan İsmet Paşa, görüşmelerin kesilmesini tercih etmeyen İngiliz Başbakanı Bonar Low’a Türk ekonomi uzmanı Rüstem Bey ile eski ticaret ve demiryolları Bakanı Şeref Bey’i gönderdi, ancak bu durum Lord Curzon’u çok sinirlendirmişti. 11 Ocak 1923 tarihinde İngiliz diplomat Sir Eyre Crowe’a sert bir mektup göndererek, Türk temsilcileri ile yapılan bu görüşmeler son bulmazsa Musul konusundaki müzakerelerden çekileceğini bildirmişti.324

idd 623 Musul Lozan’da Musul Konusu
Lozan’da Musul meselesinin görüşüldüğü yıllarda Musul’dan manzaralar

Daha sonra da Curzon, 17 Ocak 1923 tarihinde aynı sertlikte bir mektubu da, Kolonilerden Sorumlu Dışişleri Bakanı Walter Hulme Long’a gönderdi. Bu mektupta Curzon şöyle demekteydi:325

Eski bir meslektaşınız ve arkadaşınız olarak size sorabilir miyim, nasıl oluyor da benim burada ilgilendiğim çok önemli bir takım meselelere burnunuzu sokuyorsunuz? Geçen gün sizin de tanıdığınız Rickett buradaydı. Benim arkamdan iş çevirerek ve İsmet Paşa’yı kandırarak Londra’ya üç temsilci göndermeye ikna etmiş ki, bu üç Türk’ün kimler olduğu konusunda bilgi sahibi olduğunuza eminim.326 Bu temsilciler, Londra’ya İngiliz işgalinde bulunan Musul’un Türklere teslim edilmesi karşılığında petrol tavizi verme teklifinde bulunmaya gelmişler. Bense Lozan’da buna son derece karşı olduğumu, Musul’u savunmak için her şeyi yapacağımı ortaya koydum ve izlediğim politikada ne bugün ne de gelecekte Türklerin o topraklarla ilgili herhangi bir hayale kapılmamaları hedefini güttüm. Rickett, Türkleri, sizin ve Bonar Law’ın üzerinde büyük etki sahibi olduğuna inandırmış ve Türkler Londra’ya gelirlerse bir şekilde Musul’u geri alacaklarını sanmışlar. Elbette bu olanların ne kadarından haberdar olduğunuzu bilemiyorum. Bildiğim tek şey kasıtlı olarak benim işimi zorlaştırmak ya da ülkenizin çıkarlarına zarar vermek istemeyeceğinizdir. Lütfen bu petrol macerasından uzak durunuz. Bu meselede sizin bilmediğiniz ama er ya da geç masum bir insanda leke bırakabilecek pek çok rezalet dönmektedir. Rickett kesinlikle güvenilmez bir adamdır. Bir taraftan Türklerle neler konuştuğunu diğer taraftan da Sir G. Armstrong ile görüştüğünü biliyorum.327

Lord Curzon’un kastettiği “pek çok rezalet”, İngiliz derin devletinin kapalı kapılar ardında çevirdiği ayak oyunlarıydı.

Bu noktada başka önemli bir detay da, İngiliz Gizli Servisi’nin kanunsuz bir şekilde Türk telgraflarını ele geçirmesidir. İngilizler, İstanbul’a yerleştirdikleri özel yetiştirilmiş telsiz-telgraf sinyal çözme ekibi sayesinde Türk Hükümeti’nin Lozan’a çektiği telgrafları Türklerden önce yakalıyor, çözüyor ve Lozan’daki Türk heyetinin eline ulaşmadan önce Londra’ya ulaştırıyorlardı. Gereken emirler verildikten sonra Lozan’da müzakere masasına, Türklerin kozlarını bilerek oturuyorlardı. Lozan’daki İngiltere Başdelegesi Rumbold da bunu 18 Temmuz günü Foreign Office’teki arkadaşı Lancelot Oliphant’a keyifle açıklamıştı:

Gizli kaynaktan psikolojik anlarda elde ettiğimiz bilgiler bizim için değer biçilemez önemdeydi. Bu bilgiler sayesinde biz, briç oynarken rakibin elindeki kartları bilen bir kimsenin rahatlığı içindeydik.328

Lord Curzon ve yardımcısı Rumbold bu sayede Türklerin ne zaman esneklik gösterebileceklerini önceden biliyor, gelecekteki stratejilerini takip ediyor ve ona göre ısrarcı davranıyor ya da İsmet Paşa’ya baskı yapmanın faydası olmayacağı zamanları kestirebiliyorlardı. Bu dinlemeler elbette İngiliz derin devletinin Türk tarafına hangi konularda baskı yapabileceğini de ifşa etmiş oluyordu. İngiliz derin devleti, sinsi istihbarat politikasını, bir barış anlaşması masasında dahi uygulamaktan çekinmiyor ve Musul’u kazanma politikasını hile ile başarmaya çalışıyordu. Bu hırsın sebebi petrol ve ticaret yollarından daha öteydi. Musul, Türkiye üzerinde oynanacak oyunları içeren 100 yıl sürecek bir planın ilk adımıydı.

Milletler Cemiyeti = İngiltere

Musul üzerine yapılan görüşmeler, Lozan’ın en fazla vakit alan ve en hararetli geçen görüşmeleri olmuştur. İki taraf da konu hakkında taviz vermek istememiş, fakat İngiliz derin devletinin Musul meselesini çılgınca sahiplenmesi, kimi zaman ülkeleri tekrar savaş noktasına dahi getirmiştir. Lord Curzon, görüşmeyi çıkmaza sokma amaçlı manevralarda bulunmuş ve konunun Milletler Cemiyeti tarafından incelenerek karara varılmasını istemiştir. Türkiye o sırada Milletler Cemiyeti’ne üye dahi değildir ve buradaki ağırlığıyla İngiltere’nin istediği her türlü kararı çıkartabilecek bir lobiye sahip olduğunu bilmektedir.

Görüşmelerdeki çıkmazı aşmak amacıyla İsmet İnönü yeni bir çözüm yolu önerdi. Bölgede “plebisit”, yani halk oylaması yapılarak Kürt halkının kendi iradesi öğrenilebilirdi. Sonucu gayet iyi bildiğinden bu öneriyi reddeden Lord Curzon’un gerekçesini tarihçi Sevtap Demirel şöyle anlatılmıştır:

Lord Curzon diyor ki plebisit asla olamaz. Niye? Şimdi bu çok zahmetli bir iş. Eşekler bulacaksın, kağıtlar bulacaksın, eşeklere kağıtları yükleyeceksin, dağlara tırmandıracaksın, oradaki Kürtlere gideceksin, diyeceksin ki Türkiye’de mi kalmak istiyorsun? Irak’ta İngiliz mandası altında mı kalmak istiyorsun? “Bu Kürtler” şimdi bakın aynen belgedeki ifadeyi söylüyorum, “Bu Kürtler bu kağıtları yerler.” Onun için sen bunu bırak, bu plebisiti filan unut diyor. Neden böyle yapıyor biliyor musunuz, bunun arkasındaki gerekçe ne? İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na ve dolayısıyla Lord Curzon’a çok düzenli bir şekilde o bölgeden istihbarat geliyor. Onlarca, yüzlerce istihbarat raporu okudum, bütün istihbarat raporları tek bir gerçeğin altını çiziyor: O günkü koşullarda Musul’da Kürtlere bir plebisit yapsa ve sorsa siz kime katılmak istiyorsunuz? Oradaki Kürtler yüzde 99 Türkiye’yi seçecekler. Bunlar İngiliz İstihbarat raporları, Biz Musul’u kaybedeceğiz diyor İngilizler, dolayısıyla hiçbir biçimde Türklerin burada halk oylaması yapmasına ve Kürtlere sormasına müsaade edemeyiz…329

Akademisyen tarihçi yazar İhsan Şerif Kaymaz ise, Curzon’un Kürtlere yönelik kendince aşağılayıcı bakış açısını şu sözlerle ifade etmiştir:

