QUILLIAM VAKFI

Quilliam Vakfı, dünyanın ilk “Aşırılık Karşıtı Düşünce Kuruluşu” sloganıyla 2008 yılında medyada boy göstermeye başlamıştır. Vakfın iki kurucusu Ed Husain ve Maajid Nawaz ve şu anki başkanı Noman Benotman, geçmişlerinde radikal örgütlere üye olmuş, radikal görüşlere sahip kişilerdir. İngiliz derin devletinin himayesindeki Amerikan düşünce kuruluşlarından RAND Corporation’un “Deradicalization of Hardcore İslamists” (Ekstrem İslamcıları radikalizmden uzaklaştırma) programına benzer bir şekilde liberalliğe yönelmiş ve aşırılık karşıtlığı görünümü altında faaliyet göstermişlerdir. Radikalizmi eleştirmek bahanesiyle asıl hedef olarak İslam gösterilmektedir. İslam ile Darwinizm’i, İslam ile homoseksüelliği, İslam ile Rumiliği bağdaştırmak için yoğun çaba harcanmaktadır. Quilliam Vakfı, Chatham House’un gözetiminde hareket eden İngiliz derin devletinin himayesindeki kurumlardan biridir.

Quilliam Vakfı, The Guardian gazetesinde “hükümet tarafından çeşitli fonlarla desteklenen bir kurum” olarak tanıtılmaktadır.366 Aynı gazete, bir başka araştırmasında Quilliam Vakfı’nın hükümetin Şiddet İçeren Aşırılıkçılığı Önleme fonundan 700 bin Pound, Güvenlik ve Terörle Mücadele Bürosu’ndan ise 400 bin Pound fon aldığını ortaya koymuştur.367

Quilliam Vakfı’nın ABD’deki finansörleri ise şu şekildedir:

Quilliam1 QUILLIAM VAKFI
(Solda) Quilliam Vakfı logosu

(Altta) Quilliam Vakfı’nın şu anki Başkanı Noman Benotman

John Templeton Vakfı: Quilliam Vakfı’na 1 milyon dolar vermektedir. Savaş yanlısı Evanjelik Hristiyanları ve Bush’un Ortadoğu’ya müdahale kampanyalarını finanse etmiş bir vakıftır. Akıllı Tasarımcıları desteklerken daha sonra bu politikadan vazgeçmiştir. Vakfın başkanı Irak savaşının önemli savunucularından Jack Templeton’dır. Vakıf ABD’deki aşırı sağcı Tea Party hareketini de finanse etmektedir.

VakifLogolar QUILLIAM VAKFI

Bradley Vakfı: Vakfın 2001-2009 yılları arasında İslamofobiyi savunan düşünce kuruluşlarına yaptığı yardım miktarı 5 milyon 370 bin dolar olarak bilinmektedir. Amerika’daki Müslümanları temsil eden kurumlardan CAIR (Amerikan İslami İlişkiler Konseyi), Bradley Vakfı’nı, Müslümanlara karşı önyargı ve nefret oluşturan kuruluşlardan biri olarak göstermiştir.

Gatestone Enstitüsü: Quilliam Vakfı ile ortak kampanyalar gerçekleştirmektedir. Bu enstitü İslam karşıtı olarak bilinmektedir.

GEN NEXT Hareketi: Ele geçen bilgilere göre Quilliam Vakfı, bu organizasyondan 800 bin Amerikan Doları fon almaktadır. Quilliam Vakfı’ndan Maajid Nawaz, kitabı Radical’in sonunda Gen Next Vakfı’na özel teşekkürlerini sunmuştur.

Eranda Vakfı: Quilliam Vakfı, söz konusu kurumdan 300 bin dolar bağış almaktadır. Bu vakıf Rothshildlerin kontrolündedir.

Stuart Family Vakfı: Quilliam Vakfı’na 300 bin dolar fon ayırmıştır. Bu vakıf da savaş destekçisi Cumhuriyetçileri savunan vakıflardandır. Bu rakam Stuart Family Vakfı’nın ayırdığı en yüksek fondur.

Çeşitli vakıfların, çeşitli kurumlarca desteklenmesi kuşkusuz son derece doğaldır. Ancak burada dikkat çeken husus, Quilliam Vakfı’nın genellikle İslam karşıtı veya Ortadoğu’da savaş yanlısı olan çeşitli vakıflar tarafından desteklenmesidir.

Chatham House – Quilliam Vakfı Bağlantısı

Bu iki kuruluşun bağlantısı incelendiğinde, her iki yapının yöneticileri arasındaki görüş alışverişleri ve stratejik işbirliği dikkat çekmektedir. Kurumların ortak toplantılar düzenledikleri ve aynı dünya görüşünü destekledikleri görülür. Söz konusu iki yapı güya radikalizme karşı bir çalışma yürüttüklerini ileri sürseler de, faaliyetlerinin içeriğine bakıldığında asıl hedefin İslam alemini zayıflatmak olduğu açıkça görülebilecektir. Bu durum, iki yapının işbirliğinin, İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle başladığı ve sürdüğü yönündeki görüşü desteklemektedir.

HassanHassan 202x300 QUILLIAM VAKFI
Hassan Hassan

Chatham House’un internet sitesinde Quilliam Vakfı kurucusu Maajid Nawaz ile ilgili özel bir sayfa vardır. Yalnız üyelerin okuyabileceği bu tanıtım ile kuruluşun tüm üyelerine Quilliam Vakfı’nın kurucuları ile ortak bir çalışma yapıldığı ilan edilmiş olur.

Chatham House ile Quilliam Vakfı çok yakın ve yoğun işbirliği içindedirler. Örneğin Quilliam Vakfı kurucularından Ed Husain, Londra’da Chatham House’un düzenlediği “İngiltere’nin Yurt İçinde ve Yurt Dışında Teröre Karşı Mücadele Gündemi” konulu bir toplantıya konuşmacı olarak katılmıştır. Quilliam Vakfı’nın Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi Noman Benotman ise, Londra’da Front Line Club adlı kuruluşun düzenlediği toplantıya, Chatham House’tan Maha Azzam ile birlikte katılmıştır. Benotman, BBC sunucusunun yönettiği bir başka toplantıya da, Chatham House’tan Sir Richard Dalton ile katılmıştır. Chatham House üyesi ve Ortadoğu Kuzey Afrika Programında araştırmacı olan Hassan Hassan, Quilliam Vakfı’nın hazırladığı raporları yayınlamaktadır. Hassan, aynı zamanda Quilliam Vakfı kurucusu Ed Husain’e, yazılarını sosyal medyada yaygınlaştırarak destek vermektedir.

 CH QuilliamY1 QUILLIAM VAKFI
(Sol üstte) Chatham House, “Dünya Özeti” sayfasında Maajid Nawaz için özel bir bölüm hazırlanmıştır.

(Solda) İngiltere’nin terörle mücadelesini konu alan toplantıya Quilliam Vakfı’ndan Ed Husain katılmıştır.

(Üstte) Quilliam Başkanı Benotman, Frontline Club’te Chatham House’tan Maha Azzam ile birlikte konuşmacı olmuştur.

 

CH QuilliamY2 QUILLIAM VAKFI
(Sağda) Chatham House üyesi Hassan Hassan’ın, Ed Husain’in CFR’da yaptığı IŞİD ve İslami Aşırılık konulu konuşması ile ilgili paylaşımları

(Altta) Hassan Hassan’ın, Ed Husain ile ilgili diğer paylaşımları

 

CH QuilliamYD 3 QUILLIAM VAKFI
Sosyal medya paylaşımlarına ve söz konusu kurumların sitelerine bakıldığında, Chatham House ile Quilliam Vakfı arasında oldukça yakın bağlantının olduğu anlaşılmaktadır.

Sivil toplum kuruluşlarının tüm insanlığın yararına olacak sevgi ve barış ortamını sağlamak için ortak faaliyet yapmaları, işbirliği içinde olmaları, görüş alışverişinde bulunmaları istenen ve arzu edilen gelişmelerdir. Fakat eğer bazı kurumlar İngiliz derin devleti çatısı altında İngiliz derin devletinin taleplerini yerine getirmekle görevlendirilmişlerse, bunun sonucu toplumlar için ağır olabilir. Dolayısıyla söz konusu düşünce kuruluşlarının bu amaçlar üzerine yaptıkları ortak toplantıları ve bunların mahiyetlerini deşifre etmek, vicdani ve insani bir sorumluluktur.

CH MaajidNawazOzel2 QUILLIAM VAKFI
Frontline Club’ta gerçekleşen toplantıya, Chatham House’tan Dr. Maha Azzam ve Quilliam Vakfı’nın şu anki başkanı Noman Benotman birlikte katılmıştır. Söz konusu toplantı, “Ortadoğu’da Halk Protestoları ve Demokrasi” başlıklıdır. Adı geçen kurumlar, İngiliz derin devletinin talimatıyla Ortadoğu’yu şekillendirmeye çalışan vakıflar olarak ortaya çıktıklarından, demokrasi getirmek adına halk protestolarının desteklenmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Oysa İngiliz derin devletinin amacı hiçbir zaman Ortadoğu’ya demokrasi getirmek olmamıştır. Halk protestoları, sadece o ülkeleri daha fazla kargaşaya sürüklemek için planlanan eylemlerdir.

Quilliam Vakfı’nın Radikalizme Karşı Şiddet Provokasyonları

Quilliam Vakfı, radikal geçmişleri olan kişilerin kurduğu “radikalizm karşıtı” bir vakıf görünümüyle dikkat çekmektedir. Vakıf, ilk bakışta idarecilerinin “radikalizme karşı gelen Müslümanlar” görünümü altında oldukça önemli bir misyonu yerine getirdikleri düşüncesini hakim etmeye çalışır. Keza radikalizme karşı çözüm asıl olarak Müslümanlardan gelmelidir. Çünkü radikalizmin çözümü Kuran’daki gerçek İslam’dadır.

Fakat Quilliam Vakfı ile ilgili olarak durum bundan daha farklıdır. Genel faaliyetlerine ve bağlantılarına bakıldığında bu vakıf, radikalizmi yok etme adına Müslümanları hedef gösterme misyonunu üstlenmiş bir çizgi izlemektedir. Örneğin bu konuda çeşitli filmlerle propaganda yöntemleri geliştirilmiştir. Söz konusu propaganda filmlerini hazırlayan Verbalisation şirketinin sahibi Sven Hughes’tir. Sven Hughes, İngiliz Dışişlerinin ve NATO’nun Afganistan’daki Psikolojik Operasyonlar’dan sorumlu birimlerinin başıdır. Şirketin diğer yöneticisi David Stanhope, İngiliz Savunma Bakanlığı’nın Psikolojik Operasyonlar bölümünde 6 yıl çalışmış bir kişidir. Şirketin diğer elemanları Steve Tatham ve Dr. Jamie MacIntosh, İngiliz hükümetinin OSCT diye bilinen “Güvenlik ve Terör Karşıtı Birimi”nin, kuruluş kanununu yazan kişilerdir. MacIntosh, 2011 yılında hazırladığı “Keeping Britain Safe” (İngiltere’yi güvenli tutmak) başlıklı raporunda, şiddet içermeyen radikalizm ile terörizm arasında bir fark olmadığını savunmaktadır. Bu yaklaşım tarzı, Chatham House ve Quilliam Vakfı’nın ana felsefesidir.

Bush dönemi İçişleri Güvenlik (Homeland Security) Bakanı Michael Chertoff’un özel güvenlik şirketinin yöneticisi Chad Sweet, Quilliam Vakfı’nın ABD’deki Yönetim Kurulu’ndadır. Michael Chertoff ise, çok tartışmalı olarak bilinen ünlü Amerikan Terörle Mücadele Yasası’nı hazırlayan kişilerden biridir. Hatırlanacağı gibi bu yasa, terörle mücadelede yoğun şiddete odaklanmaktadır ve bu uğurda başta Afganistan, Irak ve Suriye olmak üzere çeşitli Ortadoğu ülkeleri yerle bir edilmiştir.368

Chad Sweet’in ardından yerine Courtney La Bau gelmiştir. Bu kişi, Mısır’daki Mübarek rejiminin gizli kasası olan fonun başkan yardımcısıdır. Bu fon daha sonra Sisi ihtilalinin de finansörlerinden olmuştur.369

Quilliam Vakfı’ndan Charlie Cooper, bir raporunda IŞİD militanları için “Avrupalıların kolayca örgüte katılmasının bir nedeninin Türkiye’ye rahatça gidebilmeleri ve bir otobüsle sınır bölgelerine geçebilmeleri olduğunu” söylemiş ve “terör” başlığı altında İngiliz derin devletinin ülkemiz ile ilgili kara propagandaları yaygınlaştırılmıştır.370 Bu ve benzer ısmarlama raporlar İngiliz derin devletinin kısa, orta ve uzun vadeli projelerinin fikri alt yapısını hazırlamaktadır.

Quilliam Vakfı, İngiliz derin devletinin himayesindeki kuruluşlardan bir tanesi olması sebebiyle İngiliz derin devleti ideolojisinin alt yapısını savunmak  amacını gütmektedir. İngiliz Müslümanlarını kontrol altında tutmak amacıyla oluşturulan PREVENT projesinin fikri kaynağının bu vakıf olduğu belirtilmektedir.371 Quilliam’ın, İngiliz İslam’ı (British İslam) adı verilen yeni bir din modelinin başta Güneydoğu Asya’daki Müslüman ülkeler olmak üzere tüm İslam aleminde yayılması için çalışmalar yapan vakıflar arasında adı geçmektedir. Vakıf, “Projecting British Islam” (İngiliz İslamı’nın İzdüşümü) isimli Dışişleri Bakanlığı’nın konferans serilerinin aktif katılımcısıdır. Söz konusu konferanslar Türkiye de dahil olmak üzere 15 İslam ülkesinde gerçekleşmiştir.372 Türkiye’deki toplantı, 10-14 Kasım 2008 tarihlerinde Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleştirilmiştir.373

Quilliam Vakfı’nın yaptığı faaliyetlerden, İngiliz derin devletinin düşünce kuruluşları yoluyla yaygınlaştırdığı zorunlu ideolojilerin, açık destekçisi olduğu görülebilmektedir. Öyle ki, dünya çapında homoseksüelliğin yaygınlaştırılması ve sanki meşru ve kabul edilir bir durummuş gibi gösterilmesi, Rumilik propagandası yapılarak homoseksüellik yanlısı bir düşünce sisteminin yayılması Quilliam Vakfı’nın kampanya ve oturumlarında ön plandadır. Aynı şekilde Darwinist ideolojinin her fırsatta desteklenmesi ve yaygınlaştırılması da, Vakfa ait olarak öne çıkmaktadır. Quilliam Vakfı, İngiliz derin devletinin himayesinde hareket etmek zorunda olduğundan, derin devletin bu politikasını –bilerek ya da bilmeyerek– harfiyen yerine getirmektedir.

projecting british islam QUILLIAM VAKFI
Quilliam Vakfı, Projecting British Islam (İngiliz İslamı’nın İzdüşümü) konferans serilerinin aktif katılımcısıdır. Haritada konferansın gerçekleştiği İslam ülkeleri görülüyor.

Vakfın, 2008 yılından itibaren düzenli biçimde İngiltere Hükümeti’ne, polis teşkilatlarına, diplomatlara, politikacılara, yazarlara, sivil ve resmi kurumlara, akademisyenlere, düşünce kuruluşlarına, gazetecilere ve uluslararası organizasyonlara İslam’a karşı nasıl mücadele edebilecekleri ile ilgili istihbarat bilgisi aktardığı belirtilmektedir. Özellikle Lordlar Kamarası ve ayrıca Avam Kamarası ile Dış İlişkiler Komitesi, düzenli toplantılar planlayarak Quilliam Vakfı ile yapılacak ideolojik işbirliğini belirlemektedir.

 

Quilliam Vakfı’nın İngiliz Hükümeti’ne Etkisi

Quilliam Vakfı, İngiliz Hükümeti’yle çeşitli vesilelerle sürekli iç içedir. Kuşkusuz bunun en önemli nedeni, söz konusu vakfın İngiliz derin devletinin etkisi altında bulunması ve İngiliz Hükümeti’ne yönelik çeşitli yönlendirici uygulamaların bu vakıflar vesilesi ile sağlanmasıdır.

Quilliam Vakfı’nın kurucularından biri olan Ed Husain, 2009 yılında İngiliz Hükümeti’ne, terör eylemlerini önlemek amacıyla, hiçbir suçtan dolayı suçlanmamış veya şüpheli konumuna düşmemiş olan masum Müslümanların izlenmesi ve onlar hakkında casusluk faaliyeti yapılması gerektiğine dair bir öneri getirmiş ve bu program PREVENT olarak adlandırılmıştır. Quilliam Vakfı ile bağlantılı olan Ghaffar Hussain isimli kişi, PREVENT programının başına getirilmiştir. Bundan bir yıl sonra, Quilliam Vakfı’nın hükümete bir liste verdiği ve bu listenin içindeki kişi ve grupların, teröristlerle aynı ideolojiye sahip olduğunun belirtildiği ortaya çıkmıştır. Oysa listede bulunan kişilerin büyük bir çoğunluğu barışçıl Müslümanlardan oluşmaktadır.374 Quilliam Vakfı temsilcileri söz konusu listede kendileri hariç tüm Müslüman organizasyonları ve kişileri radikal görüşlü ve el-Kaide çizgisindeki kurumlar ve kişiler olarak göstermiştir. Ed Husain, PREVENT programı kapsamında yapılan casusluk faaliyetlerini sürekli olarak kendi yazılarında savunmaktadır.