Curzon bunun Musul vilayetinin kiminle birleşeceği sorunu olmadığını, sınırın nereden geçeceğinin basit bir teknik konu olduğunu, bu yüzden de burada herhangi bir şekilde plebisit yapılmasının söz konusu olamayacağını, zaten burada plebisit yapılmasına nüfusun ve kültürün müsait olmadığını, bunların okuma yazma bilmeyen insanlar olup hayatları boyuna hiç seçim sandığı görmediklerini, hatta bir takım incitici, küçültücü ifadeler kullanarak söylüyor ve bunun birtakım karışıklıklara hatta kan dökülmesine neden olabileceğini söylüyor. O yüzden de bunun yerine Milletler Cemiyeti’ne başvurmak gerektiğini belirtiyor.330

Kürtlere yöneltilen bu çirkin yakıştırmalar, İngiliz derin devletinin Kürtlere yönelik bakış açısının o yıllarda da bugünkü gibi oldukça ürkütücü olduğunu belgelemektedir. Haddini bilmez bu sözlerden Kürt halkı elbette münezzehtir. Curzon’un burada sarf ettiği sözler, açıktır ki İngiliz derin devletinin bölge halkı üzerinde hiçbir etkisinin olamayacağını bilmesinden kaynaklanmaktadır. Muhtemel bir plebisiti önlemek için öne sürülen bu mantıksız ve seviyesiz izahlar, İngiliz derin devletinin, Musul Kürtlerini ve Araplarını, asla kazanamayacaklarını belgeler niteliktedir. İngiliz derin devleti, hileli siyaset ve şiddetle bölgeyi belki ele geçirmiştir; fakat bölge halkını hiçbir zaman kazanamamıştır.

Musul, İngiliz Mandasını Reddediyor

Musul halkı 700 yıldır Türklerin idaresinde olan, Arap’ıyla, Türk’üyle, Kürt’üyle Türk halkıdır. Onları Türk idaresinden ayırmak, bu insanları kendi anavatanlarından ayırmak demektir. Bunun gayet bilincinde olan İngiliz derin devleti, halkı “ikna” etmek için her zamanki sinsi politikasını uygulamıştır: Şiddet.

Ankara, Musul’da İngiltere’yi dengelemek için Amerikan Chester şirketine demiryolu yapımı ve maden arama konusunda geniş imtiyazlar veren bir antlaşma imzalamış, antlaşma TBMM’de de onaylanmış ve İngilizler buna çok öfkelenmişti. İngiliz derin devleti, Musul’da istediği hakimiyeti bir türlü kuramıyordu. Bunun üzerine bölgede, İngiliz mandasına ve İngilizlerin göreve getirdiği Irak Kralı Faysal’a karşı halkın gösterdiği tepki ve isyanlar, İngilizler tarafından şiddetle bastırıldı.331 İngiliz birlikleri, Türk taraftarı aşiretlere baskı yapıyor ve aşiret reislerini tutukluyordu. Özellikle Kerkük ve Süleymaniye’de halk, bu şiddet politikasına rağmen, İngiliz mandasını reddetmeyi sürdürmüştür.332

idd 628 Osmanli Musul Lozan’da Musul Konusu
1902 yılında Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olan Musul’da yaşamı gösteren fotoğraflar. Musul halkı, tarihindeki en huzurlu dönemi, Osmanlı’ya bağlıyken yaşamıştır. İngiliz derin devleti, bu beldeye sayısız bela getirmiştir.

Musul’da İngiliz manda yönetimine karşı Kürtler yaygın bir ayaklanma başlattılar. İngiliz uçakları, Musul’daki Kürt isyanını vahşice bastırdı. İhsan Şerif Kaymaz, İngiliz belgelerine dayanarak yazdığı değerli kitabında bu katliamı şöyle anlatır:

Özetle, Churchill savunma bütçesinde tasarruf yapmak için kara kuvvetlerini azaltmış, Musul’da hava kuvvetlerini takviye etmiştir. İngilizler kara kuvveti olarak Irak ordusu ile Asuri milislerini kullanacaklardır. Amaç Musul’da Kürtlerin yapacağı en ufak bir hareketin bile en sert biçimde cezalandırılacağını göstermek, aşiretleri boyun eğmeye zorlamaktır. Yöntem amansız olduğu ölçüde başarılıydı. Öyle ki bir süre sonra, yaklaşan uçakların sesini duymaları bile aşiretleri “yola getirmeye” yetiyordu…

Kentler, kasabalar ve köyler aralıksız olarak havadan bombalanıyor, ardından Asuri milisleri kullanılarak yakılıp yıkılıyordu. Türklere destek oldukları varsayılan aşiretlerin hayvanları ve ekinleri yok ediliyordu. Köysancak, Raniye, Revanduz, Biraz, Kapra, Kale, Diza, Barzan, Derbet, Merga gibi kent ve kasabalar büyük ölçüde tahrip edildi… Barzan aşireti açlıktan ölümle teslim olmak arasında bırakıldı. Asıl vahşet teslim olunca başladı. Barzan kasabası ve köyleri Asuri milislerince tahrip edildi…333

idd 629 Osmanli Musul Lozan’da Musul Konusu
İngiliz derin devletinin getirdiği zulüm sistemi, Musul üzerinde halen devam etmektedir. Musul halkı, bugün bile, Osmanlı idaresindeyken yaşadığı barış dolu günlerin özlemini çekmektedir.

4 Şubat 1923’te Lozan Görüşmeleri’ne ara verildi. Bundan sadece 2 gün önce Mustafa Kemal, İzmir’de yaptığı bir konuşmada “Musul’u ve Musul’un güneyindeki kıtayı bizim elimizden, ana yurdumuzdan zorla almak istiyorlar” ifadesini kullanmıştı.334

Musul’da uygulanan bu korkunç kıyım, İngiliz derin devletinin istediğinde, bir bölgeyi ele geçirebilmek için ne kadar canileşebileceğinin açık göstergesidir. Aslında bu strateji, Güney Afrika’da veya Hindistan’da uygulanan soykırım stratejilerinden farklı değildir. İngiliz derin devleti, kendince aşağı gördüğü ve değerli bir coğrafyada kullanabileceğini düşündüğü bir milleti, değerli Kürt milletini, çeşitli bahanelerle soykırıma uğratmıştır. Fakat söz konusu İngiliz derin devleti olduğundan, tarihin her aşamasında olduğu gibi, I. Dünya Savaşı’ndan sonra da bu hukuksuzluğa kimse dur diyememiş, kimse bu katliamlara “soykırım” adını verememiştir.

idd 631 Musul Lozan’da Musul Konusu
1920’de Musul’da bir Ortodoks ayini sırasında farklı dinlerden insanlar bir arada.

“Operation Kurdistan”

Tarihçi Sevtap Demirci, Kürt isyanının İngilizlerce vahşetle bastırılmasının, aynı zamanda Chester projesine ve plebisit isteğine bir tepki olduğu görüşündedir:

Arşivde, bilinmeyen, yazılıp çizilmeyen, benim de araştırma sırasında tesadüfen gördüğüm bir “O.K.” ifadesi vardı. Nedir bu “O.K.” diye baktım. “Okey” olamaz dedim çünkü dantel raporlar yazıyorlar, “okey” bile yazmış olsalar aralarına nokta konulmaz. Halbuki “O” nokta, “K” nokta. Çok küçücük bir yerde, günler aylar geçti, ama Dışişleri Bakanlığı belgelerinde değil, Sömürgeler Bakanlığı belgelerinde küçücük bir yerde yakaladım. Bu, “Operation Kurdistan”ın kısaltılmışı… İngiltere “Kürdistan Operasyonu”nu devreye sokmuştu. Nedir bu operasyon diyeceksiniz, hiçbir bilgi yok, belge yok, ama bu kadarcık bir ifade var.

Kürdistan Operasyonu kapsamında İngiltere, o bölgeyi çok yoğun bir hava bombardımanına tabi tuttu. Son derece gizli bir operasyon, hiç kimse bilmiyor. İngiliz Genelkurmayından bir kişi, Başbakanlıktan bir kişi… Hiç kimsenin haberi yok, Parlamentonun haberi yok, müttefiklerin haberi yok, hiç kimsenin haberi yok. Gece gündüz iki gün İngilizler Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi bombaladı. Lozan’da ikinci dönem görüşmeleri 23 Nisan 1923’te başlayacaktı. Operasyon 22 Nisan gece saat 12.00’de bitti. Ertesi sabah Lozan’da ikinci yarı görüşmeleri başladığında Türkiye’nin plebisit yapacak halkı kalmamıştı orada. Plebisit ihtimalini tamamen ortadan kaldırdı bu operasyon. Bana diyebilirsiniz ki kaç kişi öldü? Bilmiyorum, çok ciddi ölçüde sivil öldü. Yani İngiltere ne demek istedi? Siz ABD’ye böyle bir imtiyazı tanıyorsunuz, bu topraklarda kararları benim dahlim olmadan alamazsınız. Ve ikinci olarak da Türk yanlısı Kürt aşiretlerini, Türkiye’ye katılmak isteyen bölge halkını da bir şekilde enterne etmiş oldu ve ikinci yarı başladığında Türkiye’nin artık plebisit yapma imkanı ortadan kalkmıştı.335

idd 633 Irak ingilizler Lozan’da Musul Konusu
1. İngiltere işgali sonrası Irak
2. 1914 yılında Irak’ta İngiliz askerleri

İngiliz derin devleti, Musul üzerindeki hakimiyeti, ancak oradaki halkı tümüyle şehit ederek elde edebileceğini biliyordu. Bu yüzden, yüzyıllardır süregelen gelenek bozulmamış, İngiliz derin devleti, binlerce insanı, bir bölgenin yerel halkını vahşice katletmekten çekinmemişti. Burada söz konusu katliamların, petrol veya ticaret yollarından ziyade başka bir amaç için yapıldığı dikkat çekmektedir. “Kürdistan Operasyonu”, İngiliz derin devletinin Musul ısrarının kalbindeki sebeptir; zaten bu yüzden, hiçbir resmi belgede yer almaksızın gizli kapaklı gerçekleştirilmiştir. İngiliz derin devleti, daha Lozan Görüşmeleri devam ederken, önceden planlanmış bir Kürdistan meselesini yeşertmeye başlamıştır. Bu meselenin kalbi, Türkiye’den koparılması şart olan Musul’dur. Kürtlerin İngiliz idaresine girmesi, yüz yıl sürecek suni bir Kürt meselesinin ilk adımı olacaktır. İngiliz derin devleti, Gladstone’un “Türkleri Orta Asya steplerine sürme” hayalinin, bu şekilde gerçekleşeceğine inanmaktadır. Bu hedef için bir halkı yok etmeyi bile umursamamaktadır.

idd 634 Musul Lozan’da Musul Konusu
İngiliz derin devleti, hem Avrupa hem de Ortadoğu’ya hakim, güçlü bir Türk hakimiyetini asla istememiş, tüm gücüyle bunu engellemeye çalışmıştır.

Musul Konusunda Türkiye Geri Adım Atıyor

Bu noktaya kadar Musul konusunda kesin bir kararlılık gösteren Türk heyeti, artık yeni bir stratejiye geçmek mecburiyetindeydi. Çünkü İngiliz derin devleti, korkunç katliamlar gerçekleştirmekten çekinmiyor, Musul, Kerkük ve Süleymaniye’de “bizim halkımızı” göz göre göre katlediyordu. Burada tek çıkar yol, uzlaşma gibi gözüküyordu.

Türkiye’nin, Musul’da savaşı göze almayıp İngiltere’nin öngördüğü şartlarda uzlaşmaya razı olmasının önemli bir sebebi de, Irak’ta konuşlanmış İngiliz Hava Kuvvetleri’ne karşı Ankara’nın elinde hiçbir hava gücünün bulunmamasıdır. İngiltere, savaş sonrası tüm hava gücünü Irak’ta yerleştirme gibi bir strateji izlemiştir. Bu, Musul meselesinin İngiltere için hiçbir şekilde tavize açık bir mesele olmadığını da sergiler niteliktedir. Fakat Türk tarafının Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı gibi art arda gelen 10 yıllık bir savaş sürecinden çıktığı burada unutulmamalıdır. Türkiye, o yıllarda, yıkılmış ve sömürülmüş Osmanlı’nın kalıntılarında varlık bulmaya çalışan, savaşlardan dolayı oldukça yorgun ve yoksul düşmüş bir devlettir. Kendini koruyacak hava gücü hiç olmadığı gibi, askeri gücü de oldukça kısıtlıdır.

idd 637 Lozan Ouchy Usi Satosu Lozan’da Musul Konusu
Lozan Görüşmeleri’nin yapıldığı, Ouchy (Uşi) Şatosu.

Musul meselesinde atılan geri adımı değerlendirirken, Lozan Görüşmeleri sırasında İstanbul’un halen işgal altında tutulduğunu da unutmamak gerekmektedir. Bu şartlar altında Türk tarafının Lozan masasında baskı gücünün oldukça kısıtlandığı açıktır. Bu durum, Türk tarafını Musul meselesinde taviz vermeye zorlamıştır.

Mustafa Kemal, Lozan Görüşmeleri’nin kesintiye uğradığı zamana kadar tüm gücüyle Musul’un Türk toprağı olduğunu ve gerekirse askeri güç kullanarak böyle kalmasını sağlayacaklarını söylüyordu. Ancak daha sonra bu söyleminde önemli bir yön değişikliği olmuştur. Musul sorununun çözümü için Lozan’da ısrarcı olunmaması gerektiğini, çözümün ileriye bırakılabileceğini telaffuz etmeye başlamıştır. Mustafa Kemal’deki bu strateji değişikliğinin sebebini, 15 Mart 1923 tarihli İngiliz gizli istihbarat raporunda buluyoruz. Raporda, 3–4 yıl içinde yalnız Musul değil, tüm Irak, Basra, Arabistan, Suriye ve belki de öteki İslam ülkelerinin Türk hegemonyasına girebilecekleri, bunun İSLAM BİRLİĞİ projesiyle yapılacağı ve bu projenin başarı ihtimalinin büyük olduğu ifade edilmiştir.336 Kuşkusuz ki İslam Birliği gerçekleşecek, tüm İslam ülkeleri bir araya gelecek, aradaki sınırlar kalkacak ve hatta bu birliğe Rusya, ABD, İsrail, İran gibi diğer ülkeler de dahil olacaktır. Bu durum, Hz. Mehdi (as)’ın zuhuruyla gerçekleşecek ve bu, İngiliz derin devletinin sinsi entrikalarının, savaşların ve anlaşmazlıkların sona erdiği, tek bir damla dahi kanın akmadığı bir dönem olacaktır. Mustafa Kemal, kuşkusuz ki böyle bir dönemin mutlaka geleceğini bilmektedir. Bize ait olan topraklara er-geç tekrar kavuşacağımızın farkındadır. O gün gerçekleşmeyen bu hayalin, kısa bir zaman sonra Hz. Mehdi (as)’ın gelişiyle gerçekleşeceğinden emindir. İşte bu nedenle, mevcut durum nedeniyle şartları o zaman zorlamamış ve İslam Birliği hayalini kalbinde taşıyarak ümitvar olmuştur.

Lozan’da İmzalar Atılıyor

24 Temmuz’da imzalanan Lozan Antlaşması’nın 3. maddesinde “Türkiye ile Irak arasında sınır” düzenlendi. Musul’un adının geçmediği bu maddede, sınırın tespiti için Türkiye ve İngiltere’nin 9 ay süreyle görüşmeler yapacağı, çözüme ulaşamazlarsa, Musul meselesinin “Milletler Cemiyeti Meclisi’ne arz edileceği” hükmü vardır. Bununla birlikte Cemiyet’in hangi usulle, ne konuda karar vereceği maddede belirsizdir. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, bu konunun Milletler Cemiyeti’ne gitmesi zaten İngiltere’nin lehine olacak bir durumdur. Türkiye, henüz üyesi olmadığı bir kurumda hak iddiasında bulunamayacaktır. O dönemde Milletler Cemiyeti’ni de kontrolü altına almış olan İngiliz derin devleti, tüm gücünü kullanarak Musul üzerinde haksız yere hak iddia edecektir.

Milletler Cemiyeti’ne gidildiğinde Türkiye, Cemiyet’ten “Musul halkının iradesinin” tespitini, İngiltere ise “Türk-Irak sınırının” tespitini isteyecektir. Madde metninde de Musul’un anılmayıp sadece “sınır”dan bahsedilmesi İngiltere’nin tezini güçlendirecektir.337

idd 639 LozanAntlasmasi Salon Lozan’da Musul Konusu
1.  İsmet Paşa Lozan Antlaşması’nı imzalarken (1923)
2.  Lozan Görüşmeleri’nin yapıldığı salon

Lozan Sonrası Musul

Lozan sonrası Türk dış politikasına hakim olan gelişmeler, antlaşmanın askıda bıraktığı sorunlu konulardı. Bu anlamda 1923-1926 arası dış politikanın ilk gündem maddesini İngiltere ile Musul konusunda yaşanan anlaşmazlıklar oluşturmuştur.