The Guardian gazetesinin, söz konusu listenin gerçekte terör eylemlerine katılan şüphelilerden ziyade masum insanları kapsadığını ortaya çıkarmasından sonra Ed Husain, bu listeye dayanarak hükümetin yaptığı takibin güya “ahlaki olarak doğru” olduğunu iddia etmiştir.375

Vakfın açıkladığı bazı bilgilere göre; 2015 yılının Haziran ayında Lordlar Kamarası’ndan, Dış İlişkiler Komitesi Liberal Demokratların Başkanı Barones Kishwer Falkner, katıldığı açılış toplantısında Maajid Nawaz ile görüşmüştür. Ardından vakıf, Temmuz 2015’te İngiliz Hükümetine, politika tavsiyelerinde bulunduğu raporunu açıklamıştır. Bu toplantıya hükümette görevli bakanlar, Quilliam Vakfı kurucusu Maajid Nawaz ve vakfın o tarihteki yöneticisi Haras Rafiq katılmıştır. Yine Temmuz 2015’te, Quilliam Vakfı’nda İslam dinini sözde kendilerince dizayn etmekle görevlendirdikleri ve vakfın Darwinizm propagandasından sorumlu Usama Hasan ile vakıf üyelerinden Nikita Malik, Lordlar Kamarası’nda tekrar bir toplantıya katılmıştır. Usama Hasan, tıpkı Ed Husain ve Maajid Nawaz gibi, geçmişte radikal örgütlere katılmış bir kişidir.

Mart 2014’te Quilliam Vakfı kurucusu Maajid Nawaz, Avam Kamarası’nda “Din ve Şiddet” konulu panele katılmış, 2014 yılı Haziran ayında ise tekrar Avam Kamarası’nda, Keith Vaz’ın (bu kişinin homoseksüel olduğu biliniyor) daveti ile internette aşırılıkla mücadele konferansında yer almıştır. Vakfın temsilcilerinden Ghaffar Hussain, Kasım 2014’te Parlamento Dış İlişkiler Komitesi’nde Sir Richard Ottaway başkanlığında Quilliam Vakfı’nın “İslam Devleti” raporunu Avam Kamarası’nda açıklamıştır. Quilliam Vakfı’nın o tarihteki yöneticisi Haras Rafiq, 13 Ekim 2015’te İngiltere Başbakanı David Cameron’un davetlisi olarak benzer bir toplantıya katılmıştır. Rafiq, Kasım 2015’te ise İngiliz Parlamentosu’ndan Barones Sandip Verma ile birlikte “İslam Devleti ve Kadınlar” konulu toplantıda yer almıştır. Şubat 2016’da Avam Kamarası’ndan Parlamenter ve Savunma Komitesi Başkanı Dr. Julian Lewis ile “İslam Devletinin Çocukları” konulu toplantı gerçekleştirilmiştir. Quilliam Vakfı Başkanı Noman Banotman’ın ve Vakıf’ta araştırmacı olan Nikita Malik’in yer aldığı panele Parlamenter Hazel Blears da katılmıştır.

HarasRafiq QUILLIAM VAKFI
 2015 yılında Quilliam Vakfı yöneticisi Haras Rafiq, dönemin İngiltere Başbakanı David Cameron’un davetlisi olarak “aşırılıkçılığa karşı yapılan toplantıya” davet edilmiştir.

ABD ve Avrupa’daki güvenlik görevlilerine, Quilliam Vakfı tarafından düzenli olarak “deradikalizasyon eğitimi” verilmiştir. İngiltere’de, Quilliam Vakfı’nın yaklaşımları Sosyal Uyum Merkezi (CCS) ve Siyaset Borsası gibi muhtelif merkez sağ ve sağ kanat düşünce kuruluşları tarafından da benimsenmiştir. Söz konusu “deradikalizasyon” eğitimi, radikal örgütlerin eylemlerinden dolayı İslam dinini suçlamak ve homoseksüellik gibi haram fiilleri telkin ve propagandayla Müslümanlara güya normal bir eylemmiş gibi lanse ederek kendilerince İslam’ı dejenere etme propagandasıdır.

Sadece birkaç örneğini verdiğimiz bu görüşme ve toplantılar, İngiliz derin devletinin yönlendirmesi altında bulunan Quilliam Vakfı’nın sistematik olarak İngiliz Hükümeti’ni yönlendirici faaliyetler içinde olduğunu gözler önüne sermektedir. Derin devlet politikaları, söz konusu vakıflar aracılığıyla hükümetlere iletilmektedir. Tıpkı vakıflar gibi hükümetler de, İngiliz derin devletinin etkisinden çıkamamaktadırlar. İngiliz derin devletinin hedefi bu yolla, İslam dinini kendince dejenerasyona açık hale getirip etkisizleştirmek, Müslümanları yozlaştırıp pasifize etmektir.

Ancak İngiliz derin devletinin İslam dini üzerindeki bu sinsi planları hiçbir sonuç vermeyecek, tam tersine İslam dini Kuran’da tebliğ edildiği hali ile yaygınlaşacak ve kitleler demokrasinin, barışın ve sevginin kalesi olan gerçek İslam’ı zevkle ve istekle kabul edeceklerdir. Bu, Yüce Rabbimiz’in, kesin olarak gerçekleşecek bir vaadidir:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Üstelik bu, Allah’ın hem Tevrat’ta hem de Zebur’da geçen bir vaadidir:

Andolsun, Biz Zikir’den sonra Zebur’da da: “Şüphesiz Arz’a salih kullarım varisçi olacaktır” diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)

 

Quilliam Vakfı Yöneticileri

Maajid Nawaz

Maajid Nawaz vakfın iki kurucusundan biridir. Geçmişte radikal gruplara üye olmuş sonrasında ise “radikalizmle mücadele” adı altında İslam’a ve dindarlığa karşı bir politika içinde olmuştur.

Quilliam Vakfı’nın kurucusu ve aynı zamanda yöneticisi olan Nawaz, vakfın ilk kurulduğu dönemden itibaren İngiltere hükümetiyle yakın ilişkiler kurmuş ve bu bağlantılarını Avrupa ve ABD’deki resmi kurumlarla güçlendirmiştir. 21 Kasım 2008 tarihinde ilk sunumunu İngiltere Hükümeti’ne yapmış, ardından ABD Hükümeti ve Avrupalı, Amerikalı sivil görevlilere radikalizm konusunda bir seminer vermiştir. Buna, Amerikan Senatosu İçişleri Güvenlik Komitesi’nde, ünlü Neo-con’lardan Zeyno Baran ile birlikte yaptığı “Hizb ut-Tahrir ve Radikalizm” üzerine olan sunum da dahildir.

Vakfın diğer kurucu ortağı Ed Husain ile birlikte İngiltere polis teşkilatlarıyla işbirliği içinde terörle mücadele alanında uluslararası bir konferans düzenlemiştir. Maajid Nawaz, özellikle İngiltere’de Lordlar Kamarası Dış İlişkiler Komitesi’nden destek almakta ve İngiliz Hükümeti’ne tavsiye raporları sunmaktadır.

Maajid Nawaz ve Ed Husain faaliyetlerini başka ülkelerde de yaygınlaştırmış ve Atina’da Yunanlı ve İngiliz diplomatlara, politikacılara, yazarlara bilgilendirme yapmışlardır. Viyana’da diplomatlara, akademisyenlere, düşünce kuruluşlarına ve Müslüman liderlere konuşma yapmışlardır. New York’ta Birleşmiş Milletler merkezinde, Brookings Enstitüsü’nde görüşmeler düzenlemiş ve Kongre Binasında resmi yetkililere bilgilendirme yapmışlardır. Söz konusu toplantılar, görünürde radikalizme karşı tedbirler içeriyor gibi görünse de aslında hedef olarak hep İslam dini gösterilmiştir.

MaajidNawaz 1 QUILLIAM VAKFI
Resimlerde, geçmişte radikal gruplara üye olmuş olan Maajid Nawaz’ın tutuklanma görüntüleri yer almaktadır. Eski radikallerin “İngiliz İslamı” adına ön plana çıkarılması, bir derin devlet taktiğidir.

Maajid Nawaz ve Ghaffar Husein, ABD Anavatan Güvenlik Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı çalışanlarına radikalizm üzerine eğitim vermiştir. Konuşmalar, genellikle radikalizm eleştirisi görünümü altında İslam dinine yönelik suçlamalar içermektedir. (İslam dinini tenzih ederiz) Konuşmaların sonunda İslam’ın bir reforma ihtiyacı olduğu görüşü vurgulanmakta ve bunun için de homoseksüellik gibi haram fiiller ve Darwinizm, Rumilik gibi ideolojilerle İslam’ı bağdaştırma tavsiyeleri yapılmaktadır.

Maajid Nawaz, Pakistanlı Transseksüel Asifa Lahore ile birlikte BBC’de katıldığı bir programda homoseksüel evliliğinin İslam’da olduğunu savunabilmiştir. Oysaki bu iddia tamamen gerçekdışıdır. Maajid Nawaz, diğer pek çok yazısında homoseksüelliği savunan Arap veya İran asıllı yazarlardan, şairlerinden örnekler vermektedir. Bunlardan biri de İran asıllı şair Ebu Nuvaz’dır. Quilliam Vakfı’nın düzenlediği homoseksüellik temalı serginin ismi “Unbreakable Rope” yani “kopmaz halat”tır.376 Bu, homoseksüel Ebu Nuvaz’ın erkek sevgilisine yazdığı şiirin ismi olarak bilinmektedir.

Nawaz, Somali doğumlu aktivist Ayaan Hırsi Ali ile ortak hareket etmektedir. Hırsi Ali, İslam inancını kendince “nihilist bir ölüm kültü” olarak tanımlayan, İslam inancının, askeri yollar da dahil, gereken her türlü tedbirle “bozguna uğratılması gerektiğini” öne süren bir kişidir.

MaajidNawaz2 1 QUILLIAM VAKFI
Maajid Nawaz, Pakistanlı transseksüel Asifa Lahore ile birlikte BBC’de katıldığı bir programda homoseksüel evliliğinin İslam’da olduğunu savunacak kadar ileri gitmiştir.

Nawaz’ın Türkiye hakkındaki görüşleri de, İngiliz derin devletinin Türkiye üzerindeki sinsi planlarını destekler tarzdadır. Yazılarındaki detaylar bunu açıkça göstermektedir:

Türkiye, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yeni Osmanlı vehimleri ve büyüklük iddialarıyla patlak verirken, üç tehdidi önleme konusunda çaresiz: Ülkenin mültecilerle dolup taşması, Esad’ın düşman rejimiyle karşı karşıya gelmesi ve sınırlarında bağımsız bir Kürt bölgesinin doğması.377

Kontrgerilla harekatımızın önemli bir parçası, Iraklı ve Suriyeli Kürtleri dahil etmek olmalı. Bu Türkiye’deki müttefiklerimiz için rahatsız edici olacak ve Irak’taki yöneticileri de tedirgin edecek. Fakat Kürtler karada IŞİD’e karşı savaşacak tek etkili güç olduklarını defalarca ispatladılar.

Bu eğer Kürt bir devlet kurulması anlamına geliyorsa, bu olmalı. Kuzey Afrika’daki Tunus gibi hala devam eden bir deney dışında, bir Kürt devleti Ortadoğu’da tek demokratik, seküler Müslüman çoğunluğu bulunan devlet olabilir. Bölge için siyasi ve dini bir örnek teşkil edebilir. Bizim şimdiye kadar izlediğimiz diplomasi bunun sunduğu olasılıkları affedilemeyecek şekilde ihmal etti.378

Türklere, Kürtler ile anlaşmaya varmaları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni Osmanlı vizyonundan ve bölgedeki İslamcılara kur yapmaktan geri adım atmaları için baskı yapılmalı.379

Gördüğünüz gibi Nawaz İngiliz derin devletinin ağzıyla konuşmakta, “PKK” yerine “Kürtler” deyimini sistematik biçimde tekrarlamaktadır. Bu şekilde, bir yandan kendince PKK hakkında legal bir algı meydana getirmeye çalışırken, bir yandan da Türkiye’yi sanki “etnik temizlik yapan ülke” gibi göstermeyi hedeflemektedir.

Bu açıklamalarını destekler şekilde Nawaz, PYD ve YPG sözde komutanlarını sosyal medyada övmekte ve PKK kontrolünde bir Kürdistan kurulması için propaganda yapmaktadır. Dikkat edileceği gibi bu açıklamalar, daha önce yer verdiğimiz Chatham House raporu ile de birebir benzerlikler taşımaktadır.

Görüldüğü gibi Nawaz, İngiliz derin devletinin mevcut politikalarını açıkça dile getirmekte “Kürtler” tanımını kasıtlı olarak kullanarak, PKK’ya Türkiye üzerinde yol açılması gerektiğini savunmaktadır. Amaç Türkiye’nin güneydoğusunu tümüyle PKK’ya vermek ve Türkiye’yi parçalanacak bir ülke haline getirmektir. Ülkemize mültecilerin gelmesini de sanki bir felaket olarak tanımlayarak güya Türkiye’nin başında büyük dertler varmış izlenimi vermeye çalışmaktadır. Oysa mülteci, bereketiyle gelen bir nimettir. Elbette Suriyeli kardeşlerimizin kendi vatanlarından kopmak zorunda kalması elim bir olaydır. Fakat şartlar bunu gerektirdikten sonra mültecileri kendi topraklarımızda misafir etmek, Türkiye için bir ayrıcalıktır; Allah’ın Türk halkını bereketlendirmek için yarattığı bir nimettir. Dileriz ülkemize gelen Suriyeli sığınmacılar, kısa süre içinde Türk vatandaşlığına kabul edilir ve bu ülkenin resmi vatandaşı olarak yollarına devam ederler. Bu aynı zamanda, mültecilerden Türkiye aleyhine bir kriz uman İngiliz derin devletine ve onun destekçilerine de güzel bir ders olacaktır.

Türk Halkı’nın ve Türk Hükümeti’nin bu konudaki bakış açısı, elbette ki hiçbir zaman İngiliz derin devletinin himayesinde olan kuruluşların bakış açıları ile uyuşmayacaktır. Dolayısıyla Nawaz’ın bu konudaki temennileri, Türk Milletini hiçbir şekilde bağlamamaktadır. Bu fikirler, genellikle İngiliz derin devletinin yancılığını yapmak için hevesli olan bir kısım kişilere yol gösterme amaçlıdır. Bu kişiler, Türkiye aleyhine propaganda yapabilmek için Nawaz gibi kişilerin yönlendirmelerini takip ederler ve kendi vatanlarına adeta bir ihanet içinde olurlar.

 

Maajid Nawaz’ın Kitaplarında Yer Verdiği Görüşleri

Nawaz, hayat hikayesini anlattığı Radical: My Journey Out Of Islamist Extremism (Radikal: İslami Aşırılıkçılıktan Çıkış Yolculuğum) adlı kitapta çocukluğundan itibaren yaşadığı bunalımlarını, İslam adına girdiği topluluklarda nasıl ikiyüzlü davrandığını, acımasız ve bencil kişiliğini ve gösteriş yapma merakını anlatmaktadır.

MaajidNawaz2 QUILLIAM VAKFI
 (Solda) Maajid Nawaz, Radical isimli kitabında, İslam adına girdiği topluluklarda nasıl ikiyüzlü davrandığını anlatmıştır.
(Altta) Maajid Nawaz’ın ateist Sam Harris ile birlikte yazdığı kitap

Rumi’yi çok sevdiğini söyleyen dünyaca ünlü ateist Sam Harris ile birlikte hazırladığı Islam and the Future of Tolerance (İslam ve Hoşgörünün Geleceği) adlı ikinci kitabında ise dinden bağımsız, hatta haram fiilleri savunmakta ve bu haram fiillerle dindarlığın bir araya gelebileceklerini iddia etmektedir. Yeni ateist akımın savunucularından, İslam dinine yönelik hasmane görüşleri ile tanınan Sam Harris, bu kitabın yazımına katılmasının asıl amacının Maajid Nawaz’ı desteklemek olduğunu belirtmiştir. Elbette bir İslam karşıtından gelen bu destek, İslam aleyhine yürütülen dünya çapındaki ideolojik örgütlenmenin bir parçasıdır.

Maajid Nawaz dine bakış açısını Radical adlı kitabında şu ifadeleriyle açıklar:

Acımasız, bencil hareketler, işin içine din ya da ahlaki sebepler girince, kolayca yapılabilir hale geliyor. Çünkü bu durumda ahlaki bir maske arkasına saklanılmış oluyor.380

Nawaz, bu ve benzeri ifadelerle dindarlık maskesi altında bazı ikiyüzlü veya egoistçe davranışların rahatça yapılabildiği suçlamasını yapmış; adeta samimi dindarları da zan altında bırakmıştır. Bu tip açıklamalarla Nawaz, kendince dini, uygulanmaması gereken yanlış bir inanç şekli gibi göstermeye çalışmaktadır (İslam dinini tenzih ederiz).