İngiltere’nin başvurusu ile Musul sorunu Milletler Cemiyeti gündemine 6 Ağustos 1924’te taşındı. Milletler Cemiyeti, Musul meselesini, Lozan’ın imzalanmasından bir yıl sonra, 20 Eylül 1924’te görüşmeye başladı. Görüşmelerde Türk tarafı daha önceki görüşlerinde ısrar ederek Musul’da bir halk oylaması yapılmasını istediyse de İngiliz temsilciler bu talebi, daha önce Lozan’da da yaptığı gibi “bölgede yaşayan halkın cahil olduğu ve sınır işlerinden anlamadığı” gibi küstah bir gerekçeyle kabul etmedi.338 (Bölgedeki Kürt halkını tenzih ederiz.) Milletler Cemiyeti, 30 Eylül 1924’te bir soruşturma komisyonu kurulmasını kararlaştırdı. Komisyon 28 Ekim 1924’te bir sınır tanımı yaparak “Brüksel Hattı” adıyla ve geçici mahiyette bir Türk-Irak sınırı tespit etti. Soruşturma Komisyonu hazırladığı raporu, 16 Temmuz I925’te Cemiyet Meclisi’ne sundu. Raporda yer alan temel görüşler ana hatlarıyla şöyleydi:

1- Brüksel Hattı’nın coğrafi sınır olarak tespit edilmesi,

2- Musul vilayetinde çoğunluğun, sayıları 500 bini bulan Kürtlerden meydana geldiği,

3- Kürtlerin, Türk ve Arap nüfustan fazla olduğu,

4- 1928 yılında sona erecek olan Irak’taki manda yönetiminin 25 yıl daha uzatılması,

5- Bölgedeki Kürtlere yönetim ve kültürel haklarının verilmesi kaydıyla Musul’un Irak yönetimine bırakılması,

6- Milletler Cemiyeti Meclisi’nin, bölgenin iki ülke arasında taksimine karar vermesi halinde Küçük Zap çizgisinin sınır olarak kabul edilmesi,

7- Milletler Cemiyeti, Irak’taki manda yönetiminin uzatılmasını ve Kürtlere imtiyazlar tanımak suretiyle bölgenin Irak’a bırakılmasını uygun görmezse, o zaman Musul’un Türkiye’ye bırakılmasının uygun olacağı,

8- İngiltere’nin Hakkari üzerindeki iddia ve isteklerinin kabul edilmemesi.

Türkiye’nin bu rapora itiraz etmesi üzerine, Konsey, 19 Eylül 1925’te La Haye Adalet Divanı’ndan (Lahey Uluslararası Adalet Divanı) görüş istedi. Divan’ın verdiği karar, Milletler Cemiyeti Meclisi’nin işini kolaylaştırır nitelikteydi. Milletler Cemiyeti Meclisi, Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen, 8 Aralık 1925’te Divan’ın kararını benimsediğini açıkladı. Hemen arkasından da 16 Aralık 1925’te Soruşturma Komisyonu Raporu’nu kabul ederek, Brüksel Hattı’nın güneyindeki toprakların Irak’a bırakılmasını kabul eden kararını aldı.

Bölgede İsyanlar, İngiliz Derin Devletinin Yönlendirmesiyle Başlatılmıştır

Nasturi Ayaklanması Nasturilik ve Nasturiler üzerindeki misyonerlik faaliyetleri

Nasturilik Asya’nın çeşitli yerlerinde mensupları olan bir Hıristiyan mezhebidir. Türkiye’de 1915-24 yıllarına dek Nusaybin, Siirt ve Hakkari çevresinde önemli bir Nasturi nüfusu yaşamıştır.339 Bu nüfusun büyük çoğunluğu Hakkari’de yaşamış, burayı merkez olarak kabul etmiştir (Bugün Türkiye’de Nasturi bulunmamaktadır.) 340

Nasturilerin Osmanlı topraklarındaki varlığının Batı’da öğrenilmesi ile yaşadıkları bölgeye bir misyoner akını başlamıştır. Osmanlı toprakları içinde böyle Hıristiyan bir azınlığın varlığı üzerinden pek çok ülke çıkar sağlamaya çalışmıştır. Ancak bunlar içinde en yoğun çaba gösteren ve dolayısıyla en etkili olan ülke İngiltere olmuştur.

İngiliz cemiyetlerinden “Royal Geographical Society” ve “Society for Promoting Christian Knowledge”, bölgede misyonerlik faaliyeti yapmış olan başlıca kurumlardır. Burada şu hatırlatmayı yapalım: Daha önce de belirttiğimiz gibi, misyonerlik, kişinin kendi inandığı dini yayma ve tebliğ yapma amacıyla üstlendiği ulvi bir görevdir. Burada adı geçen misyonerler, söz konusu görevi yerine getirmek için değil, İngiliz derin devletinin kirli işlerini üstlenmek için misyoner kılığına girmiş ajanlardır. Nitekim bu kurumlar tarafından gönderilen sözde misyonerler, Türk toprakları üzerinde adeta bir istihbarat ajanı gibi çalışmışlardır. Bölgedeki sosyal yapıyı ve devlet otoritesini araştırmışlardır. Farklı etnik kökene sahip bu topluluğu devlete karşı ayaklandırmak için kullanabilecekleri yöntemlerin neler olduğunu tespit etmişlerdir.

idd 643 NasturiAyaklanmasi Lozan’da Musul Konusu
1.  1899 Yılında Cudi Dağı’ndaki Nasturiler.
2.  Nasturi Ayaklanmasına dair bir resim. Nasturiler, İngiliz derin devleti tarafından petrol bölgelerini kontrol altına almak amacıyla kışkırtılmışlardır.

Nasturi Ayaklanmaları ve İngiliz Derin Devletinin Çalışmaları

Nasturiler tarihte iki defa, 1843 ve 1846’da, Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmış ancak bu ayaklanmalar bastırılmıştır. I. Dünya Savaşı yıllarında ise Nasturiler, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yaşayan Kürt aşiretleri ile çatışmışlardır. Osmanlı arşiv belgeleri, bu yıllarda Protestan İngiliz ve Amerikan misyonerler ile Ortodoks Rusların Nasturileri kazanmaya yönelik rekabetlerinden söz etmektedir341 ve Nasturiler ile Kürtler arasındaki sorunların bu sözde misyonerlik faaliyetleri neticesinde arttığını ifade etmektedir.342 Gerçekten de yıllarca dost olarak bir arada yaşamış olan Kürtler ile Nasturiler arasındaki ilişkilerin şekil değiştirmeye başlaması, gerginliklerin kanlı çatışmalara dönmesi, İngiliz derin devletinin devreye girdiği ve bölgede Nasturileri misyonerlik faaliyeti adı altında kışkırtmaya başladığı 19. yüzyıla rastlamaktadır.343

1843’te Kürt-Nasturi çatışmaları sırasında H. G. Badger’in başını çektiği İngiliz misyonerler, Nasturileri kullanmak amacıyla, onlara yiyecek, giyecek ve parasal yardımda bulunmuş ve Nasturi patriği İngiliz Konsolosluğu’na sığınmıştır.344 Bu, bölgeye hakim olmak isteyen İngiliz derin devlet elemanlarının Nasturileri kendilerince ideal bir araç olarak kabul ettiklerini göstermektedir. Dr. W. H. Browne gibi İngiliz misyonerleri, bölgede kabul gördükten hemen sonra “işi, iç politikaya intikal ettirmiş”,345 Osmanlı Devleti aleyhinde saf tutmuştur.

İngiltere’nin Erzurum Konsolosu Taylor, 1869 yılında, Kont Clarendon’a; “6 yıllık görevim sırasında gerek ülke, gerekse halk üzerindeki deneyimlerime dayanan hususları iki ek halinde ilişikte sunuyorum” sözleriyle başlayan bir mektup göndermiştir. Mektubunun ekinde Nasturilerle ilgili nüfus bilgilerinin yanında, şu maksatlı ve haksız değerlendirmeye yer vermiştir:

Nasturiler, Ermenilerden sonra gelen en nüfuzlu Hıristiyan toplumdur. Bunların önemi zengin veya akıllı olduklarından değildir. İran hududuna yakın dağlık bölgede oluşları nedeniyle, gerektiği zaman savaşçı ve pratikte bağımsız bir konumda oluşlarındandır… Bunlar Kürtlerden ve Türklerden öylesine yakınmakta ve acınacak durumdadırlar ki, kendi inanç ve yurtlarını bile feda ederek bir yabancı himayesine [girmeyi] dört gözle beklemektedirler.346

Görülebildiği gibi İngiliz derin devleti elemanları, bilindik taktikleri uygulamış, Türk toprakları üzerinde yüzyıllardır barış içinde yaşayan Nasturileri “zulüm içinde” gibi göstermeye çalışmış ve onları, “himaye” bahanesiyle kullanılacak bir piyon olarak görmüşlerdir (Nasturi mezhebini ve bu mezhebe tabi olanları tenzih ederiz). Bunu açıkça dile getirmekten de çekinmemektedirler.

1. Dünya Savaşı Sırasındaki Ayaklanma ve Sonrasındaki Çatışmalar

I. Dünya Savaşı sırasında Anadolu’da ayaklanan Nasturiler, Osmanlı ordusu karşısında bozguna uğrayıp dağıldılar. Bunun üzerine Nasturiler, İngilizlerin çağrısı ve İngiliz uçaklarının himayesiyle Hemedan’a yöneldiler. Buradan sonra İngiltere, sayıları 40 bin-50 bin arasındaki Nasturiler için Bağdat’a 50 km. uzaklıkta bulunan Bakuba’da 3 bin çadırlık bir yerleşim merkezi kurdu.347

Bu durum, Nasturileri İngiltere’nin sömürüsüne daha da açık hale getirdi. Çadır kamplarda İngilizlere muhtaç bir şekilde yaşayan Nasturiler, İngiliz derin devleti için ‘hakkı aranan bir halk’ olmaktan çok, ileride bu bölgeye ilişkin hak iddia etmenin bir aracı ve buradaki çıkarlarının korunması adına kullanılacak paralı asker adayı oldular.

İngilizler, Nasturilere, Hakkari ve Urmiye bölgesinde muhtarlık vaat ederek Osmanlı ile Irak’taki toprakları arasında bir tampon bölge kurmak istediler ve bu tampon yapının silahlı gücünü oluşturmak amacıyla Nasturilerden oluşan ve “Levi birlikleri” adı verilen dört tabur kurdular.348

Giyim ve teçhizat bakımından İngiliz birlikleri ile aynı olan bu birlikler, Hakkari-Şırnak ve Van bölgelerinde halka yönelik saldırılarda bulundular ve Zap vadisi boyunca yerleşen Kürtlerin bölgeden çıkarılmasına çalıştılar. Buna tepki gösteren Kürt aşiretleri, Mart 1919’dan itibaren çeşitli bölgelerde İngiliz birliklerine karşı saldırılara başladılar.349

İngilizler, her ne kadar bu saldırılara, karşı saldırılarla cevap verseler de, “Levi birliklerine” dayanan tampon bölge planından vazgeçmek zorunda kaldılar. Buna rağmen İngiliz derin devleti Anadolu’da bir Nasturi devleti kurma yolundaki çabalarından vazgeçmedi. Lord Curzon, Osmanlı topraklarının paylaşılması amacıyla 18-26 Haziran 1920 tarihinde İtalya’nın San Remo şehrinde düzenlenen konferansta, Nasturiler için özel bir yerleşim alanı talep etti. Bunu müteakip bir kısım Nasturiler Hakkari’ye bir askeri saldırı düzenlemeyi ve sonrasında da buraya göç etmeyi planladılar.350 27 Ekim 1920’de başlayan saldırı, bölgede süren ağır kış şartları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı.

1924 Ayaklanması

İşte bu geri dönüşten 3 yıl sonra Nasturiler bir kez daha ayaklandılar; yine arkalarında İngiliz derin devleti vardı. İngiliz derin devleti, Musul meselesini kendi lehine çözümleyene kadar Nasturileri, Türkiye’ye karşı paralı asker olarak kullanmaya devam etti.351

1924 Nasturi ayaklanmasının başlangıcında esir alınan, ancak daha sonra serbest bırakılan Halil Rıfat Bey, Nasturiler arasında üniformalı, silahlı İngiliz askerlerini ve Hakkari’de (Çukurca) tepelerinde gezen İngiliz uçaklarını gördüğünü belirtiyordu. Gördüklerinden yola çıkan Hakkari Valisi Halil Rifat Bey; “İngilizlerin son günlerde bunları hükümetimiz aleyhine kışkırtmakta olduğu hiçbir şüphe bırakmamaktadır” demiştir.352

Halil Rifat Bey’in, ayaklanmanın arkasında İngiliz derin devletinin olduğuna dair kanaati son derece isabetlidir. Bu dönemde İngiliz The Times gazetesinde yayınlanmış bir yazıdan da durumun böyle olduğu anlaşılmaktadır. Bu yazıda, Nasturiler için istenen Türk toprakları Asuriye Eyaleti olarak belirtilmiş ve Hakkari’de meydana gelen olaya atıfta bulunularak; eğer bu bölge Türkiye’ye bırakılacak olursa ‘daha çok hadiselerin gerçekleşeceği’, şeklinde tehditkar bir üslup kullanılmıştır. Yine aynı yazıda, Türk toprağı olan Çölemerik (Hakkari), “henüz kimseye ait olmayan topraklar” olarak adlandırılmış ve bu bölgeyi teftişe çıkan Vali Halil Rıfat Bey sanki bu topraklara tecavüzde bulunmuş izlenimi yaratılmaya çalışılmıştır.353

idd 646 Musul petrol Lozan’da Musul Konusu
Musul, zengin petrol yataklarına sahip bir beldedir. Bu nedenle tarih boyunca İngiliz derin devletinin hedefinde olmuştur.

Nitekim Türkiye başka resmi ağızlardan, kendisine karşı silahlı saldırıda bulunan Nasturi kabilelerini İngiltere’nin silahlandırdığını da beyan etmiştir.354

İngiliz derin devleti kendi mandası altında kurulacak olan Arap devletine bağlamayı düşündüğü Musul vilayeti içerisinde Kürt ve Nasturi özerk bölgeleri oluşturmayı planlamıştır. Böylelikle İngiltere, hem Ortadoğu’daki petrol yataklarını koruyacak bir tampon bölge oluşturmayı hem de Kürt ve Nasturi nüfuz alanlarını kuzeye doğru kaydırarak zamanla egemenlik alanını genişletmeyi amaçlamıştır.355

Genel Kurmay Başkanlığı isyanın bastırılması için yapılacak askeri harekatın komutasını 7’nci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar (Eğilmez) Paşa’ya verdi.356 Harekat, 11 Eylül 1924 tarihinde başladı.357 Nasturilere karşı yapılan harekata Kürt aşiretleri de katılarak destek verdiler.358

14 Eylül sabahı, Hakkari-Musul Vilayeti arasındaki sınırı geçen bir Türk süvari grubu, Zaho’dan kalkan 3 İngiliz uçağı tarafından 3 saat bombalandı. Bu saldırı üzerine, Türk birlikleri kuzeye çekildiler.359 Bu sırada İngilizlerin Nasturileri kullanarak Türk topraklarına tecavüz etmeleri üzerine, Türkiye, Lozan Antlaşması’nın ihlal edildiği gerekçesiyle, 17 Eylül 1924’te, Milletler Cemiyeti’ne bir nota verdi.360

Harekat, Türk birliklerinin 11 Ekim 1924’te Hezil suyu hattına ulaşarak isyancıları Irak’ın kuzeyine sürmesi ile sonuçlandı.