Oysa Kuran’daki gerçek din, insanları güzel ahlaka, sevgiye, merhamete, adalete ve dürüstlüğe yönelten en mutlak yoldur. Nawaz ve onun gibi düşünenler, özendikleri din dışı hayatı, dindarlık kılıfı altında yaşamayı tercih etmektedirler. Bu nedenle de iki taraflı bir hayat şeklini benimsemekte, buradaki samimiyetsizliğin sorumluluğunu da dine yüklemeye çalışmaktadırlar. Oysa gerçekte sorun, dinin kutsal saydığı ahlaki değerleri kabul etmeyen kendi zihniyetlerindedir. Böyle bir zihniyette güzel ahlakın ancak “bir maske” olarak kalması şaşırtıcı değildir.

Söz konusu zihniyet, genellikle bilinçaltında İslam’a içten içe kin duyan, fakat dindar görünümünde daha fazla dikkat çekeceğini düşünen kişilerde sıklıkla görünmektedir. Bu kişiler, aynı yöntemle dindarlara da zarar verebilecek potansiyelde olduklarından İngiliz derin devletinin hedefine bilerek ya da bilmeyerek hizmet etmektedirler. Söz konusu çalışmaların genellikle dünyaca tanınmış ateistler tarafından yoğun destek görmesinin de sebebi genellikle budur.

Başta Majid Nawaz olmak üzere Quilliam Vakfı çalışanlarını destekleyen ateistlerden biri de Avustralyalı ateist yazar Courtenay J. Werleman’dır. Werleman’ın –Allah’ı tenzih ederiz- God Hates You (Tanrı Senden Nefret Ediyor) isimli  kitabında ve diğer tüm kitaplarında Allah’a, dine, mukaddesata karşı saygıya uygun olmayan ifadeler yer almaktadır.

Werleman QUILLIAM VAKFI
Yeni Ateistler akımı mensupları, Allah’a inanmamanın yanı sıra, dindarların baskı altına alınmasını savunmaktadırlar. Resimde saldırgan ifadeleriyle tanınan Yeni Ateistler akımı savunucusu C. J. Werleman görülüyor.

“Yeni Ateistler” olarak adlandırılan bir akımın savunucularından olan C. J. Werleman’ın İslam, Kuran, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ve Müslümanlar hakkında da oldukça saldırgan ve gayri hukuki açıklamaları vardır. Bilindiği gibi ateistler Allah’ın varlığına inanmayan insanlardır. Bunu çoğu zaman açıkça ifade eder ve genellikle dindarlara herhangi bir baskıda bulunmazlar. Yeni Ateistler akımı mensupları ise Allah’a ve dine inanmamakla kalmayıp, dindarların tamamen baskı altına alınması, tüm dinlerin yeryüzünden silinmesi gibi nefret dolu bir anlayışı savunurlar. Hatta içlerinden bazıları, başta Müslümanlar olmak üzere dindar insanlara şiddet uygulanması gerektiğini dahi öne sürer.

Dine ve dindarlara karşı son derece katı düşüncelere sahip olan C. J. Werleman, sözde İslami görünüme sahip Quilliam Vakfı’nı desteklemekte ise herhangi bir tereddüt duymamaktadır. Werleman ve Quilliam’ın ortak noktaları ise Rumilik ve Darwinizm’dir. Hemen her yazısında ve konuşmasında dindarlarla kendince alay eden, din hakkında saygıya uygun olmayan yorumlarda bulunan Werleman, tıpkı Quilliam Vakfı çevresi gibi, sık sık Rumi’nin sözlerini paylaşmakta, Darwinizm’i savunmakta ve homoseksüelliği desteklemektedir. Maajid Nawaz, İslam’da homoseksüelliğin sözde meşru olduğu yanılgısını savunurken Rumi’nin homoseksüellikle ilgili yazılarını örnek vermekte, C. J. Werleman ise “Peki o zaman, bilimsel olarak kusurlu olan eski bir kitaba inançları yüzünden, 21. yüzyılda homoseksüelliğe toleranssız ve hasım olan kişileri neden affetmeliyiz? Affetmemeliyiz!” sözleriyle bu gayri ahlaki mantığı savunmaktadır.381 (Kuran-ı Kerim’i tenzih ederiz)

Görüldüğü gibi, Kuran’da olmayan gayriahlaki bir anlayışı Müslümanlara telkin etmek, bu çevrelerin ortak paydasıdır. Oysa Allah’ın insanlara dünyada yaşanabilecek en güzel hayat şekli olarak tarif ettiği İslam, iman edenlerin en yüksek kalitede ve ahlakta yaşamalarının güvencesidir. Tüm insanlığın barış içinde yaşayabilmeleri için oluşturulacak sevgi ortamı ve güzel ahlak özellikleri, demokrasi, özgürlük, sanat ve estetik ortamı, asıl olarak İslam dini ile tarif edilmiştir. Kuran, her şeyin en özlü ve en mükemmel açıklamasını içerir. Yüce Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurmuştur:

(Bu Kur’an) düzüp uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin ‘çeşitli biçimlerde açıklaması’ ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi, 111)

Fakat Maajid Nawaz, “Benim samimi görüşüme göre, İslam, savaş veya barış dini değil, bir din. Diğer dinler gibi kutsal bir metin ve birçok insanın aşırı derecede problemli olarak değerlendirebileceği bölümler içeriyor” (İslam dinini ve Kuran’ı tenzih ederiz), şeklindeki sözleriyle gerçekte İslam dinine karşı olumsuz bir bakış açısı geliştirdiğini açıkça ifade etmektedir. Bu, İngiliz derin devletinin İslam dinine ve Müslümanlara karşı temel politikasıyla tam anlamıyla örtüşmektedir. İslam adına ortaya çıkarak İslam’a saldıranlar ise İngiliz derin devleti için daima en çok tercih edilen kişiler olmuştur.

Nawaz, sıklıkla Twitter sayfasında Hz. İsa ve Allah ile ilgili, –haşa– Müslümanları rencide eden karikatürler paylaşmaktadır. [Yüce Rabbimiz’i ve Hz. İsa (as)’ı tenzih ederiz.] Dine yönelik alaycı üslup ve karikatür benzeri çizimlerle dine yönelik mücadele politikaları, genellikle İngiliz derin devletinin başvurduğu temel yöntemlerdir. Bunları, özellikle “Müslüman” olarak tanınan kişilerin yapması, İngiliz derin devletinin propaganda savaşında kullandığı temel yöntemlerdendir. Bu yolla, bir kısım Müslümanların böyle bir pervasızlığa alışmaları sağlanacak ve “alaycılığın bir sakıncası yok” görünümü verilmiş olacaktır. Oysa bu, büyük bir kitle aldatmacası ve çirkin bir manipülasyondur.

Maajid Nawaz, ateist ve İslam karşıtı Sam Harris ile yazdığı kitabında, diyalektik ve maddeci bir bakış açısıyla, tarih boyunca dinlerin gelişiminin iktidarların aldığı kararlar doğrultusunda gerçekleştiğini iddia edecek kadar ileri gidebilmiştir. Kitapta konuyla ilgili ifadeleri şu şekildedir:

İslam tarihinde Mutezile gibi, Kuran’ın Allah’ın ezeli kelamı olmadığını savunanlar oldu. Bugün İranlı Müslüman felsefeci Abdulkerim Soroush da aynı şeyi söylüyor. Mutezile bayağı popüler oldu ama tabi ki her zaman olduğu gibi  hangi doktrinin kazanacağına iktidar karar verdi … Aynı şey İznik Konsülünde, Roma İmparatorluğunun Hristiyanlığı kabul etmesinde de olmuştu ve sonuçta Hristiyanlık Avrupa’ya yayıldı. İmparatorlukların verdiği politik kararlar, hangi doktrinlerin ortodoks görüş olacağına karar verebiliyor. İslam’da da aynı şey oldu.382

Siyasi kararların dinin nasıl yaşanacağını belirlediği iddiası, genellikle dinin toplumlardaki etkisini ortadan kaldırmaya çalışan materyalist bir dünya görüşüdür. Bu iddia ile çeşitli materyalistler, dini maddesel bir kavrama indirgeyerek etkisizleştirme arzusunda olmuşlardır. (Hak dinleri tenzih ederiz) Oysa hak dinler metafiziktir. Yüce Allah dünyayı ve insanları nasıl metafizik olarak yarattıysa, dinleri de o şekilde var etmiştir. Bu metafizik güç, farkında olsalar da olmasalar da, bu inkar yöntemini kullananların tümünü sarıp kuşatmaktadır. Burada “ortodoks” olarak tanımlanan ancak gerçekte doğru olan inanç, yalnız Allah’ın takdiridir ve insanların kararları ile değişemez. Dolayısıyla hak dinlere materyalist yakıştırmalar yapanlar, genellikle kendi çarpık izahları içinde boğulan ve Allah’ın mutlak varlığını görmelerine rağmen bu gerçeği kendi kısıtlı akılları ile bertaraf edeceklerini zannedenlerdir. Çabaları ise kendilerini kandırmaktan öteye geçememektedir.

Rabbimiz bu durumu bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

(Sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. (Bakara Suresi, 9)

 

Ed Husain

Quilliam Vakfı’nın kurucuları, çalışanları ve bu kişilerle yakın bağlantısı olan kişilerin geçmişleri, yazıları, sosyal medya paylaşımları incelendiğinde ortaya ilginç bir tablo çıkar: Birbirinden çok farklı ülkelerde, farklı sosyal çevrelerde yaşıyor gibi görülen bu insanlar, ortak bir felsefeyi savunmakta, daha da önemlisi bu felsefeyi yaygınlaştırmak için uğraşmaktadırlar.

Bu kişilerin mantıkları ve üslupları şaşırtıcı derecede birbirine benzerdir. Hatta öyle ki, kullandıkları cümleler dahi birbirinin aynıdır. Alıntılarına yer verdikleri yazarlar veya şairler, kullandıkları fotoğraflar, övdükleri şahıslar hep aynıdır. Çoğunlukla eziklik duygusu yaşayan bu şahısların, bunu örtbas edebilmek için, kendilerini toplumdan üstün gören, ukala üslup kullanmaları dikkat çeker. Bu kişiler çoğunlukla birbirleriyle açık veya örtülü bağlantılıdırlar. Birbirlerini över, ön plana çıkarır, yazılarını ve yorumlarını paylaşır, bu şekilde birbirlerine desteklerini gösterirler.

EdHuseyin1 QUILLIAM VAKFI
Çeşitli grupların içinde yer almak için görünümünü sürekli değiştiren Ed Husain

Hiç şüphesiz bu ilginç yapılanmayı tam teşhis edebilmek için, bu çevrenin merkez noktalarından biri olan Quilliam Vakfı’nın kurucusu Ed Husain’in felsefesini ve faaliyetlerini ayrı olarak ele almak gerekir. Ed Husain’in hayatı, içinde yer aldığı projeler, bağlantıda olduğu çevreler geniş bir açıdan değerlendirildiğinde, ilk domino taşına dokunulmuş gibi tüm gerçekler ardı ardına açığa çıkacaktır.

Ed Husain, Quilliam Vakfı’nın ikinci kurucu üyesidir. Bangladeş asıllı bir aileden gelen Ed Husain’in gerçek adı Muhammed Mahbub Husain’dir. Peygamberimiz (sav)’in ismi olan “Muhammed” ismini taşımaktan –Haşa- utandığı için yerine “Ed” ismini kullanmayı tercih etmiştir. Radikal kökenlidir; geçmişte Hizb ut-Tahrir örgütünde bulunmuştur.

Kendi yazılarında kendisini “İslam’ın ruhunu kaybetmiş”, “Kuran’la bağlantısı kalmamış”, “İslam’ı politik amaçları için kullanan”, “iki yüzlü ve iki ruhlu” bir insan olarak tanımlar.

IraqSavas2 blair QUILLIAM VAKFI
Bir yalan üzerine Irak işgalinin gerçekleştirilmesi ve 1.2 milyon insanın şehit edilmesi İngiliz halkının da tepkisini çekmiştir.

(Solda) İngiltere’de eli kanlı Blair kuklalarıyla yapılan savaş karşıtı gösteri

Husain, 2010 yılı itibarıyla kıdemli üye olarak Amerikan derin devletinin dış politika konusunda yönlendirdiği düşünce kuruluşu CFR’a (Council on Foreign Relations) katılmıştır. Şu an ise, Irak savaşının ve milyonlarca Müslümanın katledilmesinde öncü rol oynayan Tony Blair’in kurduğu, Tony Blair İnanç Vakfı’nda kıdemli danışman ve strateji direktörü olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Fakat halen Quilliam Vakfı’nın İngiltere danışma kurulu üyesidir ve ABD’de vakfın uzantısı olan bir kuruluşta danışmanlık yapmaktadır. Vakfın sayfasında Ed Husain için “İngiltere medyası, hükümeti, politik ve sivil kuruluşları ve dini organizasyonları ile yakın ilişkilerini sürdürmeye devam edecektir” denmektedir.

EdHuseyin1 1 QUILLIAM VAKFI
Ed Husain, kimi zaman cami içinde poz vermekte, kimi zaman da Müslümanların fişlenmesini istemektedir.

Yakın ilişki içinde olduğunu itiraf ettiği “İngiltere medyası, hükümeti, politik ve sivil kuruluşları ve dini organizasyonları”nın aslında İngiliz derin devletinin farklı kolları olduğunu söylemeye gerek yoktur.

Ed Husain’i, kendi vakfı bünyesindeki düşünce kuruluşunda yönetici konumuna getiren Tony Blair da, şahsen Quilliam Vakfı’nın hükümetten fon alabilmesi için lobi faaliyeti yapan kişilerden biridir.

Bu kısa özgeçmişinden anlaşıldığı gibi Ed Husain, İngiliz derin devleti ile anılan birçok kuruluşla yakın ilişkiler içindedir.

Geçmişinde Hizb ut-Tahrir gibi çeşitli radikal örgütler içinde yer alması kendisini şu an bulunduğu noktaya getirenler için bulunmaz bir imkan olmuştur. Böylece “İslam alemini yakından tanıyan, Müslümanların gerçeğini bilen insan” imajı kolaylıkla oluşturulmuştur. Bu imaj, gerek İslam alemi gerekse Batı’ya yönelik propagandada önemli bir dayanak noktasıdır. Batı’ya “Bakın bu insan Müslümanların iç yüzünü biliyor, onların arasından geliyor, bunu iyi değerlendirin” mesajı verilirken, İslam alemine ise “Bu size yabancı biri değil, çekinmeden onunla bağlantı kurun” denilmekte böylece her yerde rahat faaliyet yapabilmesi sağlanmaktadır. Husain, 2003 ve 2005 yılları arasında Şam’da ve Cidde’de yaşamıştır. Bu süre içinde de o bölgelerdeki Müslüman toplulukları, grupları ve kişileri gözlemlemiş,  kimlerle yakın bağlantı içinde olması gerektiğini, kimleri nasıl kullanabileceğini tespit etmiştir. Bu tespitlerini ilerleyen yıllarda Müslümanlar aleyhinde kullanmıştır.

Suudi Arabistan’da bulunduğu sırada yaptığı bu çalışmayı kendi kitabında şöyle anlatır:

Suudi Arabistan’da kalırken Asya kökenimi asla ortaya çıkarmadım. Keçi sakalım ve iyi Arapçam sayesinde birçok kişi beni Arap sanıyordu. Beni “gerçek bir Suudi” zannediyorlardı. Gerçek kökenlerimi sakladığım için diğer türlü öğrenemeyeceğim birçok bilgiye ulaştım.

Nitekim daha sonra Suudi yönetimi tarafından Ed Husain’in ülkeye girişi yasaklanmıştır.

“Çeşitli ülkelerde, devlet yöneticileri ve hükümet temsilcileri ile yakın ilişkileri bulunan ve uluslararası strateji çalışmaları yapan insan” imajı Ed Husain’e geniş bir faaliyet alanı sağlamıştır. Aslında İngiliz derin devleti tarafından Ed Husain’in hareket kabiliyetini artırmak için oluşturulmuş olan bu imaj, özellikle İslam ülkelerinde, söz konusu düşünce kuruluşlarının zihniyetine yakınlaşma potansiyeli bulunan kişilerin tespit edilmesine ve onların yönlendirilmesine olanak sağlamıştır. Bu sayede hem İslam ülkelerinde hem de Batı’da istediği gibi çalışmalar yürüten Ed Husain, savunduğu felsefeyi kolay benimseyebilecek kişileri tespit etme ve onları hedefleri doğrultusunda yönlendirme imkanı bulmuştur. İlk planda konferanslar ve toplantılar düzenlenerek ya da internet ve sosyal medya üzerinden doğrudan iletişime geçerek bu kişilere ulaşmıştır.