Şeyh Said İsyanı

Türkiye, Musul’u Irak’a bırakan 16 Aralık 1925 tarihli Milletler Cemiyeti’nin kararını hoş karşılamadı. Hatta İngiliz istihbaratına göre Mustafa Kemal Paşa’nın savaşmayı bile göze aldığı anlaşılıyordu. Musul üzerine askeri bir harekatın hazırlığı devam ederken aniden Güneydoğu Anadolu’da Şeyh Said İsyanı çıktı. Bazı Kürt ve Zaza aşiretlerinin katılımıyla gerçekleştirilmiş olan bu isyan, hem sebebi hem de zamanlaması açısından oldukça şüpheliydi. Gerçekte bu isyan herhangi bir sebepten çıkmış değildi. İngiliz derin devleti tarafından yıllar önce düşünülmüş ve tertip edilmiş bir olaydı. Önceden planlanmış bu isyan, Türkiye’nin Musul üzerinde hak iddia etmesi, hatta bu yüzden savaşa kalkışması gibi ihtimaller karşısında hazır tutuluyordu. Bu sahte isyan bahanesiyle, İngiliz derin devleti tarafından üretilen hayali “Türk-Kürt” ayırımının belirginleşmesi sağlanacak ve Türkiye’nin eli güçsüzleştirilecekti.

İngiltere, Şeyh Said isyanını yakından takip ediyordu. İngiliz derin devletinin denetimi altında, Musul meselesinin en kritik anlarında bu isyan meydana gelmiş ve bu da –tam İngiliz derin devletinin planladığı şekilde– İngiltere’nin eline önemli bir koz vermişti. Bu sahte isyan vesilesiyle uluslararası kamuoyuna, “Türk toprakları üzerinde Türklerle Kürtlerin barış içinde yaşayamadığına” dair intiba verilmişti.361 Şeyh Said İsyanı’ndan sonra İngiltere şunu söyleyecek noktaya gelmiştir: “Bırakın Musul’daki Kürtleri kendi Kürtlerinizle bile kavga ediyorsunuz.”362

Şu gerçek tekrar tekrar vurgulanmalıdır: Kürtler de Süryaniler de Türk toprakları üzerinde ayaklanmak istememişlerdir. Tam tersine söz konusu nüfusun çoğunluğu, bu ayaklanmalara karşı çıkmıştır. Adı geçen ayaklanmalar, İngiliz derin devletinin kendi ajanları tarafından kurgulanmış, destekçileri tarafından da uygulanmıştır. Amaç, İngiltere’nin Türk topraklarına müdahalesini kolaylaştırmak, Türkiye’yi zayıf ve azınlıklara karşı tahammülsüz göstermek ve elbette asıl olarak Musul üzerinde kesin hakimiyet kurabilmektir. İngiliz derin devletinin entrikaları başarılı olmuş ve Milletler Cemiyeti İnceleme Komisyonu, Musul hakkında, İngiltere lehine rapor vermiş ve Cemiyet de bu yönde karar almıştır. Meclis’te, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey’in sarf ettiği, “Milletler Cemiyeti İngiliz şurasından başka bir şey değildir” sözlerinin haklılığı bir kez daha kanıtlanmıştır.363

idd 649 SeyhSait Lozan’da Musul Konusu
1. 2. Şeyh Said ve diğer isyancılar tutuklandıktan hemen sonra.
3. Şeyh Said, idamdan bir saat önce. Bu isyan, İngiliz derin devletinin kontrolünde gerçekleşmiştir.

Musul Defteri Kapanıyor

Milletler Cemiyeti’nin kararından sonra Musul Vilayeti, İngiliz mandasındaki Irak’a bağlanmış, bu mandanın müddeti 5 yıldan 25 yıla çıkarılmış ve ekonomik konuların iki ülke arasında antlaşmalar yoluyla çözüme kavuşturulması karara bağlanmıştır.

Musul kararının Türkiye aleyhine sonuçlanmasının belli başlı nedenleri şöyle sıralanabilir:

1- Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne üye olmaması,

2- İngiltere’nin Cemiyetin en etkili üyesi olması (hatta Cemiyetin bir İngiliz şurası olarak isimlendirilmesi),

3- İncelemeler yapmak üzere bölgeye gelen Estonyalı generalin, geçici Türkiye-Irak sınırını belirleyen Brüksel Hattı’nın kuzeyine sokulmaması ve böylelikle tarafsız bir inceleme yapılmasına izin verilmemesi,

4- Türkiye’nin Adalet Divanı’na temsilci gönderememesi,

5- İngiliz derin devleti tarafından kasıtlı şekilde başlatılmış olan Şeyh Said İsyanı’nın Türkiye’yi zor duruma düşürmesi.

Türkiye, söz konusu kararı kabul etmemiş olmasına rağmen, ortaya çıkan “barış atmosferini” bozmamak ve daha önce kabul etmiş olduğu ahitlere karşı çıkmamak adına kararı tanımak zorunda kalmıştır. O dönemde de çok etkili olan İngiliz derin devletinin Musul konusuna canla başla sahip çıkması ve görüşmeler sırasında sadece bu konuda kesin taviz vermeme ihtirasında olması da Türk devletini ciddi şekilde zorlamıştır. Bu konu, İngiliz derin devleti için önemlidir; çünkü sonraki yıllarda İngiliz derin devleti, Ortadoğu ve Türkiye üzerindeki kirli planlarını büyük ölçüde Kürtler üzerinden yürütmüştür. Musul meselesi ile başlatılan suni Türk-Kürt ayırımı, bunun başlangıç noktasıdır.

Türkiye, Musul konusunda alınan karar doğrultusunda haksızlığa uğradığını ifade etmişse de, Türk dış politikasının, uyuşmazlıkları barışçıl yollarla çözme ilkesi bağlamında hareket etmesi nedeniyle bir çatışmadan kaçınılmıştır. Türkiye Musul kararına tepkisini, dönemin koşullarına uygun olarak diplomasi yoluyla göstermeye çalışmıştır. Bu bağlamda 17 Aralık 1925’te Sovyetler Birliği ile Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalamıştır. Bu antlaşma, Milli Mücadele döneminde başlayan ve iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesi üzerine bina edilen “doğal bir antlaşma” görünümündedir. Ancak söz konusu antlaşmanın imza tarihinin Milletler Cemiyeti’nin Musul kararının hemen ertesine denk gelmesi bu bakımından manidardır. Bu doğrultuda imzalanan antlaşma, Türkiye ile Sovyet Rusya arasında 16 Mart 1921’de imzalanan Dostluk Antlaşması, Sovyet Cumhuriyetleri olan Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ile Türkiye arasında 13 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Kars Antlaşması ve son olarak Türkiye ile Ukrayna arasında 2 Ocak 1922’de imzalanan Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması’nın devamı niteliğindedir. Aynı zamanda Musul kararına da bir tepkidir.

idd 650 MusulSehri Lozan’da Musul Konusu
Musul şehri

Musul Konusu Ne Mesaj Veriyor?

Lozan’daki Musul görüşmelerini incelerken, İngiliz derin devletinin bu konuda neden baskıcı olduğunu iyi anlamak gerekmektedir. Daha önce hiçbir şekilde var olmayan Kürt meselesi, Lozan Görüşmeleri’nin ardından Musul’un cebren İngiliz himayesi altına girmesinden sonra başlamıştır. İngiliz derin devletinin yüz yıllık planı içinde, “Kürt meselesi” adında sanal bir konuyu Türkiye için günümüze kadar ulaşan bir sorun haline getirmek yer almaktadır. “Türklerin ve Kürtlerin ayrılığı” konusu ilk defa o günlerde gündeme getirilmiş ve adeta gelecekte terör örgütleri tarafından kullanılacak bir planın altyapısı oluşturulmuştur. Türkiye’de ve Musul’da, tüm Kürtler “Türk” olduklarını ve “Türkiye’ye” bağlı olduklarını ısrarla dile getirirken ve TBMM’de Kürt mebuslar ısrarla Türklerle Kürtler arasında herhangi bir ayrılık-gayrılık olmadığını haykırırken, İngiliz derin devleti bunun tam tersi bir propaganda yapmıştır.

idd 653 Musul Haritasi Lozan’da Musul Konusu
1. Türkiye
2. Musul
3. İran
4. Irak
5. İsrail
6. Mısır
7. Suudi Arabistan
Kendi toprağımız olan Musul üzerinde, sinsice suni bir Kürt sorunu üretilmiştir.

“Kürt sorunu” o yıllarda nasıl suni olarak üretildiyse, bugün de bu meselenin kaynağı sunidir. Bugün böyle bir ayırımın var olduğunu iddia eden ve buna göre ırkçı tavır takınan kişilerin İngiliz derin devletine hizmet etmekte olan ajanlar olduğu unutulmamalıdır. Türkiye tarihinde de bu zihniyetteki kişiler, derin devlet yapılanmalarının içinde yer almış, Kürtlere baskıcı davranmış ve hatta şiddet uygulayarak Türk toprakları içinde ayrılık yaratmışlardır. Söz konusu kişilerin de İngiliz derin devletinin ajanları olarak varlık sürdürdükleri, Türkiye’de özellikle kutuplaşma ve suni bir azınlık nefreti meydana getirdikleri bugün kesin olarak bilinmektedir. Bu kişilerin provokasyonu, dikkat edilirse bugün her fırsatta İngiliz derin devletinin tanıdık yayınları tarafından servis edilmektedir.

idd 655 PKK Komunist Lozan’da Musul Konusu

Tüm amacı Güneydoğu’da anarşist-komünist bir devlet kurmak ve komün sistemini Kürt kardeşlerimize dayatmak olan Stalinist terör örgütü PKK, ideolojisi gereği hiçbir milli varlığı kabul etmemesine rağmen, şaşılacak şekilde Kürt milliyetçiliği üzerinden propaganda yapmaktadır. Çünkü bu propaganda, İngiliz derin devleti tarafından kollanan ve daima etki alanı bulan bir kitle propagandasıdır. Nitekim PKK’ya bu aklı veren yine İngiliz derin devleti olmuştur. PKK’nın, özellikle İngiliz derin devleti tarafından müthiş bir koruma altında olması da işte bu nedenle bizleri hiç şaşırtmamaktadır. Musul sorunu ile başlayan suni Kürt meselesinin, sonraki yüzyıla uzanan derin bir plan olduğunu hatırlatmıştık. PKK ile devam eden bu sürece baktığımızda, Musul sorununun, İngiliz derin devletinin halen kullanmakta olduğu Kürt kartının başlangıç noktası olduğu daha iyi anlaşılabilmektedir.

Kürtler, Lozan Görüşmeleri’nde de bizim canımız, parçamız, milletimiz ve büyük bir değerimizdi; şu anda da öyledir. Neyse ki, özellikle Güneydoğu Anadolu’daki Kürt kardeşlerimiz, çabalarımız neticesinde, İngiliz derin devletinin sinsi planlarının farkına varmış durumdadır. Yıllardır hiçbir provokasyondan olumsuz etkilenmemiş olan bu halk, şu anda da ne İngiliz derin devletinin ne de PKK’nın hain pusularına itibar etmemektedir. İngiliz derin devleti, Musul entrikalarından bu yana, Kürt kardeşlerimizi bizden ayıramamıştır, bunu asla başaramayacaktır.

idd 657 Kusadasi Ayet 049010 Lozan’da Musul Konusu
Kuşadası
Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.
(Hucurat Suresi, 10)

 

Dipnotlar:

286. Taha Akyol, Bilinmeyen Lozan, İstanbul: Doğan Kitap, 2014, s. 28

287. Semih Yalçın, “Misâk-ı Millî ve Lozan Barış Konferansı Belgelerinde Musul Meselesi”, Tarih Araştırmaları, http:/ /www.tariharastirmalari.com/musulmeselesi.html

288. Zülal Keleş, “Musul Meselesi,” Türk Tarihi Araştırmaları, http://www.altayli.net/musul-meselesi.html

289. Kemal Melek, “Türk-İngiliz İlişkileri (1890-1926) ve Musul Petrolleri”, Esat Çam (der.), Türk Dış Politikasında Sorunlar, İstanbul: Der Yayınları, 1989, s. 28 – Zekeriya Türkmen, Musul Meselesi Askeri Yönden Çözüm Arayışları (1922-1925), Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 2003, s. 7

290. Esra Sarıkoyuncu Değerli, “Lozan Barış Konferansı’nda Musul”, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, c. 10, sayı 18, Aralık 2007, s. 127-140

291. On Yıllık Savaşın Günlüğü, Balkan, Birinci Dünya ve İstiklal Savaşları Orgeneral İzzettin Çalışlar’ın Günlüğü, İsmet Görgülü (haz.), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1997, s. 89

292. Hatırat (1913-1922) Cemal Paşa, Alpay Kabacalı (haz.), İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2001, s. 180

293. Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, c.1, Yüksel Kanar ve Süheyl İzzet Furgaç (haz.), İstanbul: Nehir Yayınları, 1992, s. 210-211

294. Zafer Kaya, “Musul Meselesine Genel Bir Bakış”, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, c. 1, s. 8, 2004, s. 119

295. Tevfik Bıyıklıoğlu, Türk İstiklal Harbi 1, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, Ankara: Genelkurmay Yayınları, 1962, s. 78-79

296. Mim Kemal Öke; Kerkük-Musul Dosyası, İstanbul, 1991, s. 31

297. Semih Yalçın, “Misâk-ı Millî ve Lozan Barış Konferansı Belgelerinde Musul Meselesi”, Tarih Araştırmaları, http:// www.tariharastirmalari.com/musulmeselesi.html

298. Semih Yalçın, a.g.m.

299. Kemal Melek, “Türk-İngiliz İlişkileri (1890-1926) ve Musul Petrolleri”, Esat Çam (der.), Türk Dış Politikasında Sorunlar, İstanbul: Der Yayınları, 1989, s. 28 – Zekeriya Türkmen, Musul Meselesi Askeri Yönden Çözüm Arayışları (1922-1925), Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 2003, s. 40; Yusuf Hikmet Bayur, Türkiye Devleti’nin Harici Siyasası, Ankara: TTK Yayınları, 1973, s. 32

300. Paul C. Helmreich, Sevr Entrikaları, çev. Şerif Erol, İstanbul: Sabah Yayınları 1996, s. 221-222

301. Kemal Koçoz, “Lozan Süreci”, http://add.org.tr/kemal-kocoz-lozan-sureci/

302. Mustafa Kemal Atatürk, Söylev ve Demeçler, c. III, Ankara: A. Ü. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları 1981, s. 78

303. “Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi”, ATASE, Ankara, Klasör 15, Gömlek 38, Belge 38/1

304. “Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi”, ATASE. Ankara, Klasör 15, Gömlek 38, Belge 38/2

305. Mustafa Kemal Atatürk, Söylev ve Demeçler, c. III, Ankara: A. Ü. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları 1981, s. 12; “Atatürk’ün Milli Dış Politikası”, c. I, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, s. 35-36

306. Mustafa Kemal Atatürk, a.g.e., s. 24

307. Sibel Turan, “Türkiye’nin Coğrafi Konumunun Dış Politikasına Etkisi”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 1992, s. 101

308. Hikmet Uluğbay, İmparatorluktan Cumhuriyete Petro-politik, Ankara: Turkish Daily News Yayınları, 1995, s. 179

309. Ali Balcı, Türkiye Dış Politikası (3. Bölüm), İstanbul: Etkileşim Yayınevi, 2013

310. “UK The Parliamentary Archives”, BL/G/13/18 Colonial Office adına Bindsay’in 4 Ocak tarihli Curzon’a gönderdiği telgrafları

311. Seha L. Meray, Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar Belgeler, c. 7, İstanbul: TTK Yayınları 1993, s. 346-347.