Çoğu zaman faaliyette bulunulacak ülkeye çeşitli işbirliği ve ittifak önerileri yapılmakta, o ülkeye yardımcı olunuyor izlenimi verilmektedir. Daha sonra, yönlendirmeye açık kişilere uluslararası platformda kariyer olanakları sunularak bunlar etki altına alınmakta, bir süre sonra ise bu kişiler yaşadıkları ülkeler aleyhine bir bilgi kaynağı olarak kullanılmaktadır.

Ed Husain’in kurguladığı ve daha önce detaylarını verdiğimiz PREVENT programı da, aslında söz konusu düşünce kuruluşlarının Müslümanlara yönelik bakış açısını belgelemektedir. Bu proje Müslümanların hayatlarının her anının denetim ve kontrol altında tutulmasının, bu yolla ezilmelerinin bir başka adıdır. Hiçbir suça karışmayan Müslümanlar da dahil olmak üzere, tüm Müslümanlar hakkında casusluk faaliyeti yapılmasını içeren söz konusu proje, sadece Müslümanlar tarafından değil, insan haklarının üstünlüğüne inanan herkes tarafından şiddetle eleştirilmiştir.

Burada şunu belirtmek gerekir ki, her devlet, güvenliği ve huzuru sağlayabilmek için vatandaşlarının faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olma hakkına sahiptir. Ancak bu, hiç kimseye, kişilerin anayasal özgürlüklerini ihlal etme hakkı tanımaz. Tüm sivil hareketler, ülkelerin anayasalarına dayalı olarak hukuk içinde kalarak denetlenmelidir; ancak masum bireylere potansiyel suçlu muamelesi yapılamaz. Dolayısıyla insanları, özellikle de Müslümanları, her an suç işlemeye hazır olarak görüp, bu kişilerin özel hayatları da dahil tüm yaşantılarını her an her dakika gözlemlemek hukuka uygun değildir. Böyle gayri hukuki projeler ancak derin devlet zihniyetiyle üretilip hayata geçirilebilir. Nitekim Liberty İnsan Hakları Grubu yöneticisi Shami Chakrabarti de, Ed Husain’in geliştirip savunduğu söz konusu proje hakkında şunları söylemiştir:

Bu proje, modern zamanda, İngiltere’deki masumların düşüncelerini ve inançlarını hedef alan en büyük yurtiçi casusluk programıdır. Bu, masumlara yönelik bilgi toplama programı ve insanlara da, tavırlarından dolayı değil, sırf inançlarından dolayı yöneltilmiş bir casusluk programıdır.383

Böyle bir faaliyetin, Müslümanlara yakınmış gibi görünen bir vakıf üzerinden yapılması çok daha vahim bir durumdur. Açıktır ki, söz konusu vakıflar büyük bir perdeleme görevi görmekte, İngiliz derin devletinin özellikle Müslümanlara yönelik ezici ve tahakküm altına alıcı planlarını uygulamaya koymaktadır.

 

15 Temmuz Darbe Planları ve Ed Husain

Ed Husain ve çevresi, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Mısır gibi ülkelerde oldukça rahat hareket etmekte ve çeşitli faaliyetlerde bulunmaktadır. Kuşkusuz bu ekibin ilgi alanlarından biri de Türkiye’dir. Demokrasi dışı yollarla hükümeti devirmek, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı etkisiz hale getirmek, böylece Türkiye siyasetini istedikleri gibi yönlendirmek amacında olan çevrelerin bu düşüncelerini farklı platformlarda ifade ettikleri bilinmektedir.

30 Mart 2014 Yerel Seçimlerinin hemen öncesinde yayınlanan, Ed Husain, Henri Barkey, Türkiye eski ABD büyükelçileri Eric S. Edelman ve Morton Abramowitz imzalı bir rapor da bunlardan biridir. Türkiye’ye yönelik sayısız tehditlerle dolu olan analiz raporunda, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik askeri bir darbe yapılması gerektiği ifade edilmiş ve o tarihlerde henüz gerçekleşmemiş olan 15 Temmuz darbe girişimi tüm detaylarıyla anlatılmıştır.

Bu rapordan çeşitli bölümler aşağıda detaylandırılmıştır; bu bölümlerin çok iyi akılda tutulması gerekmektedir:

Eric S. Edelman QUILLIAM VAKFI
(Üstte solda) Eric S. Edelman

(Üstte sağda) Morton Abramowitz

(Altta solda) Ed Husain

(Altta Sağda) Henri Barkey

Bu isimlerin hazırladığı Türkiye raporunda, 2 yıl önceden 15 Temmuz darbe girişimi tarif edilmiştir.

Bipartisan Policy’nin 14 Mart 2014 tarihli “Turkey’s Local Elections”
(Türkiye’nin Yerel Seçimleri) İsimli Raporu

Rapordaki Sn. Recep Tayyip Erdoğan’a Yönelik Mesnetsiz Yakıştırmalar (Sn. Cumhurbaşkanımızı tenzih ederiz)

2011’de Erdoğan hırsları, İslami muhafazakar hareket içinde bir savaşın gelişmesine neden oldu. Erdoğan bundan önceki iki yılı bir zamanlar yakın sırdaşı olan Cumhurbaşkanı Gül’ün altını oyarak geçirmişti. Erdoğan’ın amacı kendisi için göz koyduğu bu makama Gül’ün yeniden seçilmesi ihtimalini önlemekti. Fakat Gülenciler Erdoğan’ı kendi durumlarına karşı, giderek büyüyen bir tehdit olarak gördükleri için, Gül’ü, Başbakan Erdoğan’ın iktidarını potansiyel olarak durdurabilecek bir kişi olduğunu düşünerek güçlü biçimde desteklediler. … Gülen hareketi ve Gül her ikisi de Erdoğan’ın gücünün genişlemesi nedeniyle mevcut konumlarını kaybetme ihtimali olduğunun farkında oldukları için Erdoğan’ın hırslarını dizginleyip durdurmak için birleştiler.

Erdoğan görünüşe bakılırsa iktidarda kalabilmek için giderek artan biçimde dünyanın diğer otokratlarının yolundan gidiyor. Türk toplumu böyle bir lidere katlanacak mı ve dolayısıyla Erdoğan daha çok Vladimir Putin veya Viktor Yanukoviç gibi liderlere benzeyecek mi, bu önümüzdeki yılların başlıca sorusu.

Türkiye’de Kargaşa ve Ayaklanmaların Gerçekleşeceği İddiası

Türkiye istikrardan ziyade, bir kargaşa ve istikrarsızlık ortamına giriyor ve ülke, istikrara kavuşmadan önce büyük ayaklanmaların gerçekleşeceği kesin görünüyor.

AKP’nin kıdemli üyelerinden Başbakan Yardımcıları Ali Babacan ve Bülent Arınç açık olarak kendilerini Erdoğan’ın düşüncesiz, otoriter ve İslamcı yaklaşımından uzak durmaya çalışmışlardır.

Yolsuzluk soruşturmaları özetle Erdoğan’ı savunmaya geçirmiştir. Daha önce iktidarını güçlendirmek için tasarlanan sıkı yönetim yanlısı adımları şimdi onun iktidardan düşmesini önlemeye yarıyor. Bu gerçekler karşısında ancak baskıcı ve otoriter yöntemleri daha fazla uygulayarak iktidarda kalabilir ve kamuoyuna kendisini suçlayan delillerin ulaşmasını önleyebilir.

FETÖ Hareketinin Övülmesi

Fethullah Gülen hareketi doğrusunu söylemek gerekirse siyasi bir güç değil. Aslında iktidarı kazanmaya çalışmıyor veya seçimlere adaylarını yerleştirmiyor; siyasi bir parti değil. Fakat Türk siyasetinde en önemli güçlerden biri olduğu kesin bir gerçek. …

Gülen hareketi Erdoğan’ı kanunsuz ve yolsuzluğa karışmış bir diktatör olarak kınamış, Erdoğan, ailesi ve en yakın dostları hakkında iddia edilen suçlarla ilgili deliller yayınlama yoluna gitmiştir. …

Şimdiye dek uygulanan yasalar bu yönde görünüyor; fakat Gülen topluluğunun medya organları ve kamu kuruluşları, dahası devlet bürokrasisindeki varlığı sürdüğü müddetçe bu misyon tamamlanmamış kalacak. Dolayısıyla asıl soru Erdoğan’ın Gülen topluluğuna ait medya kuruluşlarını kapatıp anlaşmazlığı arttırma veya hatta çok fazla sayıda Gülenciyi hapsetme yoluna gitme yolunu seçip seçmeyeceği. …

Aksine, Gülen hareketinin stratejisi yerel seçimlerle ayakta duracağa veya yıkılacağa benzemiyor – hatta bu uzun vadeli strateji yoluyla ERDOĞAN’IN ULUSLARARASI VE ULUSAL ÇAPTA MEŞRULUĞU YOK EDİLECEK. Yerel seçimler ise planın yalnız bir unsuru. Bu nedenle AKP seçimleri kazanırsa bu Erdoğan’ın beladan kurtulduğu anlamına gelmemeli. Tam aksine, bu seçimler, beklenen Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimlerinde yaşanacak çok daha şiddetli savaşların bir habercisi olarak görülebilir. Aslında yerel seçimler, eğer Erdoğan’ın ve AKP’nin tahmin edilenden daha zayıf olduğunu ortaya koyarsa gerçekten önemli sayılacaklar, bunun için üç başlıca kriter bulunuyor: (1) toplam oy yüzdesi; (2) İstanbul’daki belediye seçimleri; (3) Ankara’daki belediye seçimleri.

Ekonomik Kriz Çağrıları

Böylece ekonomik bir kriz sadece AKP’ye oy vermekte isteksiz olanları değil, Erdoğan’ın çekirdek destekçilerinin ceplerini hızla vurabilir. Aslında ERDOĞAN’IN ÇÖKÜŞÜNÜ TETİKLEYECEK EN GÜÇLÜ ETKEN EKONOMİK KRİZ OLACAKTIR, çünkü bu aynı zamanda AKP politikacılarının onu kitleler halinde yalnız bırakmasına yol açabilir. Erdoğan’ın konuşmaları ve politikaları Türkiye’nin bir yatırım merkezi olarak cazibesini yitirdiği bir sırada yatırımcıları daha fazla tehdit ederken, Erdoğan açıkça ateşle oynamaktadır.

250 Vatandaşımızın Şehit Edildiği 15 Temmuz Hain Darbe Girişiminin Ön Hazırlığı

Türkiye’nin seçim döngüsünün bir dizi faktöre bağımlı olduğu görülüyor. Bunların arasında başlıca olan hükümete karşı yolsuzluk soruşturmaları ve ülke ekonomisinin durumu. Diğer belirleyici temel unsurlar, ASKERİN SİYASETTE TEKRAR OTORİTE KULLANIP KULLANAMAMASI ve Batı dünyasının tavrı olacaktır.

Bu nedenle Erdoğan’ın suçla ilişiği olduğunu gösteren zarar verici ve kendisini suçlu çıkartan delillerin, 30 Mart yerel seçimlerinden sonra da yayınlanmaya devam edeceği ve bunun Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça artacağı görülüyor. Dolayısıyla AKP yerel seçimlerde başarılı olsa da, bu Erdoğan’ın güvende olduğu anlamına gelmemeli. Tam aksine Erdoğan’ı indirmek için uygulanan sistematik çaba büyük olasılıkla sürecek ve hatta DAHA DA ŞİDDETLENECEK. Uzun vadede halka, devletin tepesinde yolsuzluk ve otoriter bir rejim olduğunu kesintisiz delillerle hatırlatmak Erdoğan’ın toplumdaki duruşunu, çevresindekilerin birliğini yıpratacak, ve böylece ülkeyi yönetme yeteneğini zayıflatacak.

15 Temmuz Darbe Girişimine İşaretler

Gülencilerin ortak korkusu, üst düzey askerlerin Erdoğan’a sadakatini sağlamak için yeterli olacak mıdır? 1960 darbesini gerçekleştirenlerin albaylar ve yüksek rütbeliler olduğu hatırlanırsa, ORDUDAKİ GÜLENCİLERİN EĞER GÜLEN HAREKETİNE KARŞI BÜYÜK BİR OPERASYON YAPILIRSA BAĞIMSIZ HAREKET ETME RİSKİ VAR MIDIR? Bu sorular şu an cevaplanamıyor olabilir fakat bu Türkiye’nin geleceğinde önemli bir rol oynayacak. Geniş perspektiften bakıldığında Türk devleti içindeki anlaşmazlıklar, İstihbarat Kurumunun Erdoğan’ın kontrolünde olması ve Gülencilerin yargıda ve poliste etkisi, ORDUNUN TÜRKİYE’NİN İÇ İŞLERİNDE TEKRAR BİR TÜR ETKİ OLUŞTURMASI İÇİN ŞARTLARI SAĞLAMIŞ DURUMDA. Türkiye’deki gözlemciler halihazırda ORDUDAKİ SUBAYLARIN DAVRANIŞLARINDA ÖNEMLİ BİR DEĞİŞİM OLDUĞUNU GÖZLEMLİYORLAR, geçmiş haftalar içinde sivillerle ilişkilerinde tekrar kendilerine güven sergiliyorlar. Bu geçtiğimiz birkaç yıl içinde büyük ölçüde görülmüyordu.

Erdoğan’ın gerçekte seçilmiş bir sultan veya bir İslam lideri olmaya karar verdiğinden bu yana DEVLETİN BAŞINDAKİ GÜNLERİ SAYILIDIR. İktidarını yoğunlaştırmak için attığı her adımıyla daha fazla meşruiyetini kaybetmiş ve kendi iktidar tabanının olduğu kadar toplumun da büyük ölçüde desteğini yitirmiştir. Giderek artan saçma davranışları ve dünya görüşünün komplolara dayanması nedeniyle yakın siyasi müttefikleri onu giderek daha fazla yük olarak görmektedir.

Erdoğan’ın bu olumsuz gidişatı tersine çevirebileceğine inanmak için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Aslında onun iktidarda kalması için tek yol yönetiminde bütünüyle baskıcı ve otoriter bir model uygulamasıdır; bunun sonucunda on yıl önce demokratikleşmeyle elde ettiği kazanımları daha fazla aşınacaktır. Bu tür adımlar uluslararası pazarlar ve aynı zamanda Batılı güçleri uzaklaştırmaya devam edecektir. O iktidardaki gücünü sıkılaştırdıkça, iktidar onun elinden daha hızlı kayıp gidecektir. ERDOĞAN SONUÇTA DIŞARIYA ZORLA ATILACAKTIR, fakat asıl soru bu süre zarfında Türkiye’ye ne tür bir zarar vereceğidir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın İngiliz derin devletinin sözünü dinlemesi isteniyor

Erdoğan daha fazla sıkıştıkça, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın benimsediği duruş daha fazla etkili olacak. Özel olmakla birlikte aynı zamanda kamuoyunda önde gelen Batılı politikacılar tarafından yapılan eleştirilerin Erdoğan ve hükümeti tarafından dikkate alınması gerekiyor. Erdoğan’ın içgüdüleri şimdiye dek muhalefete karşı otoriter taktiklerle mücadele etmek şeklindeydi, onun asıl endişesi siyasette hayatta kalmaktır. Fakat şu an ihtiyaç duyduğu uluslararası destek, otokrasi isteyen dürtülerinden daha ağır basabilir.

Bu son derece dikkat çekici rapor, 2014 Mart ayında yayınlanmasına rağmen, görülebildiği gibi neredeyse tüm detaylarıyla 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen alçak darbe girişiminin alt yapısını tarif etmektedir. Söz konusu darbe girişiminin FETÖ tarafından gerçekleştirileceği açıkça ifade edilmekte ve hatta bunun; 1960 darbesine benzer şekilde albay rütbesindeki kişiler tarafından gerçekleştirileceği dahi belirtilmektedir. İngiliz derin devletinin “Türkiye’deki gözlemcileri”nin, orduda bir hareketlilik olduğuna dair “gözlemler” yaptığı belirtilmekte; adeta İngiliz derin devleti tarafından yapılan bu darbe hazırlığı, kapalı bir üslupla ifşa edilmektedir.

15Temmuz QUILLIAM VAKFI
İngiliz derin devleti, dakikalar içinde kardeşi kardeşe kırdıracak bir fitnenin ateşini yakabilmektedir. Allah’a şükür, Türkiye bu oyuna gelmemiştir.

Tarif edilen bu darbe, rapordaki ifadelere bakılırsa “kesin olarak başarılı olacak” bir darbe olarak görülmektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güya “devletin başındaki günlerinin sayılı olduğu” ifade edilmiştir. Plan, İngiliz derin devletinin planıdır ve bu planın uygulayıcıları bu planın başarılı olmaması için kendilerince hiçbir sebep görmemektedirler. Darbe girişiminden 2 yıl önce bir rapor kapsamında bütün bunların açıkça ve pervasızca yazılmış olması bile, bu konuda kendilerince ne kadar emin olduklarını gözler önüne sermektedir.

Tüm bu bilgiler, Ed Husain’in ve yandaşlarının Türk Devleti’ne, Türk Milleti’ne ve Sayın Cumhurbaşkanımıza bakış açısını göstermesi açısından son derece önemlidir. Karşımızda milletin özgür iradesini hiçe sayan, seçilmiş Cumhurbaşkanı’nı devirmeye azmetmiş bir zihniyet vardır. Ancak özellikle dikkat çeken bir başka husus, 15 Temmuz’da halka kurşun yağdıranları, Meclisimizi ve Milletimizin göz bebeği Özel Harekat Dairesi’ni bombalayanları, tanklarla halkın üzerinden geçenleri destekleyen Ed Husain’in 15 Temmuz sonrasında Gazi Meclisimizi ziyaret etme pervasızlığında bulunabilmesidir. Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında son derece çirkin ithamlarda bulunan, özel görüşmelerinde Sayın Cumhurbaşkanımızın devrilmesi için girişimler yapan, Türkiye’nin iç karışıklıklarla çalkalanmasını öneren Ed Husain’in “Türkiye sevdalısı” gibi görünmeye çalışması kimseyi aldatmamalıdır.

Üstelik Ed Husain’in Hükümetimiz ve Sayın Erdoğan aleyhindeki çalışmaları bu raporla da sınırlı değildir. Yine ABD’nin eski Türkiye büyükelçileri Eric S. Edelman ve Morton Abramowitz ile birlikte hazırladığı “Türkiye’de Otokrasinin Kanunileşmesi: Yeni Kanuni Değişiklikler” raporu da Sayın Erdoğan’a yönelik haksız ve ağır ithamlar içermektedir. Söz konusu raporu ilginç kılan bir diğer husus da, raporun FETÖ’nün savunduğu fikirlerle dolu olmasıdır. HSYK kanunundaki FETÖ etkisini azaltmak için yapılan değişiklikler, Twitter’da açılan sahte iftira hesaplarını kapatmak için Twitter yönetimine yapılan yasal çağrılar ve MİT üyelerinin yetkilerinin arttırılması gibi konular raporda tek taraflı, FETÖ mensuplarının savundukları tezlerle eleştirilmekte, Türkiye’ye yönelik mesnetsiz iddialar ortaya konulmaktadır.

15Temmuz4 QUILLIAM VAKFI
15Temmuz3 1 QUILLIAM VAKFI
Kut ve Çanakkale hezeyanlarının ardından İngiliz derin devleti, 15 Temmuz’da da müthiş bir yenilgi almıştır. İngiliz derin devletinin yıllardır kurguladığı tüm planlar bir anda alt üst olmuştur. Türk Milleti, Deccal Komitesi’ne unutulmayacak bir ders vermiştir.

Seçimle başa gelmiş olan AKP’nin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın milli olması, İngiliz derin devletinin öylesine ağırına gitmiştir ki, bu iktidarı devirmek için “ekonomik kriz” ihtimali dahi gündeme getirilmiştir. Rusya ile ilişkilerimizin kasıtlı bir uçak kazası ile bozulması sağlanarak, ardından da Doların değeri artırılarak bu stratejilerin hayata geçirildiği görülmüştür. Hükümetimiz ve halkımız bu oyuna izin vermemiş, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Türk Hükümeti oyunu görerek, Putin ile müzakere yoluna gitmiş ve iki ülke arasındaki ilişkileri düzene sokmuştur. Darbe girişimi sonrasında başlayan kriz hazırlıkları da, yine Sayın Cumhurbaşkanımızın, Hükümetimizin ve halkımızın sağduyusu sonucunda bozulmuştur. O dönemde çağrısını yaptığımız dövizlerin bozdurulması, ev kirası ve yatırımların Türk Parası üzerinden yapılması konusu kısa süre içinde Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından dile getirilmiştir. Bu çağrıya icabet eden yatırımcılarımız ve halkımız, İngiliz derin devletine bir daha unutamayacağı bir ders vermiştir.

EdHusainTRT QUILLIAM VAKFI
Ed Husain, 15 Temmuz darbe girişiminin sonrasında, birkaç kez Meclisimize yaka kartsız olarak girmiş, TBMM içinde poz vermiş ve TRT World’de boy göstermiştir. Türkiye’ye yönelik bir plan hazırlığının işaretleri görülebilmektedir. Oysa Türk Milleti, tarih boyunca kendisine oynanan tuzakları daima bozmuştur, daima bozacaktır.

Söz konusu raporlar, aslında İngiliz derin devletinin idare etmek istediği ülkeler üzerinde planlar yaptığı ve kendi güdümündeki figürler yoluyla bu planları doğrudan ve pervasızca uygulamaya koyduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. İngiliz derin devletince hesaba katılamayan tek şey, Milletimizin iman gücü ve vatana sevgisidir. Bu büyük güç, Türkiye üzerinde hazırlanmış bu plana izin vermemiştir. Ne FETÖ katillerinin barınmasına izin verilmiş, ne ekonomik kriz hayat bulabilmiş ne de kalleş darbeye geçit verilmiştir.

Kendileri için “fil”i bir sembol olarak seçmiş olan İngiliz derin devleti temsilcilerine yönelik Kuran’daki işaret bu açıdan çok manidardır:

Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi? Onların ‘tasarladıkları planlarını’ boşa çıkarmadı mı? (Fil Suresi, 1-2)

Kuşkusuz Yüce Allah, bu deccali sistemin bütün oyunlarını boşa çıkarmıştır. İngiliz derin devleti, Türkiye’nin kapılarının kendilerine kapalı olduğunu umarız anlamıştır. Türkiye, Mehdi (as)’ın zuhur yeri, İslam aleminin kurtuluş merkezi, tüm dünya barışının ana karargahıdır. Allah, Türkiye üzerinde oynanacak hiçbir oyuna izin vermemektedir; vermeyecektir.

Yüce Rabbimiz ayetlerinde şöyle bildirir:

Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar;

Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum.

Sen kafirlere bir mühlet ver, az bir süre tanı. (Tarık Suresi, 15-17)

Türkiye üzerinde karanlık bir planın yapıldığı bu rapor, özellikle Türk aydınları ve tüm Türk halkı için önemli bir delil olmalıdır. Bu rapor ve bunun gibi söz konusu düşünce kuruluşlarında İngiliz derin devleti yönlendirmesiyle alınmış kararlar, ülkelerin geleceğine yönelik tehlikeli planlar içermektedir. Bu planlar, oldukça kanlı eylemlerle hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Söz konusu planlarının tümünün Türk Milleti’nin iradesi ile engellenmiş olması, İngiliz derin devletini oldukça kızdırmış olacak ki, başarısız darbe girişiminin hemen arkasından terör olayları ve özellikle PKK terörü şiddetlenmiştir. İngiliz derin devletinin piyonları devreye sokulmuş, farklı stratejilerle Türkiye’yi güçsüzleştirme çabasına girmişlerdir.

Dolayısıyla halkımız daima uyanık olmalıdır. Tehlike geçmiş değildir. İngiliz derin devleti, Türkiye’yi özel bir hedef haline getirmiştir. Ülkemiz hakkında mesnetsiz yorumlar yapan, ülkemiz hakkında kara propaganda görevini üstlenen ve bu kişileri yakından destekleyen her kişi ve kurum dikkatle incelenmelidir. İngiliz derin devletinin çeşitli kollardan faaliyetlerini yürüttüğü, bu yönde asıl olarak ajan ve yancılar kullandığı ve bu yancılara küçük menfaatler karşılığında her şeyi yaptırdığı unutulmamalıdır.

 

Ed Husain’in Kendisiyle İlgili İtirafları

Quilliam Vakfı’nın 2008 yılındaki kuruluşundan bir yıl önce Ed Husain, Islamist adında bir kitap yayınlamış ve bu kitabı sayesinde dünyada tanınır hale getirilmiştir. Genel olarak dünya çapında propagandası yapılacak vakıflar ve kişiler hakkında böyle kitapların önden servis edilmesi bilinen bir yöntemdir. Servis edilen bu tip kitaplar, önceden detayları belirlenmiş içeriklerdir ve özellikle bir kısım medya tarafından yaygınlaştırılarak tüm dünyaya tanıtılmaktadır. Böylelikle söz konusu kişiler “tanınır” hale gelmekte ve bu kişilerin sonraki faaliyetleri bu ün üzerinden dünyaya tanıtılmaktadır.

Piyasaya sürülecek her propaganda kitabında olduğu gibi Ed Husain’in The Islamist kitabı da, bazı kesimler tarafından bir seri revizyondan geçmiştir. İngiliz yazar Nafeez Ahmed, söz konusu kitapla ilgili şu bilgileri aktarmaktadır:

2013 sonunda Husain’in İslamcı kitabının “fiilen Whitehall’da (Kraliyet Sarayı) bir başkası tarafından yazıldığını” ifade eden İçişleri Bakanlığı’ndan eski bir üst düzey araştırmacıyla mülakat yaptım.

O yetkili bana, Jack Straw ve Gordon Brown’la “çok yakın bağları olan” bir hükümet yetkilisi tarafından 2006’da kendisine taslağın Ed tarafından yazıldığı ama hükümet tarafından “süslendiği” bilgisinin verildiğini anlattı. Memur ona, “Kitabın en az 5 müsveddesini gördüm. Sonuncusu ilkinden oldukça farklıydı” demiş.

Kaynak, taslağın tamamen siyasi, hükümet yanlısı bir tavırla değiştirildiğini söylemiş. Resmi olarak yayımlanmasından önce Ed Husain’in müsveddesine ilavelerde bulunan kurulda Başbakanlık, Ortak Terörizm Analiz Merkezi, istihbarat kurumları, Dışişleri ve İçişleri bakanlıklarından üst düzey yetkililer de varmış.

Bu iddiaların doğru olup olmadığı konusunda defalarca Ed Husain’e sorular sordum ama cevap vermedi. Husain’in yazılarındaki “hayalet yazarlık” konusunda hükümetin rolünün farkında olup olmadığını, kendisi de Radikal’in üretilmesinde benzer tecrübeler yaşamış olmasına rağmen Nawaz’a da sordum. O da cevap vermedi.384

Nafeez Ahmed, kitap yayınlanmadan bir yıl önce, Ed Husain’in ilginç ve organize bir şekilde “dünyaya tanıtıldığını” ise şu cümlelerle ifade etmiştir:

(Ed Husain’in) Hizb ut-Tahrir karşıtı manifestosu, The Islamist kitabının yazılmasında ona yardım ediyordu. Kitap aynı zamanda hükümet tarafından da en üst düzeyde tetkik ediliyordu.

İngiliz Hükümetinin, kitabın 2007’de yayımlanmasından bir sene önce Husain’le olan özel ve gizli ilişkisi, Quilliam Vakfı kurucusunun, resmi biyografisine rağmen umumi radara yakalanmadan uzun bir süre önce Whitehall’daki Kraliyet Sarayı’na kapandığını gösteriyor. O, bu düzeyde bağlantıları nasıl kurabildi?385

Özel bir proje dahilinde piyasaya sürüldüğü bu sözlerden açıkça anlaşılan söz konusu kitapta, Ed Husain’in hayatının bir aşamasında İslam’dan uzaklaştığını ve imanını kaybettiğini açıkça ilan etmesi ve Rumiliği benimseyerek homoseksüelliği ve evrim iddialarını desteklemesi dikkat çekmektedir. İngiliz derin devletinin özellikle propagandasını yaptığı kavramlar, geçmişi “radikal” olan bir kişi üzerinden bu şekilde provoke edilmektedir. Bu provokasyonun gereken etkiyi vermesi için söz konusu kitapla ilgili yüzlerce inceleme, röportaj ve makale yayınlanmış ve ciddi bir halkla ilişkiler çalışması yapılmıştır. Kitabın, İngiltere Terör Analiz Merkezi, üst düzey hükümet yetkilileri, istihbarat servisleri, Dışişleri ve İçişleri Bakanlıkları tarafından eklemeler yoluyla şekillendirildiği sıklıkla dile getirilmektedir.

EdHusain Islamist 1 QUILLIAM VAKFI
Bir propaganda kitabı olarak piyasaya sürülmesi planlanan Ed Husain’in Islamist kitabı, İngiliz derin devletinin kurmayları tarafından revizyondan geçirilip servis edilmiştir.

Ed Husain’in söz konusu kitapta “imanını yitirmekte olan bir Müslüman” şeklinde sunulması özel bir stratejidir. Böylelikle Müslümanlara güya bir yol çizilmiş olmakta ve radikalizm gibi İslam ile ilgisi olmayan bir kavram üzerinden İslam dini suçlanmaktadır (İslam’ı tenzih ederiz). Bu stratejiye uygun olarak Husain, kitabında, “Allah’a inancını yitirdiğini, İslam’ın Kutsal Kitabı ile bağını kaybettiğini, iki yüzlü ve iki kişilikli olduğunu” kendi sözleriyle ifade etmiştir:

(Buradaki tüm ifadelerden Allah’ı, İslam’ı ve Kuran’ı tenzih ederiz.)

Artık O’nun adına yaşamamızı isteyen bir Allah’a inanamıyordum. Aslında Allah’ın artık “O” olduğunu bile düşünmüyordum… Allah, insanların icadıydı, insanlara ait bir çıkarımdı.386

Hizb içinde daha aktif rol oynamaya başladıkça Allah’a yakınlığım en düşük seviyelere inmişti. Hayatımdaki Allah’ın varlığı –bana ebeveynlerimin armağanıydı– kaybolmuştu. Hedef kitlem üzerindeki duruşumu devam ettirebilmek için dıştan bakıldığında dindarmışım gibi alametler gösteriyordum ancak artık dindar bir Müslüman değildim.387

İslam’ın kutsal kitabıyla bağlantımı kaybetmiştim.388

İki ayrı hayatım vardı: Özel hayatımda çok serbest düşünüyordum. İslamcıların arasında ise onların bir “kardeşiydim”. … Hala iki yüzüm, iki kişiliğim vardı.389

İslam’ı manevi bir yol olarak kabul edemiyordum.390

Şunu önemle belirtmek gerekir: Bir kişi inançsız olabilir, Allah’a iman edemiyor olabilir. Bu, onun özgür seçimidir ve bu konuda hiç kimseye baskı yapılması doğru değildir. İnançlı veya inançsız her insan, bu toplum içinde rahat ve özgürce yaşamaya, korunup saygı görmeye layıktır; hiç kimse inancından dolayı sorgulanamaz, kınanamaz. Bu, her şeyden önce bizlere Kuran’ın öğrettiği bir gerçektir:

Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. (Bakara Suresi, 256)

Ve de ki: “Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” (Kehf Suresi, 29)

Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara ‘zor ve baskı’ kullanacak değilsin. (Gaşiye Suresi, 21-22)

Burada Ed Husain’in inancını yitirdiğine ilişkin itiraflarını ifşa ederken amacımız başkadır. Bu sözlerin sahibi olan kişi, kendisini Müslüman olarak tanıtmakta, Müslümanları kurtarmak adına ortaya çıktığını iddia etmekte; fakat aynı zamanda yoğun şekilde dinsizlik propagandası yapmaktadır. Bu propaganda dahilinde Allah’ı, Kuran’ı ve İslam’ı suçlamakta (Yüce Rabbimizi, Kutsal Kitabımız Kuran’ı ve İslam’ı tenzih ederiz), tüm Müslümanları potansiyel terörist olarak görmekte ve göstermekte ve hatta İngiliz Hükümeti’ne Müslümanların fişlenmesi gerektiğini salık verip onların takip edilmeleri gerektiğine inanmaktadır.

“Müslümanım” diyerek ortaya çıkan, fakat Müslümanlara yönelik bu tip faaliyetler yürüten bir kişinin, İslam ve Allah inancı konusundaki gerçek fikirleri önemlidir ve bilinmelidir. Bu bilindiğinde insanların değerlendirmeleri de buna göre olacaktır. Özellikle Müslümanlar, kendilerini aldatma hatasına düşmeyeceklerdir. Dolayısıyla, buradaki eleştiri konumuz inançsızlık veya inançsız insanlar değil; Müslüman görünümü altında Müslümanlığa aykırı düşünen ve bu düşüncesini yaygınlaştırmaya çalışanlardır.

Kitabında, lisedeyken Cemaat-i İslami faaliyetlerine destek verdiğini anlatan Ed Husain, kendi anlatımıyla bir süre sonra Hizb ut-Tahrir’e girmiş ve grubun düzenli toplantılarına katılmıştır. Anlatımlarına göre Husain’in Hizb ut-Tahrir’deki faaliyetleri İngiliz derin devleti tarafından desteklenmiş ve bu grup üyelerinin verdiği demeçler gazetelerde, televizyonlarda yer almıştır. Ed Husain kitabında bunu açıkça belirtmektedir:

İngiltere, Hizb’e fikirlerini ifade etme ve çekinmeden üye edinme özgürlüğü verdi. Hizb, İngiltere’de yasal ancak Arap dünyasında illegal bir yapılanmaydı. İngiliz Devleti ortadan kaybolmasını istemediği takdirde yok olmazdı.391

Söz konusu itiraf, radikal bilinen çeşitli örgütlerin doğrudan İngiliz derin devletinin denetiminde olduğunun da bir itirafı niteliğindedir.

Ed Husain, “MI5, ne yaptığımızı, neyi savunduğumuzu kesinlikle çok iyi biliyor fakat yine de bize İngiltere’de faaliyet yapmamız için yeşil ışık yakıyorlar”392 derken kendilerine verilen bu destekten bahsetmektedir. Bu örgütlenme içinde Ed Husain, ilginç bir şekilde kendince diğer Müslümanlardan üstün olduğuna inanmıştır:

Şimdi sadece tanıdığım bildiğim diğer tüm Müslümanlar gibi değildim; daha iyi ve daha üstündüm.393

Bu açıklamaların sonrasında Ed Husain, ilginç bir itiraf yapar:

Bu tür aldatmacalar sadece İngiltere’deki küfür yöneticilere yönelik değildi. Müslümanlar arasında bile ikiyüzlü kurnaz profesyonellerdik.

HizbutT QUILLIAM VAKFI
Ed Husain, Hizb ut-Tahrir’de bulunduğu yıllarda MI5 ve İngiliz medyasının sürekli kendilerine destek verdiğini belirtmiştir.

Bu sözler, İngiliz derin devletinin oluşturmayı arzuladığı Müslüman portresini hatırlatmaktadır. İngiliz derin devleti, genellikle kendi safına çekmek için, “kibirli ve gururlu yapıya sahip, kurnazlığı sayesinde iki taraflı davrandığını itiraf edebilen, imanı zayıflamış Müslüman karakterini” ön plana çıkarmaktadır. Buradaki tarif de, imanı ve kişiliği zayıf bazı Müslümanlar için model olarak sunulmaktadır. Keza, İngiliz derin devletinin yaklaştığı kişilerin ve grupların ortak özelliği, samimi Müslümanları kendilerince akılsız olarak değerlendirmeleridir. Ancak bu kişiler, kendilerinin ulaşılamaz dâhiler olduklarına inanırlar. (Tüm samimi Müslümanları tenzih ederiz)

Ed Husain, kitabında, İngiltere medyasının kendilerine o dönemde nasıl destek verdiğini şöyle anlatmaktadır:

İngiliz medyası bize daha fazlasını sağladı: Arap diktatörler, kırk yıl önce yasakladıkları bir grubun profilini yükseltmek için çok endişelilerdi. İngiltere ise … Hizb’e yeni bir soluk vermişti. Medyanın ilgisinden dolayı üzerimizde bir neşe vardı; ve şimdi ülkenin dört yanındaki İngiliz üniversitelerinde boy gösteriyorduk. Artık tek bir kolejdeki İslami Toplumun başkanı olmaktan çıkmış ve İngiltere’nin en önde gelen eğitim kurumlarındaki hırslı öğrenciler ağının bir parçası haline gelmiştim…394

Her şeyden önce, İngiliz istihbaratının ve medyasının kendine tehlike olarak gördüğü bir örgütlenmeye izin vermeyeceği açıktır. Derin devletin hizmetinde olması dışında, dışarıdan bakıldığında radikal ya da aşırılıkçı gibi görünen bir Müslüman örgütün İngiltere sınırları içinde faaliyetlerine devam etmesi mümkün olamaz. İngiliz derin devleti söz konusu yapılanmaya destek vermiştir, çünkü böyle bir örgütlenme derin devletin İngiltere’de bulunan Müslümanların içine ajan yerleştirebileceği, onların şahıslarını, ailelerini ve yakın çevrelerini tanıyabileceği, haklarında her türlü gizli bilgiye ulaşabileceği çok uygun bir yapılanmadır.

Gerçekte işin aslı çok daha büyüktür. Bu tip radikal örgütler, doğrudan İngiliz derin devletinin üretimidir. Bu konuya kitabın 3. cildinde geniş yer verilecektir.

 

Quilliam Vakfı İdeolojileri

İngiliz derin devletinin adeta resmi ideolojileri haline gelen homoseksüellik, Darwinizm ve Rumilik, daha önce de belirttiğimiz gibi özellikle İslam Dünyası’na yönelik bir yozlaştırma ve manen zayıflatma politikası dahilinde sistemli şekilde telkin edilmektedir. Bu politikanın hayata geçmesi için de, çeşitli düşünce kuruluşları devrededir.

Quilliam Vakfı, özellikle kurucularının homoseksüelliğe, Darwinizm’e ve Rumiliğe verdiği yoğun destek ve bu yönde gerçekleştirdikleri vakıf faaliyetleri ile gündeme gelmektedir. Özellikle Vakfın sosyal medyayı kullanarak yaptığı propagandalar hedeflenen kişilere ulaşmakta ve söz konusu düşünce kuruluşlarının gözdesi olmak isteyen bir kısım yancılar da bu görüşlerin hazır destekçileri olmaktadırlar.

Vakfın, bu propaganda dahilinde yaptığı faaliyetler şöyle özetlenebilir:

Quilliam Vakfı’nın Homoseksüellik Propagandası

Kuran’da homoseksüellik açıkça haram kılınmış ve Araf Suresi’nde “hayasızlık” (80. ve 81. ayetler) olarak tarif edilmiştir. Adı geçen vakfın, Allah’ın belirttiği bu açık hükme rağmen homoseksüelliği savunmasının ve bu yönde propaganda yapmasının arkasında ne olduğunun dikkatle incelenmesi gerektiği açıktır.

QuilliamHomo1 300x184 QUILLIAM VAKFIQuilliam Vakfı’nın 27 Nisan 2016 tarihinde düzenlediği “Unbreakable Rope” (Kopmaz Halat) başlıklı panelde homoseksüellik, Kuran’a ve İslam’a aykırı bir eylem olmasına rağmen açıkça desteklenmiş ve sözde meşru gibi lanse edilmeye çalışılmıştır. Panele, İngiltere’nin, kendini Müslüman olarak tanıtmaya çalışan homoseksüelleri konuşmacı olarak katılmıştır. Buradaki amaç, söz konusu homoseksüelleri ön plana çıkararak, İslam’ın güya homoseksüellik gibi bir haram ile bağdaştığı algısı oluşturmaktır. Bu telkin ile Müslümanların yozlaşması ve manevi güçlerinin kırılması hedeflenmektedir.

Bu algı operasyonu, panelde seçilen konuşmacılar ve sık sık İslam kelimesinin homoseksüellikle yan yana zikredilmesiyle yürütülmüştür. İngiliz derin devletinin zihin yönlendirme oyunlarının genellikle böyle yöntemlerle gerçekleştiği unutulmamalıdır.

QuilliamHomo1 3 QUILLIAM VAKFI
Quilliam Vakfı, düzenlediği konferanslarla haram bir fiil olan homoseksüelliği İslam ve diğer dinlerle sözde bağdaştırma çabası içindedir. Buradaki hedef, İslam dünyasını dejenere edebilmek ve Müslümanların güçlerini kırmaktır.

Quilliam Vakfı’nın homoseksüellerle düzenlediği paneller

Maajid Nawaz, yazdığı tweetlerle, Müslümanları sözde homoseksüelliğe yönlendirmekte ve bunu yapabilmek için de İslam’ın reforme edilmesini savunmaktadır. Gerçekte buradaki amaç, kendince Müslüman dünyasını pasifize edebilmektir.

Quilliam Vakfı ayrıca, “İslam’da cinselliğin araştırılması” adı altında bir de sergi düzenlemiştir. 10 Mart ve 8 Haziran 2016 tarihleri arasında açık kalan sergide Müslüman kadınları kendilerince aşağılamaya ve onlarla alay etmeye çalışan çeşitli tablolara yer verilmiştir.

Sergiyi, Quilliam Vakfı ile birlikte düzenleyen Free Word Centre adlı kuruluşun sayfasında, söz konusu panelin, İngiliz derin devletinin İslam ülkeleri üzerindeki planlarıyla örtüşen tanıtımı şu şekildedir: “İngiltere’de LGBT Müslümanlara uygulanan damgalamayı ve özgür ifadeye konulan kısıtlamaları protesto etmek isteyenler bu etkinliğe katılacak. İngiliz Müslümanların homoseksüelliğe %0 tolerans göstermesi nedeniyle panelde azınlık içindeki azınlık sesler yükselecek. İngiltere’de eşcinsel evliliğe eşit hakların tanınmasını onaylayan yasanın ışığı altında, LGBT Müslüman kimliği araştırılacak ve tartışmalar desteklenecek.”395

QuilliamKadinlariAsag QUILLIAM VAKFI
Unbreakable Rope panelinde resmedilen sözde Müslüman kadın portreleri
QuilliamHomo QUILLIAM VAKFI
Yukarıda, yoğun homoseksüellik propagandasının yapıldığı Unbreakable Rope panelinde sergilenen bazı resimler görülüyor. Homoseksüellik propagandasında özellikle Müslümanların hedef alınması, İngiliz derin devletinin son oyunlarından biridir.

Dünya’da Müslümanların her gün katliamlarla, işkencelerle, tecavüzlerle, görülmemiş vahşetlerle karşılaştığı bir dönemde, Quilliam Vakfı’nın bunların hiçbiriyle ilgilenmeyip ısrarla ve inatla homoseksüellik konusuna odaklanması çok dikkat çekicidir. Bu durum, vakfın gündemini ve amacını kimlerin belirlediğini gözler önüne sermektedir.

Quilliam Vakfı, İslam adına faaliyet yaptığı izlenimi oluşturmak için düzenlediği toplantıların tanıtımına ya da duyurularına çoğu zaman dini içerikli kelimeler dahil eder. Bu şekilde dinin lehine bir çalışma yaptığı görüntüsüne bürünürken, aslında Kuran’ın hükümlerine açıkça aykırı olan görüşlerle ortaya çıkmaktadır.

Örneğin 15 Mart 2016 tarihinde Quilliam Vakfı, bir başka vakıf ile birlikte “Dinler Arası İşbirliği” adı altında yine homoseksüellik propagandası yapan bir konferans düzenlemiştir. Quilliam Vakfı’ndan Haydar Zaki bu toplantıyı sayfasında duyururken, “Biz değerlerimiz için dimdik ayakta durduk, onlardan hiç taviz vermedik, en marjinal olanları destekliyoruz. LGBT ve hakları.” sözleriyle gerçek amacın İslam değerlerinden ziyade LGBT savunuculuğu olduğunu açıkça ifade etmiştir.396

Quilliam Vakfı’nın kurucularından Maajid Nawaz, 2014 yılında BBC’de katıldığı bir programda yoğun olarak homoseksüellik propagandası yapmıştır. “Hem Müslüman Hem Homoseksüel Olunur mu?” başlıklı programda Nawaz, “Evlilik öncesi sekse ve homoseksüel evliliğe karşı çıkmak bağnaz fikirlerdir” iddiasını öne sürmüş ve her türlü homoseksüel ilişkinin ve homoseksüel evliliğin Müslümanlar tarafından kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.397

QuilliamHomo2 QUILLIAM VAKFI
Maajid Nawaz, bir homoseksüel yürüyüşünde, İslam’ın sembolü olan hilal ve yıldızın bulunduğu bayrağı homoseksüel renklerine boyayarak, kendince Müslümanlara mesaj vermeye çalışmaktadır.

(Üstte ve solda) Yalda Hakim ve homoseksüelliği destekleyen paylaşımları

Maajid Nawaz’ın 13 Nisan 2016 tarihli yazısının başlığı ise, “Modern Müslümanlar neden homoseksüel cinsellikten korkuyorlar? Müslümanların Altın Çağında böyle değildi” şeklindedir.398 Peygamberimiz (sav) dönemine atıfta bulunan ve açıkça Peygamberimiz (sav)’e iftira tarzındaki ifadeler içeren bu yazıda iki erkeğin dudak dudağa resmi kullanılmıştır. Nawaz, yazısında güya pek çok sözde İslam aliminin homoseksüelliği normal gördüğünü iddia ederken, bu konuya örnek olarak da Rumi’yi vermektedir. Mevlana Celaleddin Rumi olduğu iddia edilen kişinin, Şems Tebrizi’ye olan aşkını eserlerinde ifade etmesini kendince homoseksüelliği savunmak için delil olarak kullanmıştır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Mevlana’ya ait olduğu iddia edilen eserlerin sonradan değiştirilmiş veya bu ifadelerin sonradan söz konusu eserlere eklenmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca Nawaz’ın bu yazısında bahsini ettiği “homoseksüelliği öven İslam alimleri” gerçekte yine İngiliz derin devletinin projesi olarak ön plana çıkarılan sözde alimlerdir. Bu kişilerin görüşlerinin hiçbir Kurani dayanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Kuran veya İslam adıyla ortaya çıkarak homoseksüelliği İslam dini ile bağdaştırma çabalarının hiçbir geçerliliği yoktur.

Görülebildiği gibi İngiliz derin devletinin iki ideolojisi, birbirini tamamlamak üzerine kullanılmaktadır: Homoseksüellik gibi Kuran’da haram kılınmış bir eylem, İslam ile bağdaştırılmaya çalışılmış, bunun için de Rumilik referans olarak gösterilmiştir. Bu oyuna dikkat edilmelidir!

QuilliamHomo1 7 QUILLIAM VAKFI
(Üstte solda) Quilliam Vakfı’ndan Haydar Zaki, katıldığı homoseksüellikle ilgili toplantıyı sayfasında duyururken

(Altta solda) Maajid Nawaz’ın “Modern Müslümanlar neden homoseksüel cinsellikten korkuyorlar?” başlıklı yazısı dudak dudağa vermiş iki erkeğin resmi ile yayınlandı.

QuilliamHomo3 QUILLIAM VAKFI
Quilliam Vakfı öncülüğünde gerçekleşen homoseksüellik propagandası, mümkün olan her imkanda ön plana çıkarılmaktadır. Bu kirli oyun Müslüman alemine yönelik özel bir oyundur.
QuilliamHomo3 1 QUILLIAM VAKFI
Yukarıda, Quilliam üyelerinin homoseksüellikle ilgili olarak yaptıkları paylaşımlardan birkaçı görülmektedir
QuilliamHOMOed YD 1 QUILLIAM VAKFI
Ed Husain, sıklıkla, İslam dinini homoseksüellikle bağdaştırmaya çalışan paylaşımlar yapmaktadır. Oysa Müslümanlar, dinlerini, Ed Husain’in paylaşımlarından değil, Kuran’dan öğrenirler. Kuran’da ise homoseksüellik bir “iğrençlik” olarak tasvir edilmiş ve kesin olarak haram kılınmıştır.

(Sol üstte) Ed Husain: “Gerçekler: Batılı liberaller homoseksüel karşıtlığını konuşuyorlar, fakat Müslüman dünyasında çok az evde homoseksüellik normal kabul edilecek. Bu bir kültür savaşı. Akılsızca.”

(Sol Ortada) Ed Husain: “Osmanlı Türkleri ve halifelik 1858’de homoseksüelliği suç olmaktan çıkardı. Evet, 1858’de. Püritenlik için bağnazca yükseliş yakın zamana ait.”

QuilliamHOMOed YD 2 QUILLIAM VAKFI
(Üstte) Ed Husain, Ramazan ayında Londra homoseksüel yürüyüşüne katılan Müslüman Belediye Başkanı ve Müslüman Polis Şefini övüyor.

(Sağda) Maajid Nawaz’ın Rumilik ve homoseksüellikle ilgili paylaşımları:

  1. Nawaz: ”Rumi, Üstad (Mevlana), Afganistan’da doğan Pers kökenli bir kişi ve Türkiye’de öldü. Onun kitaplarını okumaktan hiç sıkılmıyorum.”
  2. Nawaz: ”Rumi’nin yolundan yürümeye can atıyorum.”
  3. Nawaz:  “…Homofobi Müslümanlar arasında çok yaygın. İslam bugün reform edilmeli.”
  4. Nawaz: ”Bu tarihi günde homoseksüel evlilik İngiltere’de artık yasal sayılıyor.”
Homo Din2 QUILLIAM VAKFI
İngiliz derin devletinin başlattığı kampanya dahilinde, İbrahimi dinler ile homoseksüelliği sözde bağdaştırmak için yapılan etkinlikler her yerdedir.

HOMOSEKSÜELLİK KURAN’DA HARAM OLAN BİR FİİLDİR

Homo Din1 QUILLIAM VAKFI
Müslümanları pasifleştirmeye yönelik homoseksüel propagandalardan bir kısmı resimlerde görülmektedir. İlk homoseksüel imam diye tanıtılan kişiye, lezbiyen bir imam namaz kıldırmakta, bu namaz LGBT flamalarının üzerinde gerçekleşmektedir.

İlk Müslüman homoseksüel evliliği olarak pek çok yerde haber yapılan yukarıdaki resim, Müslümanları bu haram fiile alıştırma politikasıdır. Aklı başında hiçbir Müslüman bu sinsi oyuna gelmemektedir.

 Homo Din2 1 QUILLIAM VAKFI
 Özel oluşturulan homoseksüel gösterileri ile homoseksüel Müslümanların propagandası yapılmaktadır. Oysa propagandası yapılan bu kişiler, genellikle İslam dini ile ilgisi olmayan, İngiliz derin devletinin destekçiliğini yapmakla görevlendirilmiş kişilerdir.
“Hem homoseksüel hem de Müslüman olmaktan gurur duyuyorum” şeklindeki pankartlar, sadece köklü ve sinsi bir oyunun parçasıdır.
TheUnbreKonusmaci 171x1024 QUILLIAM VAKFI
Asifa Lahore
Aria Alagha
Khakan Qureshi
Peter Tatchell
Matt Ogston

Bir Zihin Kontrolü Paneli: Unbreakable Rope

İslam’ı, haram bir fiil olan homoseksüellikle bağdaştırma amacıyla yapılan algı operasyonu örneklerinden biri “Unbreakable Rope” (Kopmaz Halat) adı altında gerçekleştirilen paneldir. Panelin konuşmacıları ise şu özelliklere sahip kişilerdir:

Asifa Lahore; İngiltere’nin en önde gelen transseksüellerinden biri olarak biliniyor. Homoseksüelliğiyle ve homoseksüelliği konu alan tiyatro oyunlarıyla tanınıyor.

Aria Alagha; Londra’da yaşayan homoseksüel bir sosyal medya uzmanı. Ailesi İran’lı. Müslüman dünyası içinde homoseksüellerin sözde meşru görülmesi için çalışmalar yapıyor.

Khakan Qureshi; 22 yaşından bu yana homoseksüel hayat yaşadığını söylüyor. Yazılarıyla, katıldığı programlarla, anlatımlarıyla, Müslümanlar arasında homoseksüelliği gündemde tutan kişilerden biri.

Peter Tatchell; İngiltere’nin en bilinen homoseksüellerinden biri. Bir çok ülkede homoseksüel evliliklerin yasallaştırılması için örgütlü çalışmalar yapıyor.

Matt Ogston; homoseksüel ilişki yaşadığı kişi intihar edince onun adına kurduğu vakıf üzerinden homoseksüelliğin sözde meşrulaştırılması için faaliyet yapıyor.

Quilliam Vakfı’nın Darwinizm ve Rumilik Propagandası

Quilliam Vakfı, bilim dışı hurafe ve aldatmacalarla yaşatılmaya çalışılan evrim sahtekarlığını yaymak amacıyla birçok faaliyet düzenlemektedir. Bu amaçla, dünyanın farklı ülkelerinden evrimci bilim adamlarını bir araya getirmekte ve konferanslar yoluyla kitlelere Darwinist propaganda yapmaktadır. Fakat bu konudaki asıl faaliyeti, İslam dini ile evrim teorisini kendince bağdaştırmaya çalışmaktır. Bunun için yine Müslümanların içinden hedeflerine uygun çeşitli kişiler seçilmekte ve bu kişiler sözde Müslüman kimlikleriyle ortaya çıkıp evrimi savunmakta, daha da ileri giderek Kuran’da evrimin olduğu aldatmacasını Müslümanlara empoze etmeye çalışmaktadırlar.

Vakıf ayrıca, kendi bünyesinde görevlendirdiği temsilcilerini, evrim aldatmacasını anlatmaları için İslam ülkelerine göndermektedir. Müslüman kimliği altındaki kişiler, özellikle İslami kelimeler kullanarak, her şeyin sözde tesadüfler sonucu meydana geldiği yalanını üniversitelerde, eğitim kurumlarında seminer ve paneller yoluyla yaymaya çalışmaktadırlar.

2008 yılından beri Quilliam Vakfı’nda kurucu danışman sıfatıyla bulunan Usama Hasan, İslam’da evrim olduğu iddiasını ön plana çıkarmakla görevlendirilmiş kişilerdendir. 5 Ocak 2013’te “Müslümanlar Evrimi Yanlış mı Anladı?” adlı bir panel gerçekleştiren Hasan, 29 Ocak 2013 tarihinde de, University of the Third Age’de (U3A) “İslam ve Evrim Teorisi” konulu bir konferans vermiştir. Hasan, evrim teorisine karşı çıkanları bilimden habersiz olmakla itham etmiştir. Dünyanın en büyük bilim safsatası olan evrimi, “bilim” kılıfı altında sunarak; evrime inanmayanları ise “evrim karşıtı” olarak empoze ederek kendince propaganda yapmaya çalışmıştır.

QuilliamEvrimYD3 QUILLIAM VAKFI
Quilliam Vakfı’nın kurucu danışmanı Usama Hasan, Müslümanlar arasında sahte evrim teorisini yaygınlaştırmakla görevlendirilmiştir. Hasan, “İslam ve Evrim Teorisi Gerçeği” sunumunu yaparken, evrim teorisine tarih boyunca destek veren kişilerden söz etmiş ve Rumi’den de örnekler vermiştir.

Quilliam Vakfı öncülüğünde yürütülen bu İslam’a aykırı algı operasyonu, İngiltere’nin önde gelen yayın organları tarafından desteklenmektedir. Örneğin, Usama Hasan’ın evrim aldatmacasını anlattığı makalesi, İngiltere merkezli The Guardian gazetesinde yayınlanmıştır.

Evrim sahtekarlığını, İslam alemine yayma projesi için görevlendirilen Usama Hasan, Mayıs 2014’te Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde gerçekleştirilen uluslararası bir konferansa da katılmıştır. 500 öğrencinin katıldığı konferansta “Islam and the Theory/Fact of Evolution” (İslam ve Evrim Teorisi/Gerçeği) başlıklı bir sunum yapmıştır. İslam ülkeleriyle yaptığı toplantılarda, şahsıyla ilgili verdiği bilgilerde kendisini “şeyh” olarak tanıtan Usama Hasan, hem Yaratılışı hem de bilimi inkar eden anlatımlarıyla açıkça İslam’a ve bilime karşı çıkan bir çalışma içindedir.

Usama Hasan, Erzurum Atatürk Üniversitesi’ndeki konuşmasında Peygamberimiz (sav)’in ismini kullanarak “insanların aşağı hayat formlarından evrimleştiği ile ilgili Muhammedi teori” ifadelerini kullanmıştır. [Peygamberimiz (sav)’i tenzih ederiz] Oysa Peygamberimiz (sav), Kuran’daki ayetler ile Allah’ın varlığının ve Yaratılışın delillerini ortaya koymuş, Allah’ın gökleri ve yeri bir anda yarattığını tüm insanlığa tebliğ etmiştir.

Quilliam Vakfı, bu faaliyetlerin yanı sıra, İslam ülkelerinde birçok resmi ya da özel kurum ile bağlantıya geçerek İslam’ın özüne aykırı olan Darwinist ideolojiyi konferanslar ve toplantılar yoluyla var gücüyle savunmaktadır.

QuilliamEvrim Y2 QUILLIAM VAKFI
Quilliam Vakfı tarafından evrim propagandası yapmak üzere görevlendirilen Usama Hasan, 7 Mayıs 2014’te “Müslümanlar Evrimi Yanlış mı Anladı?” adlı sunumunu, Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde; 7 Mayıs 2015’deki “İslam ve evrim hakkında yanlış bilinenler” adlı sunumunu da Y. Beyazıt Üniversitesi’nde yapmıştır.

Quilliam Vakfı, İngiliz derin devletinin yüzyıllar önce yürürlüğe koyduğu projeyle paralel olarak, İslam alemine evrim sahtekarlığını kabul ettirmek için çeşitli etkinlikler düzenlemektedir. Bu etkinliklerde ön plana çıkarılan isim, Usama Hasan’dır.

Quilliam Vakfı, İslam ve bilim alanında sözde çalışmalar yapıyor izlenimini güçlendirmek için, özellikle İslami kesimleri etkileyecek farklı organizasyonlarla da bağlantılı görünmeye gayret etmektedir. Bu amaçla, “Muslim Science” isimli kuruluş ile ortaklaşa bir faaliyet içindedir. Vakfın böylece, bilimsel ve dini konularda Müslümanlar arasında otorite gibi görülmesi amacıyla İngiliz derin devletinin desteğini aldığı görülmektedir. Düzenlenen İslam ve bilim konulu konferanslar ise genelde üniversitelerde gerçekleşmekte ve evrim ile İslam dinini bağdaştırma amacını taşımaktadır. İngiliz derin devletinin para, şöhret, makam, itibar gibi dünya menfaatleriyle kendisine bağladığı çeşitli Müslüman görünümlü vakıflar, kuruluşlar ya da akademisyenler bu toplantılarda İslam dinine muhalif konuları çeşitli sunumlarla aktarmaktadırlar.

18-20 Ocak 2013 tarihlerinde Paris Üniversitesi’nde, ayrıca Muslim-Science kuruluşu ile birlikte Londra Üniversitesi’nde “İslam ve Bilim” adı altında düzenlenen konferanslar bu çabalara örnektir. Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan, Mısır, Fransa, İngiltere ve ABD’den katılan konuşmacıların gündeme getirdiği konular, inkarcı ve anarşist felsefenin zeminini oluşturan evrim teorisidir.

Söz konusu konferans dizisinde Usama Hasan, evrim düşüncesinin tarihiyle ilgili bir sunum yapmış ve bu iddiaların Müslüman medeniyetlerde güya yüzyıllardır var olduğunu, hatta Rumi ve İbn Haldun gibi düşünürlerin evrim teorisini desteklediklerini anlatmıştır.

Oysaki İbn-i Haldun’un İslami bir kimliğinin olmadığı, materyalist bir sosyolog olduğu, hiçbir görüşünün Kuran’la ve İslam’la bağdaşmadığı herkesin malumudur. Dolayısıyla, İbn-i Haldun’un evrimle ilgili düşüncelerinin İslam düşüncesi açısından hiçbir değeri yoktur. İbn-i Haldun’un isminin Arapça olmasından yararlanarak onu İslam düşünürü gibi tanıtmak ve buradan evrim teorisine kapı açmaya çalışmak, bir algı operasyonundan başka bir şey değildir.

QuilliamEvrim YD QUILLIAM VAKFI
Batıl bir pagan felsefesi olan Darwinizm’i savunan Deen Enstitüsü’nün düzenlediği konferansta, Usama Hasan, sahte evrim iddialarını İslam’a dahil etmeye çalışmıştır.
QuilliamEvrimYD2 QUILLIAM VAKFI
12-13 Şubat 2015 tarihinde İstanbul’da yapılan “İslam ve Bilim” başlıklı toplantı, İngiliz derin devletinin desteklediği Quilliam Vakfı öncülüğünde gerçekleşmiştir. Toplantıda, yoğun olarak Allah’ı inkar eden evrim propagandası yapılmaktadır. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun başkanlık yaptığı toplantıya, pek çok İslam ülkesinden akademisyenler katılmıştır. Toplantı sonunda yayınlanan ve editörlüğünü Usama Hasan’ın yaptığı 230 sayfalık rapor, İstanbul Deklerasyonu adı altında yayınlanmıştır ve sahte evrim teorisinin propagandasını yapmaktadır. Bu raporun önsözü yine Ekmeleddin İhsanoğlu’na aittir.

Usama Hasan evrim sahtekarlığına kendince destekçi bulmak için Rumi’den örnek verirken aslında İngiliz derin devletinin felsefi planını da ortaya koymaktadır. İngiliz derin devletinin desteklediği ve örgütlediği grupların ve kişilerin Rumi felsefesini benimsemelerinin asıl nedeni toplumları gerçek İslam’dan uzaklaştırmak, İslam dünyası içinde homoseksüellik ve Darwinist felsefeyi yaygınlaştırabilmektir.

Usama Hasan, 30 Kasım 2013’te Quilliam Vakfı’nı temsilen katıldığı bir başka toplantıda, yine Müslüman yaratılışçıların bilimi reddettikleri iftirasında bulunmuştur. Hasan’ın bu iddiasının tam aksine, günümüzde Müslümanlar, ilmi gerçekler ışığında yaratılışın delillerine ulaşmaktadırlar. Evreni yoktan var eden Allah, bu Yaratılışın bilimsel dayanaklarını da birlikte yaratmıştır. Bu deliller, baktığımız her yerde gözler önündedir. Bugün bilimin her dalı, “yoktan yaratılışı” ispat etmiştir. Paleontologlarca bulunan 700 milyondan fazla fosil, canlıların bir anda var olduklarını ve hiçbir değişim geçirmediklerini ispatlamaktadır. Genetik bilimi ve moleküler biyoloji ise tek bir proteinin bile tesadüfen oluşamayacağını, bir proteinin oluşabilmesi için 60’dan fazla proteinin aynı anda ve aynı yerde var olması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu bilimsel gerçek, Kuran ile uyum içindedir. Dolayısıyla Hasan’ın demagojisi gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Müslüman yaratılışçılar, Kuran’da gördüklerini, bilimsel delillerde de görmektedirler. Evrim teorisi tümüyle bilim karşıtlığıyken, Yaratılış tam anlamıyla bilimselliktir.

Bilim tüm branşlarıyla evrenin işleyişinde, canlıların vücutlarında ve yaşayışlarında, atomun yapısında, hücrenin içinde ve gözümüzü çevirdiğimiz her yerde müthiş bir ölçü, düzen ve akıl olduğunu ortaya koyar. Aklıyla ve vicdanıyla bakabilen herkes için bu yüksek aklın sahibinin Allah olduğu çok açıktır ve Allah, sonsuz sanatını matematik bir mükemmellik içinde evrende tecelli ettirmiştir. Yüce Allah bu gerçeği pek çok ayetinde bildirmiştir. O ayetlerden bazıları şu şekildedir:

Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “OL” der, o da hemen olur. (Bakara Suresi, 117)

Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi, 99)

Quilliam Vakfı’nın bir başka toplantısı ise yine Usama Hasan öncülüğünde 12-13 Şubat 2015 tarihinde İstanbul’da organize edilmiştir. John Templeton Vakfı ve Türk Bilim Tarihi Kurumu’nun desteklediği toplantıya Ekmeleddin İhsanoğlu başkanlık yapmıştır. İslam ve bilim konusunda sorulan sorulara cevap verme iddiasıyla oluşturulan çalışma grubuna İran, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere, Katar, Türkiye, Ürdün, ABD, Pakistan gibi ülkelerin çeşitli üniversitelerinden akademisyenler dahil edilmiştir. Toplantı sonucunda yayınlanan ve Usama Hasan’ın bizzat editörlüğünü yaptığı 230 sayfalık rapora göre toplantının amacı yine “İslam” başlığı altında Darwinizm’e destektir.

Raporda, Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlı’da evrim düşüncesinin gelişimini anlatırken Türk aydınlara biyolojik evrimin tanıtıldığını, evrim teorisi hakkında yapılan çalışmaları, sosyal Darwinist düşüncenin ve evrim tartışmalarının nasıl başlatıldığını ve sözde evrim delillerinin ve doğal seleksiyonun nasıl ders kitaplarına girdiğini açıklamıştır. Fakat, Darwinist propaganda niteliği taşıyan söz konusu raporda evrim sahtekarlığının sanki bir modern düşünce şekliymiş gibi kabul gördüğü savunulmuş ve Allah’ın Yaratmasının delillerinden hiç söz edilmemiştir. Hiçbir paragrafta veya sayfada, evrim teorisinin gerçekte bilimsel hiçbir delil ile desteklenmediği, 700 milyondan fazla fosilin tamamının yüz milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişime uğramamış fosillerden oluştuğu ve tek bir proteinin dahi kendi kendine oluşamayacağı belirtilmemiştir.

Toplantı sonrasında yayınlanan ve Ekmeleddin İhsanoğlu ve Usama Hasan’ın imzalarını taşıyan “İstanbul Deklarasyonu” adlı açıklama bu organizasyonun amacının evrim teorisine destek vermek olduğunu doğrulamıştır. Açıklama şöyledir:

(Kuran’a uygun olmayan ifadelerden Allah’ı ve İslam’ı tenzih ederiz.)

Kuran, bir bilim Kitabı (veya bilimsel gerçeklerin Kitabı) olarak okunmamalıdır.

Kuran’da bilimsel mucizeler (veya deliller) bulma uygulaması zarar vericidir; aynı zamanda bilim ve dine her ikisine zararlı bile olabilir.

Biyolojik evrimin bilimsel gerçekleri ve buna bilimsel olarak reddedilemez insanın evrimi de dahil olmak üzere tüm iddialar cevaplanarak İslam teolojisiyle ve geleneğiyle uzlaşabilir.

Bilim, Allah’ın varlığını ispatlayamaz veya tersini ispat edemez.

Oysa Kuran, bilimsel birçok gerçeğin, hatta günümüzde henüz gerçekleşen kimi bilimsel keşiflerin 1400 yıl öncesinden haber verildiği olağanüstü İlahi bir kitaptır. Bilimsel tüm deliller, Kuran’daki gerçeklerle bağdaşmaktadır. İşte bu nedenledir ki, Kuran’ın pek çok ayeti çok büyük mucizelerle doludur.

Anlaşılan o ki, bu deklarasyonun imzacıları için sorun, onların “kendi teorileri”nin Kuran’a uymamasıdır. Kendi sahte teorilerini Kuran’da bulamadıkları için Kuran’ı reddetme yoluna gitmiş, kendi sahte teorilerini, “İslam teolojisi” adı altında kurguladıkları yeni bir din ile bağdaştırmaya çalışmışlardır. (İslam dinini tenzih ederiz)

Söz konusu imzacılar çok yanılmaktadırlar: Kuran, bilimin delillerini göstermekte, bilim de Allah’ın varlığını açıkça, milyonlarca delille ispat etmektedir.

Tesadüfi süreçleri ve evrimi adeta gerçekmiş gibi zannedenlere Allah’ın hitabı şu şekildedir:

Sizin Allah’tan başka taptıklarınız, Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, Kendisi’nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler. (Yusuf Suresi, 40)

O’na icabet olunduktan sonra, Allah hakkında (sözde) ‘deliller öne sürüp tartışanların’ delilleri, Rableri Katında geçersizdir… (Şura Suresi, 16)

Quilliam Vakfı’nın söz konusu çalışmalarına bakıldığında, genel olarak vakıf bünyesindeki tüm faaliyetlerin sözde “Müslümanları reform etme” çabası gibi lanse edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Vakıf, resmi duyurularında güya “yeni bir yorumla insan hakları ve demokratik kültürü yaymak için çalıştıklarını” öne sürmektedir. Oysaki onların “reform”, “yeni yorum” gibi pırıltılı kavramlarla Müslümanlara pazarlamaya çalıştıkları şeyler, “Darwinizm, Rumilik ve homoseksüellik gibi Kuran’a en zıt davranışlar ve felsefelerdir.

Eğer burada kast edilen reform, dinin özüne dönmek, İslam’ın gerçek değerlerini savunmak ve anlatmak olsaydı, Quilliam Vakfı bünyesindeki tüm faaliyetlerde Allah’a imanın güçlendirildiği, Kuran’ın mucizelerinin anlatıldığı, iman delillerinin tanıtıldığı ve Kuran ayetlerinin yer aldığı görülürdü. Fakat Quilliam üyelerinin yazılarında, vakıf faaliyetlerinde ve sosyal medya hesaplarında Allah’ın ayetlerine genellikle yer verilmemektedir.

Vakfın kurucusu Maajid Nawaz kitabında, “Ben ideal olarak tüm Müslümanların ya reform yanlısı Müslümanlar ya da sadece kimliği Müslüman olan vatandaşlar olmalarını isterdim” derken samimi olarak imanı yaşayan bir dindarlığı tavsiye etmemektedir. “Reform yanlısı Müslüman” ifadesi, Nawaz için homoseksüellik gibi haram fiilleri savunan, Darwinizm ve Rumilik gibi İslam karşıtı felsefeleri benimseyen etkisiz, pasif, bir anlamda dine muhalif kitlelerdir. Ed Husain, bu hedefini şu sözlerle ifade etmiştir:

Müslümanların politikaya bakışına reform getirmemiz ve Sufi [Rumi] çizgisi paralelinde geleneksel içtihat bilgimizi yenilememiz gerekiyor.399

Bu çabaların samimiyetsiz olduğunun delili Kuran’da oldukça açıktır: Kuran’da evrim yoktur. Bir proteinin dahi tesadüfen oluşması mümkün değildir. 700 milyonun üzerinde fosil hiçbir değişiklik göstermeden günümüze kadar kalmıştır ve tüm canlıların yaratıldığını ilan etmektedir. 700 milyon fosil içinde evrimin gerçekleştiğini ispat eden tek bir tane dahi fosil bulunmamaktadır. Cinlerin, meleklerin, Hz. Musa (as)’ın yılana dönüşen asasının hiçbir evrim geçirmeden bir anda yaratılması gibi, insan da, tüm diğer canlılar da bir anda yaratılmıştır. Bilimin her kolu bu gerçeği yüksek sesle ilan etmektedir. Kuran’ın ve bilimin gösterdiği açık gerçeklere rağmen İslam ile Darwinizm’i bağdaştırmaya çalışmak, sonuçsuz bir çabadır.

Maajid Nawaz, tanınmış ateist ve İslam karşıtı Ayaan Hirsi Ali ile katıldığı bir programda, “Hz. Muhammed’in yaptığı her şeyi desteklemiyorum” demiş ve tıpkı Darwinistler gibi Allah’ın her şeyi “Ol” emriyle yarattığı gerçeğini inkar ederek, insanların bir tür hayvan olduğunu iddia etmiştir. Söz konusu programda şu sözleri sarf etmiştir: “… İki aşırı uç arasında bir denge kurmaya çalıştım. Ama insanlar kompleks hayvanlar.400

QuilliamEvrim QUILLIAM VAKFI
 Tanınmış bir ateist ve İslam karşıtı olan Ayan Hirsi Ali, Maajid Nawaz’a destek veren isimler arasındadır. Nawaz’a en büyük desteğin ateist ve İslam karşıtlarından gelmesi kuşkusuz düşündürücüdür.
QuilliamEvri1 QUILLIAM VAKFI
Maajid Nawaz’ın kendisine ve görüşlerine en büyük destek, bir ateist ve Darwinist olan Richard Dawkins’ten gelmektedir.

(Ortada) Nawaz, iki ateist Richard Dawkins ve Bill Maher ile

Majid Nawaz’ı destekleyen bir başka ateist ve Darwinist isim ise Sam Harris’tir. İslam’a karşı saldırgan ifadeleriyle tanınan Harris, Nawaz ile birlikte bir kitap yazmıştır.

Adı geçen bu kişilerin en büyük destekçilerinin de İslam karşıtı ateist Darwinistler olması dikkat çekicidir. Maajid Nawaz, İslam karşıtı ateist Sam Harris’in ardından en büyük desteği bir başka İslam karşıtı ateist ve Darwinist Richard Dawkins’ten almıştır. Yaptığı açıklamalarda, “İnsanların dinlerine saldırmalı. Bence dine her fırsatta saldırarak konuşmak gerekir” diyen, “ülkeye alınacak Suriyeli ve Iraklı mültecileri seçerken İslam’a olan inançlarını yitirmiş olanlara öncelik tanınması gerektiğini” iddia eden Dawkins, sitesinde Maajid Nawaz’ı övgülerle tanıtmış ve sosyal medya hesabında İngiltere’deki seçimlerde Nawaz’a oy vermeleri için takipçilerine tavsiyede bulunmuştur. Dawkins’in tweeti şöyledir:

Partiye değil de kişiye oy verme imkanım olsaydı, Hampstead ve Kilburn’den Maajid Nawaz’a oy verirdim.

Richard Dawkins’in ateist Ayaan Hirsi Ali ve Maajid Nawaz ile ilgili bir başka tweeti ise şu şekildedir:

İki muhteşem insan, iki gerçek kahraman: Maajid Nawaz ve Ayaan Hirsi Ali.

Maajid Nawaz, Dawkins ile görüşmesi sonrasında Allah ve İslam hakkındaki düşüncelerini ise şöyle ifade etmektedir: “Şimdi senden ayrılırken saçlarım beyaz, kafam karışık, sorularım ve kuşkularım var, ruhum Allah’la savaş halinde…” (Allah’ı ve İslam’ı tenzih ederiz)

Maajid Nawaz’ın bir başka tweeti de şu şekildedir:

Richard Dawkins ve Sam Harris. Sam ile yaptığım konuşmadan inanılmaz derecede gurur duyuyorum. Bana daha iyi bir gelecek için umut veriyor.

Nawaz’ın Rumiliği öven sözleri ise şöyledir:

Rumi, Üstad, Afganistan’da doğan Pers kökenli bir kişi ve Türkiye’de öldü. Onun kitaplarını okumaktan hiç sıkılmıyorum.

Rumi’nin yolundan yürümeye can atıyorum.

Rumi’yi seviyorum. Bunu anılarımda yazdım, eğer benimle ilgili herhangi bir şey bilseydin, bunu da bilirdin.

QuilliamEvrim2 1 QUILLIAM VAKFI
Ateist ve Darwinist Richard Dawkins, sıklıkla Maajid Nawaz’a övgüler yağdırmaktadır.

(En üstte) Richard Dawkins: “İki muhteşem insan, iki gerçek kahraman: Maajid Nawaz ve Ayaan Hirsi Ali. Londra’da 23 Şubat’taki konuşmaları”

(Üstte) “Richard Dawkins ile Dayanışma”

 

QuilliamEvrim1 QUILLIAM VAKFI
Richard Dawkins: “Partiye değil de kişiye oy verme imkanım olsaydı, Hampstead ve Kilburn’den Maajid Nawaz’a oy verirdim. Gerçek anlamda ahlaklı ve cesur bir adam”

Maajid Nawaz:  “Richard Dawkins ve Sam Harris. Sam ile yaptığım konuşmadan inanılmaz derecede gurur duyuyorum. Bana daha iyi bir gelecek için umut veriyor.”

 

QuilliamRumi2 QUILLIAM VAKFI
İngiliz derin devletinin etkisindeki kişiler, Rumi’nin sözlerini, genellikle sosyal medya paylaşımlarında özel mesajlar vermek amacıyla kullanırlar.
QuilliamRumi2 1 QUILLIAM VAKFI
Ed Husain, Usama Hasan, Haras Rafiq, Maajid Nawaz gibi İngiliz derin devletinin desteğini alan kişiler, paylaşımlarında özellikle Rumiliğe yer vererek, Rumiliğin bir İngiliz derin devleti sembolü olduğunu ima ederler.
RumiMevlevi2 1 QUILLIAM VAKFI
İngiliz derin devletinin “homoseksüel Rumiler” propagandası, doğrudan İslam alemini hedef almaktadır.
QuilliamEvrim2 Recovered QUILLIAM VAKFI
Maajid Nawaz’ın Rumilik propagandası yaptığı tweetler:

“Sessizlik seni hayatın özüne götürsün. #Rumi”

“Sen bir damlasın, dinle. Pişman olmadan kendini ver ve karşılığında okyanusu al. #Rumi”

“Bilinen görüşler ruhlarımızın yıkımıdır. #Rumi”

“Ben yanıyorum. Kimin ateşi yoksa, anlamsızlığını benim ateşimle yaksın. #Rumi”

QuilliamRumi 1 QUILLIAM VAKFI
Quilliam Vakfı, kendi resmi internet sitesinde de sık sık Rumilik propagandası yapan makaleler ve videolar yayınlamaktadır. Buradaki amaç, Rumi’nin eserlerinde bulunan ve homoseksüellik, Darwinizm ve dinsizlik propagandası yapan bölümlerin desteklenmesi ve bu şekilde İslam aleminin Kuran dışı ve gayriahlaki bir inanç sistemine yöneltilebilmesidir. Bu tip çevrelerde, Hristiyanların, hatta İslam karşıtlarının dahi Rumi olması bu açıdan dikkat çekicidir.
HOMO yanda QUILLIAM VAKFI
İngiliz Derin Devletinin Tarihi Geleneği

İngiliz derin devleti, himayesi altına almak istediği liderlere tarih boyunca çeşitli dayatmalarda bulunmuştur. Homoseksüellerle aynı karede resim çektirmeye zorlamak, bu dayatmaların başlıcasıdır.

Tarihte Hindistan Kralı, son dönemlerinde Abdülaziz Han ve günümüzde Donald Trump, yanlarındaki homoseksüellerle zorla resim çektirmek durumunda bırakılmışlardır.

DİPNOTLAR:

  1. Ben Quinn, “Tommy Robinson link with Quilliam Foundation raises questions”, The Guardian, 12 Ekim 2013, https://www.theguardian.com/uk-news/2013/ oct/12/tommy-robinson-quilliam-foundation-questions-motivation
  2. Vikram Dodd, “Spying morally right, says thinktank”, The Guardian, 16 Ekim 2009, https://www.theguardian.com/uk/2009/oct/16/spying-morally-right-says-thinktank
  3. Eric Lichtblau, “Nominee Is Hard Charger on Legal War on Terror”, The New York Times, 12 Ocak 2005, http://www.nytimes.com/2005/01/12/politics/nominee-is-hard-charger-on-legal-war-on-terror.html
  4. Nafeez Ahmed, “How Violent Extremists Hijacked London-Based ‘Counter-Extremism’ Think Tank”, Alternet, 28 Nisan 2015, http://www.alternet.org/world/ how-violent-extremists-hijacked-london-based-counter-extremism-think-tank
  5. Jonathan Owen, “Islamic State: British fighters make up a quarter of foreign jihadists”, The Independent, 20 Ağustos 2014, http://www.independent.co.uk/news/ world/middle-east/islamic-state-backgrounder-british-fighters-make-up-a-quarter-of-foreign-jihadists-9681547.html
  6. Jonathan Githens-Mazer – Robert Lambert, “Quilliam on Prevent: the wrong diagnosis”, The Guardian, 19 Ekim 2009, https://www.theguardian.com/commentisfree/belief/2009/oct/19/prevent-quilliam-foundation-extremism
  7. “What is the ‘British Islam’ debate all about?”, 5 Pillars, 8 Şubat 2016, http://5pillarsuk.com/2016/02/08/what-is-the-british-islam-debate-all-about/
  8. https://www.google.com/maps/d/viewer?hl=en_US&m id=1gDKdv8np5oFWf4BZsA3qoKTn3LQ&ll=18.4796089478043%2C51.328125&z=4
  9. Katie Engelhart, “Revealing Quilliam, the Muslim Destroyers of the English Far-Right”, Vice, 10 Ekim 2013, https://www.vice.com/sv/article/jm9eqy/quilliam
  10. Vikram Dodd, “Spying morally right, says thinktank”, The Guardian, 16 Ekim 2009, https://www.theguardian. com/uk/2009/oct/16/spying-morally-right-says-thinktank
  11. “The Unbreakable Rope – An Exploration of Sexuality in Islam”, Free Word Centre, https://www.freewordcentre.com/whats-on/exhibitions/unbreakable-rope
  12. Maajid Nawaz, “How Obama Lost the Mideast to Putin”, The Daily Beast, 23 Şubat 2016, http://www.thedailybeast.com/how-obama-lost-the-mideast-to-putin
  13. Maajid Nawaz, “How to Beat Islamic State”, The Wall Street Journal, 11 Aralık 2015, https://www.wsj.com/articles/how-to-beat-islamic-state-1449850833
  14. Maajid Nawaz, “How ISIS Suckered the West”, Kataeb, 4 Aralık 2015, https://www.kataeb.org/articles/2015/12/ 04/how-isis-suckered-the-west
  15. Maajid Nawaz, Radical: My Journey Out Of Islamist Extremism, Lyons Press, 2013, s. 121
  16. CJ Werleman, God Hates You…: Making Sense of The Bible, iBooks
  17. Maajid Nawaz, Sam Harris, Islam and the Future of Tolerance: A Dialogue, Harvard University Press, 2015, s. 64-65
  18. Andrew Hough, “Anti-extremism scheme ‘spying on muslims'”, The Telegraph, 17 Ekim 2009, http://www. telegraph.co.uk/news/uknews/terrorism-in-the-uk/6353035/Anti-extremism-scheme-spying-on-muslims.html
  19. Nafeez Ahmed, “The circus: How British intelligence primed both sides of the ‘terror war'”, Middle East Eye, 27 Şubat 2015, http://www.middleeasteye.net/columns/ circus-how-british-intelligence-primed-both-sides-terror-war-55293733
  20. Nafeez Ahmed, “The circus: How British intelligence primed both sides of the ‘terror war'”, Middle East Eye, 27 Şubat 2015, http://www.middleeasteye.net/columns/ circus-how-british-intelligence-primed-both-sides-terror-war-55293733
  21. Ed Husain, The Islamist: Why I Became an Islamic Fundamentalist, What I Saw Inside, and Why I Left, Penguin Books, 2009, s. 181
  22. Husain, a.g.e., s. 143
  23. Husain, a.g.e., s. 183
  24. Husain, a.g.e., s. 167
  25. Husain, a.g.e., s. 173
  26. Husain, a.g.e., s. 89
  27. Husain, a.g.e., s. 115
  28. Husain, a.g.e., s. 41
  29. Husain, a.g.e., s. 103
  30. “Taking Creative Action Against Prejudice”, Free Word Centre, 21 Nisan 2916, https://www.freewordcentre. com/whats-on/creative-action
  31. “LGBT & straight Muslims march at Pride London”, Peter Tatchell Foundation, 27 Haziran 2015, http:// www.petertatchellfoundation.org/lgbt-straight-muslims-march-at-pride-london/
  32. BBC3 ‘Free Speech’ ‘Can you be Gay and Muslim?’ Maajid Nawaz vs Abdullah al Andalusi, Youtube, https:// www.youtube.com/watch?v=DJI7D5hU-mU
  33. Maajid Nawaz, “Why Does Gay Sex Scare Modern Muslims? It Didn’t in the Golden Age”, The Daily Beast, 13 Nisan 2016, http://www.thedailybeast.com/why-does-gay-sex-scare-modern-muslims-it-didnt-in-the-golden-age
  34. Maajid Nawaz, Radical: My Journey Out Of Islamist Extremism, Lyons Press, 2013, s. 216
  35. Maajid Nawaz ve Mehdi Hasan, “Age of extremes: Mehdi Hasan and Maajid Nawaz debate”, Newstateman, 4 Temmuz 2012, http://www.newstatesman.com/ politics/politics/2012/07/age-extremes-muslim-mehdi-hasan-maajid-mawaz

Ayrıca bakınız

İNGİLTERE’NİN TÜRKİYE’Yİ SAVAŞA DAHİL ETME ÇABALARI

İngiliz derin devleti, II. Dünya Savaşı’nın yaklaşmasıyla, Türkiye’yi savaşa dahil etmeye çalışmıştır. I. Dünya Savaşı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.