312. Seha L. Meray, a.g.e., s. 360

313. TBMM, Lozan Görüşmeleri Zabıt Ceridesi (ZC), c. 26, s. 505–506

314. Taha Akyol, Bilinmeyen Lozan, İstanbul: Doğan Kitap, 2014, s: 224

315. Taha Akyol, a.g.e., s. 225

316. Taha Akyol, a.g.e., s. 225

317. İsmail Göldaş, Lozan: Biz Türkler ve Kürtler, İstanbul: Avesta Yayınları, 2000, s. 25

318. Paul C. Helmreich, Sevr Entrikaları, çev. Şerif Erol, İstanbul: Sabah Yayınları 1996, s. 227

319. Sezen Kılıç, “Musul Sorunu ve Lozan”, Atatürk Araştırma Merkezi (ATAM), http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-71/musul-sorunu-ve-lozan

320. İnsan Şerif Kaymaz, “Birinci Dünya Savaşı Sonunda Musul Vilayetinde İngiliz Yönetiminin Kurulması”, Memleket Siyaset/Yönetim Dergisi, c. 5, 2010

321. Bilal N. Şimşir, Lozan Telgrafları – 1, (1922-1923), Ankara: TTK Yayınları, 1990, s. 288-289 (telgraf no: 149, 150, 151)

322. Bilal N. Şimşir, a.g.e., s. 328 (telgraf no: 180, 181, 182)

323. “İngiltere Parlemento Arşivi,” BL/111/12/42; Esra Sarıkoyuncu Değerli, “Lozan Barış Konferansı’nda Musul”, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, c.10, sayı 18, Aralık 2007, s. 133

324. “İngiltere Ulusal Arşivi” PRO, FO 371/9059’dan aktaran Salahi Sonyel, Gizli Belgelerle Lozan’ın Perde Arkası, Ankara: TTK Yayınları, 2006, s, 95-96

325. “Walter Long, 1st Viscount Long”, Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Walter_Long,_1st_Viscount_ Long

326. Her ne kadar Curzon 17 Ocak tarihinde Walter’e gönderdiği mektupta Türk heyetinin üç kişiden oluştuğunu ifade etmişse de 23 Ocak 1923 tarihinde yapılan öğleden sonraki oturumda İsmet Paşa Londra’ya iki kişi gönderildiğini söylemişti. (Seha L. Meray, Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar Belgeler, c. 7, İstanbul: TTK Yayınları 1993, Birinci takım cilt: I, kitap I, s. 369)

327. İngiltere Parlamento Arşivi, BL/111/12/61; Esra Sarıkoyuncu Değerli, “Lozan Barış Konferansı’nda Musul”, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, c.10, sayı 18, Aralık 2007, s. 134

328. K. Jeffrey ve A. Sharp, “Lord Curzon and the Use of Secret Intelligence at the Lausanne Conference: 1922-1923, The Turkish Yearbook, 1993; “Rumbold to Oliphant 18. 7. 23” Rumbold MSS De. 30 in the Bodleian Library, Oxford

329. Taha Akyol, Bilinmeyen Lozan, İstanbul: Doğan Kitap, 2014, s. 231

330. Taha Akyol, a.g.e., s. 232

331. Gaye-i Milliye Gazetesi, 29 Mart 1921, s. 1

332. Fahri Belen; Askeri Siyasal ve Sosyal Yönleri ile Türk Kurtuluş Savaşı, Nadir Kitap, Ankara: 1973, s: 534-535; Mim Kemal Öke, Musul Meselesi Kronolojisi (1918-1926), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1987, s. 34

333. Taha Akyol, Bilinmeyen Lozan, İstanbul: Doğan Kitap, 2014, s. 264-265

334. Haldun Eroğlu, “Tarihten Günümüze Irak ve Türkiye”, Dokuzuncu Askeri Tarih Semineri Bildirileri I, Ankara: Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, 2005, s. 92

335. Taha Akyol, Bilinmeyen Lozan, İstanbul: Doğan Kitap, 2014, s. 265

336. Salahi Sonyel, Gizli Belgelerle Lozan’ın Perde Arkası, Ankara: TTK Yayınları, 2006, s. 321-322

337. Taha Akyol, Bilinmeyen Lozan, İstanbul: Doğan Kitap, 2014, s. 266.

338. Mehmet Gönlübol ve Cem Sar, Olaylarla Türk Dış Politikası, (1919-1973), Cilt I, Ankara, A.Ü.S.B.F. Yayınları, 1982, s. 75

339. Levent Ayabakan, “Kürt-Nasturi İlişkileri ve Ağa Petros’un Özerk Asuri Devleti Projesi” (1919-1923), Sakarya Üniversitesi, Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Dergisi, C.1, S.1, s. 49-76

340. “Nasturiler”, Wikipedia, https://tr.wikipedia.org/wiki /Nasturiler

341. BOA, (Başbakanlık Osmanlı Arşivi), Hariciye Nezareti, Tercüme Odası (HR.TO.), 258/72, 03 Nisan 1880 (1297.Ra.22); BOA, Sadaret, Mühime Kalemi Evrakı (A.}MKT.MHM.), 613/14, 17 Aralık 1895 (1313.Ca.29.); BOA, Dahiliye Mektubi Kalemi (DH.MKT.), 2087/7, 05 Ağustos 1897 (1315.B.06); BOA, Dahiliye, İdare (DH.İD.), 116/57, Ağustos 1913 (1331.Ra)

342. BOA, Yıldız, Yaveran ve Maiyet-i Seniye Erkan-ı Harbiye Dairesi (Y..PRK.MYD.), 7/115, 31 Ağustos 1888 (1305.Z.23); BOA, Yıldız, Başkitabet Dairesi Maruzatı (Y..PRK.BŞK.), 14/23, 13 Ekim 1888 (1306.S.07)

343. Aziz S Atiya, Doğu Hıristiyanlığı Tarihi, İstanbul: Doz Yayınları, 2005, s. 312

344. Abdurrahman Yılmaz, Osmanlı Cumhuriyet Döneminde Nasturi Ayaklanmaları, Tarih Okulu Dergisi, Mart 2015, sayı 21, s. 107-129

345. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), İ.DH., 100258, 27 L. 1309. s.1

346. Taylor (1869) aktaran Bilal N. Şimşir, İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri (1856-1880), Bilgi Yayınevi, Ankara, 1986, s. 86-87

347. Serdar Sakin ve Zeki Kapcı, “İngiltere, Nasturiler ve İç Toprak Projesi (1919-1922)”, International Journal of History Studies, 2013, C. 5, sayı 5, s.211-212.

348. Deniz Bayburt, “Milli Mücadele Döneminde Süryaniler”, Gazi Akademik Bakış Dergisi, c. 3, sayı 6, Yaz 2010, s. 48

349. Sakin ve Kapçı, “İngiltere, Nasturiler ve İç Toprak Projesi (1919-1922)”, International Journal of History Studies, 2013, C. 5, sayı 5, s. 212

350. Deniz Bayburt, “Milli Mücadele Döneminde Süryaniler”, Gazi Akademik Bakış Dergisi, c. 3, sayı 6, Yaz 2010, s. 59

351. İhsan Şerif Kaymaz, Musul Sorunu, Kaynak Yayınları, Şubat 2014, s. 179-182, 336

352. Cihangir İleri, “Türkiye’de Nasturi Sorunu (1830-1926)”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih (Genel Türk Tarihi) ABD, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2000, s.71-72

353. İkdam, 21 Eylül 1924

354. Ergün Baybars, (1975) İstiklal Mahkemeleri. Bilgi. Konu için bak.: Mehmet Gönlübol ve Cem Sar, Atatürk ve Türkiyenin Dış Politikası, İstanbul, 1963; Ali Naci Karacan, Lozan, İkinci Baskı, İstanbul, 1971; Yusuf Hikmet Bayur, Yeni Türkiye’nin Harici Siyaseti, İstanbul, 1935; Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politikası, TTK yay., Ankara, 1986

355. İhsan Şerif Kaymaz, “Birinci Dünya Savaşı Sonunda Musul Vilayetinde İngiliz Yönetiminin Kurulması”, Memleket Siyaset/Yönetim Dergisi, 2010, c. 5, sayı 14, s. 114

356. Suat Akgül, Musul Sorunu ve Nasturi İsyanı, Ankara: Berikan Yayınları, 2004, s. 107-108

357. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), “Hakkari harekatının 15 Eylül’de başlayacağının Cumhurbaşkanı’na bildirildiği”, 1.6.8/28, 30..10.0.0., 14/09/1924

358. Yonca Anzerlioğlu, “Nasturiler ve 1924 Ayaklanması”, (Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara, 1996 s. 181

359. Suat Akgül, Musul Sorunu ve Nasturi İsyanı, Ankara: Berikan Yayınları, 2004, s. 33-34

360. TBMM Zabıt Ceridesi, 2. Dönem, 1. İçtima, 1. Celse, 18.10.1340, C. IX, s. 7-11

361. Suat Zeyrek, “Milli Mücadele Sürecinde Türk – İngiliz Rekabeti: Kürt Sorunu”, Türkiyat Mecmuası, c. 23/Bahar, 2013, s. 134

362. Taha Akyol, Bilinmeyen Lozan, İstanbul: Doğan Kitap, 2014, s. 267

363. Taha Akyol, a.g.e., s. 267-268; Şevket Pamuk, 100 Soruda Osmanlı Türkiye İktisadi Tarihi, İstanbul: Gerçek Yayınevi, 1988, s. 200

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir